x

Taşerona kadro: Aldatmaca mı müjde mi?

e-Posta Yazdır PDF
Hemen her seçim öncesi yinelenen taşeron işçilere kadro vaadi yılın bitmesine sayılı günler kala birdenbire gündem oldu. 

Dün bir gelişme yaşandı ve kadro konusunun Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile düzenleneceği açıklandı.

İktidar, taşerona işçiye kadro vermeyi öngören yasa tasarısını yıl sonuna yetiştirmeyi planlıyordu. Ancak yoğun geçen bütçe görüşmeleri nedeniyle taşeron işçilerin kadroya alınmasına ilişkin düzenlemenin kanun yerine önümüzdeki günlerde OHAL kararnamesinde yayımlanması bekleniyor.

Taşeron işçilere yönelik hazırlanan 12 maddelik yasa tasarısının ise bir hükümetin bir süredir üzerinde çalıştığı ve madde sayının 150’ye ulaştığı KHK ile yapılacağı kaydedildi.

OHAL Kararnameleriyle aslında hükümetlere; “Olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, olağanüstü halin amacı ve nedeniyle sınırlı” konuları düzenlemesi için yetki veriliyor. Ancak 15 Temmuz darbe girişiminin ardından çıkarılan kararnamelerle piyango oyunlarından kentsel dönüşüme, grev ertelemelerinden varlık fonuna kaynağa kadar pek çok konuda düzenleme yapıldı. Taşeron işçiler de bu uygulamadan nasibini alacak gibi görünüyor.

Meclis bütçe görüşmeleri sırasında gündeme gelen taşeron işçiye kadro için ilk açıklama Çalışma Bakanı Jülide Sarıeroğlu’ndan gelirken, Bakan verdikleri sözü en kısa zamanda yerine getireceklerini söyledi. 

Hemen ardından Maliye Bakanı Naci Ağbal, “Yılbaşına kadar bu konuyu Meclis’e getireceğiz. Hızlı bir şekilde Meclis’ten geçeceğini düşünüyoruz” dedi. 

Bakanların ve başbakan yardımcısının ardı ardına gelen demeçlerine ise en son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dâhil oldu. 2015 Mayıs’ında işçilere “Bu imkân size tanınmış, nankörlük yapmayın” diye seslenen Erdoğan, bu kez “Taşeron sorunu yoluna koyuldu. Atılacak adımlar planlandı, hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.

Erdoğan yılardır taşeron şirketleri ihya eden düzenlemelerini yok sayarak taşerona kadro müjdesi verirken rakamları ise görmezden geldi. Zira AKP iktidara geldiğinde 380 bin olan taşeron işçi sayısı bugün 850 bine ulaşmış durumda. 

Ana muhalefet partisi CHP’ye göre bu rakam resmi verilerin çok üzerinde. CHP’nin geçtiğimiz Haziran ayında taşeron işçilerle ilgili hazırladığı broşüre göre bugün kamuda 750 bin taşeron çalışıyor. Özel sektörle birlikte ise bu sayı 2 milyona ulaşıyor.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu taşeronun hukuksuz bir çalışma yöntemi olduğunu ve bu nedenle gerçek rakamların ortaya çıkmadığını ancak sayının 2 milyonun üzerinde olduğunu belirtiyor. 

Net rakamlar bilinmese de sözü edilen sayılar AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana taşeron işçi sayısının yüzde 500 arttığını gösteriyor.

Ucuz emek gücü ve güvencesiz emek rejiminin en bilindik yüzü taşeron işçilik özellikle 2000’li yıllarda kamu ve özel sektörde yaygınlaştı. 

Erdoğan’ın partisinin iktidarda olduğu 15 sene boyunca ise taşeron işçiler ucuz emek gücünün neredeyse tek adresi haline geldi. İktidara yakın şirketler bu sürede hükümetten aldığı ihalelerle servetine servet kattı.

Taşeronlaşmanın AKP eliyle, planlı bir biçimde artırıldığını ifade eden Çerkezoğlu, kamuda sağlık, belediye ve karayolları başta olmak üzere asli görevlerinin taşerona devredildiğini aktarırken, 4857 sayılı İş Kanunu’nun ihlal edildiğini belirtiyor.

İlgili yasanın 2. maddesine göre taşeron sadece istisnai hallerde taşerona devredilebiliyor. 
Kamuda çalışan taşeron işçilerin iş akış süreçlerinin kamu tarafından düzenlediğine ancak işçilerin kâğıt üzerinde şirketlere bağlı çalıştığını hatırlatan Çerkezoğlu, taşeronun emek hırsızlığı olduğunu savunuyor.

7 Haziran Genel Seçimlerinde AKP’nin seçim propagandasının en önemli başlıklarından taşerona kadro sözünün üzerinden tam 2,5 yıl geçti. 

Seçimden 100 gün sonra verilmesi beklenen kadro bu süre zarfında verilmedi. Buna karşın işçiler ve sendikalar tarafından kölelik yasası olarak da tanımlanan “kiralık işçi yasası” Meclisten geçirildi.

Seçimden hemen sonra patronlara verdiği sözün gereğini hızlıca yerine getiren AKP, işçilere verdiği sözü ise ancak 2019 seçimlerine giderken hatırladı.  

Hem iç hem de dış politikada yükselen gerilim karşısında kısa vadede kitleleri tarafına çekmek için hamleleri ardı ardına sıralayan AKP, taşerona kadro vererek işçileri yanına çekmeyi umut etse de işçi örgütleri açıklamaları samimi bulmuyor. 

