x

İş hukukunun ruhuna Fatiha okunsun istiyorlar - Murat Özveri

e-Posta Yazdır PDF
İşçinin ücretini gerçek ücreti üzerinden Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) bildirmek zorunda olan işveren.

İşçiye her ay çalıştığı saatleri, fazla çalışma saatini, hak ettiği ücreti, ücretten yapılan her türlü kesintiyi gösteren belge vermek zorunda olan işveren.

İş Yasası’nın işin düzenlenmesine ilişkin hükümlerine uymayan işveren. Örneğin:

Fazla çalışmalar dahil günlük çalışma sürelerinin 11 saati aşmaması gerekirken bu sürelere uymayan işveren.

Vardiya değişimlerinde işçiyi en az 11 saat dinlendirmesi gerekirken dinlendirmeyen işveren.

İşçiye yıllık ücretli izinleri kullandırtmayan işveren.

Kısaca İş Yasası’nı uygulamayan işveren.

İşverenlerin yasalara aykırı, keyfi, işçileri yağmalayan bir çalışma yaşamını sürdürmelerini engelleyecek hiçbir güç yok.

İş hukuku kağıt üzerinde kalmış, işverenler uygulamada İş Yasası’nı kolayca rafa kaldırmış durumda.

Sendikaların kendi başlarına hayırları kalmamış. Sendikalar, akla mantığa, uluslararası sözleşmelere aykırı yasaklarla kuşatılmışlığı kırmaktan çok uzakta.

İşyerlerinde gerçek anlamda denetimi yapacak, yasaların işyerinde uygulanıp uygulanmadığını belirleyecek, güvenceyle donatılmış işçi temsilciliği kurumu unutulmuş, kimse ağzına almıyor.

Bir daha hatırlatalım iş yasalarını fiilen uygulatmayan işveren.

Bu işverenin üyesi olduğu işveren sendikasının bağlı olduğu Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) 10 Mayıs 2018 tarihinde “Çalışma Hayatı İstişare Toplantısı” başlıklı bir toplantı yapıp diyor ki:

“İş davalarını sürekli işçiler kazanıyor.

İş davalarında emsal ücret araştırması yapılması bizi zor durumda bırakıyor.

Mahkemelerin iş hukukunda işçiyi koruma ilkesini sürekli uygulamaları bizi mağdur ediyor, mahkemeler biraz da işletmeyi korumayı düşünmeliler.

İş Yasası değişmeli, belirli süreli iş sözleşmesi için aranan objektif neden koşulu değiştirilmeli.

Deneme süresi 4 aya çıkartılmalı.

Telafi çalışma yaptırma süresi 6 ay olmalı.

Kısmi süreli çalışmada, çalışma süresi 30 saati aşsa da bu durum tam süreli çalışma olarak kabul edilmemeli, kısmi süreli fazla çalışma olmalı.

Toplu iş sözleşmesinden doğan alacaklara en yüksek işletme kredisi faizi uygulanmamalı.

İş davalarında zorunlu ara buluculuk desteklenmeli.”

Çok çarpıcı bir süreç yaşıyoruz: Emeğin yağmalandığı bir ülkede, çok ilginç, yağmalanan emeğin temsilcilerinden daha fazla işveren temsilcilerinin sesi duyuluyor.

TİSK’in eski başkanlarından Halit Narin 12 Eylül darbesini sevinçle karşılarken diyordu ki:

20 yıldır biz ağladık onlar güldü. Dengenin bozulduğu bir ortamda 12 Eylül’e gelen olaylar yaşandı. Grev hakkı ekonomik ve milli sınırları aştığı takdirde sınırlandırılmalıdır. Sendikalar yalnızca sendikal faaliyet içinde kalmalıdırlar.

12 Eylülden bugüne 38 yıl geçti. 38 yıldır, bireysel iş hukuku rafa kalktı, kolektif iş hukukunun esamesi okunmuyor. 38 yılda işverenlerin ağzından çıkan yasa oldu.

Bu durumda normal mantık kurallarına göre 38 yıl işçilerin ağlayıp işverenlerin gülmesi gerekirdi. İşverenler işçilerin ağlamasına da fırsat vermiyor. Hem içten içe gülüyor hem de ısrarlı bir şekilde ağlamaya devam ederek işçilerin seslerinin duyulmasına izin vermiyorlar.

Anlaşılan, iş hukukunu, işletmenin korunması hukuku haline getirene kadar da işverenler ağlamaya devam edecekler.

İşletme, vergi hukuku ile işletme, gümrük hukuku ile işletme, enerji maliyetlerinin düşürülmesi ile işletme teşviklerle korunur. Buna bir itirazımız yok.

İşletme, iş hukuku üzerinden, işçinin korunması ilkesinden ödün verilerek korunmaya çalışılır ise, bunun adı, iş hukukunun ruhuna Fatiha okumaktır.

İş hukuku camiası, buyurun cenaze namazına!

(*)Halit Narin, “TİSK Çalışma Yasalarını Görüşüyor”, Cumhuriyet gazetesi, 23.02.1983, s. 1, 11

 

İşkolları