Örgütler, istihdam politikalarında yaptığı düzenlemelerle patronlardan yana tutum sergileyen AKP’nin açıklamalarını başkanlık seçimlerine yatırım vaadi olarak değerlendiriyor.

Taşeron işçiliğin toplumun kanayan yarası haline geldiğini ve yıllardır vaatlerle ertelendiğini söyleyen Çerkezoğlu, “Çok ciddi bir toplumsal beklenti var. Ama nasıl bir adım atacak bunu göreceğiz.” derken temkinli konuşuyor. 

“Bu bir lütuf değil, sadaka hiç değil” diyen Çerkezoğlu, kadronun hem hukuki hem de fiili olarak işçilerin hakkı olduğunu belirtiyor. Uzun yıllardır taşeron işçilerinin filli ve hukuksal kazanımlarına karşın iktidarın yargı kararlarını hiçe saydığını ifade eden Çerkezoğlu, iktidarın emek alanına ilişkin politikasının ise işverenler lehine, esnek çalışmanın yaygınlaşması olduğunu vurguluyor.

Taşeron işçilere kadro gündemini konuştuğumuz Taşeron İşçileri Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği  (Taş-İş-Der) kurucu başkanı Güneş Cengiz de kadro meselesinin uzun yıllardır konuşulduğunu ancak hayata geçirilmediğini aktarırken, “Bu açıklamaların seçim vaadi olarak kalıp, diğer yıllardaki gibi kalacağından korkuyoruz” diyor.

Çalışma Bakanı Jülide Sarıeroğlu geçtiğimiz hafta kamuda çalışan 900 bine yakın taşeron işçinin 450 bininin üç ay içinde kadroya alınacağını açıklamıştı. 

Cengiz ise uzun yıllardır kamunun iş yükünü sırtlanan taşeron işçilerinin tartışmasız hepsine kadro verilmesi gerektiğini belirtiyor. 

“Tam kadro tüm taşeron işçilerin hakkıdır ve ayırt edilmeden bütün işçilere verilmelidir” diye konuşan Cengiz, iktidarın taşeron uygulamasından vazgeçemeyeceğini de vurguluyor.  

Taşerona kadro hamlesinin geçici olduğunu savunan Cengiz, hem özel sektörün hem de kamunun ucuz iş gücünü kaybetmemek adına taşerondan vazgeçmeyeceğini aktarıyor.
“İşçinin ilacı kadrolu ve iş güvenceli çalışmaktır.” diyen Cengiz, bunun dışındaki bütün çalışma şekillerinin ise işçiyi sömürmek anlamına geldiğini belirtiyor.

Cengiz, taşerona kadro verilmesinin güvencesiz çalışmayı ortadan kaldırmayacağını savunuyor ve “Esnek çalışmayı yasallaştıran hükümetin kamuda bir kısımda da olsa taşeron çalışmayı sürdüreceğini düşünüyoruz” diye konuşuyor.

“Devlet memurlarını dahi bir gecede KHK’larla ihraç eden hükümet, memurun iş güvencesini almışken taşeron işçiye iş güvencesi vereceği düşünülemez” diyen Cengiz, hükümetin çalışan haklarını “en üstte” değil “en asgaride” eşitlemek istediği yorumunda bulunuyor.

Son 20 yıl içerisinde başta sağlık olmak üzere pek çok kamusal hizmet taşeron firmalara devredilirken, işçilerin kadro talebi ise sürekli dile getirildi.

Ancak her seçim öncesi büyük harflerle verilen sözler seçimlerin hemen arkasından hızlıca sümen altı edildi. 2015 Haziran seçimlerinde Eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun taşeron vaadini hatırlatan İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi üyesi Murat Çakır, bir anda gündeme gelen kadro tartışmalarını 2019 seçimleri için bir yatırım olarak değerlendiriyor. 

4A-4B-4C gibi bütün statülerin ortadan kalkması ve tüm kamu emekçilerinin kadrolu ve güvenceli çalışması gerektiğini aktaran Çakır, buna karşın 2019 seçimleri sonrasında tüm kamunun performansa dayalı sisteme geçebileceğini belirtiyor.

“Güvencesiz çalışmanın merkezinde taşeron sistemi var” diye konuşan Çakır, taşerona kadro verilmesinin soruna kökten bir çözüm olmayacağını da belirtiyor. Çakır, güvencesiz çalışmanın geçici işçilik, özel istihdam büroları gibi farklı isimlerle devam edeceğini söylüyor. 

Geçtiğimiz sene kabul edilen kiralık işçi yasasına da değinen Çakır, “Bu yasadan önce de benzer uygulamalar vardı. Ancak bu yasa ile resmileşti ve önündeki engeller kaldırıldı” diye konuşurken, bu çalışma modelinden vazgeçilmeyeceğini belirtiyor. 

Türkiye sermayesinin uluslararası rekabetteki pazarlık gücünün ucuz işçilik olduğunu vurgulayan Çakır,  asıl yapılması gerekenin ise işçilerin insanca yaşayabileceği bir ücret alması ve iş güvencelerinin sağlanması olduğunu söylüyor.

Bugün yıllardır tutulmayan sözlere rağmen yüz binlerce işçi umutla Meclis’ten çıkacak müjdeli haberi bekliyor. Oysa güvencesiz ve esnek çalışma ise farklı isimlerde devam ediyor.

 

İşkolları