x

Bir iş cinayetinin anatomisi - Ercüment Akdeniz

e-Posta Yazdır PDF
Geçtiğimiz salı akşamı, kötü haber bildiren bir telefon aldım. Köylümüz, akrabamız, canımız-ciğerimiz Bülent Koşar’ın öldüğünü bildiren bir telefondu bu. 

Feci bir ölüm, daha doğrusu feci bir “cinayet” ile karşı karşıyaydık. Çünkü onun hayatına mal olan şey, daha önce binlerce işçinin hayatına mal olan bir iş cinayeti idi. Olay Bursa’da, Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi’nde (NOSAB) meydana gelmişti. Bülent’in işi doğal gaz bacaları yapmak, onarmak ve onları işyerlerinin çatısına takmaktı. Bülent’in hayatına mal olan son iş de yine bir çatı üzerinde yaşanmıştı. O gün yağmurlu bir gündü. Ayak bastığı plastik-cam karışımı çatının kırılmasıyla ağır kesik yaraları alan Bülent zemine düşmüş ve hayatını kaybetmişti. 

KAZA İLE CİNAYET ARASINDA

Oysa Bülent tecrübeli bir işçiydi. Onun işçiliği çocukluk günlerine uzanıyordu. Öyle ki, yaşı henüz 43 olmasına rağmen doldurduğu prim gün sayısı 10 binin üzerindeydi! Peki, Bülent Koşar gibi çekirdekten yetişmiş bir işçi, nasıl olur da böylesi vahim bir sonuçla karşılaşmış olabilirdi? Bu işin sırrını Bülent ile aynı işi yapan başka bir akrabamızdan öğrendim. Cenaze töreninde anlattıkları şunlardı:

“...Haberi alır almaz fabrikaya koştum. Daha savcı gelmemişti. Bülent yerde yatıyordu. Üzeri örtülmüştü. Çatı altına baktım, koruyucu ızgara yoktu. Oraya yaşam halatı da çekilmemişti. Bülent’in üzerinde koruyucu bir kemer yoktu. Yanında herhangi bir baret de yoktu.” 

Ona şöyle bir soru sordum:

“Peki, ya işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı?”

Yanıtı şu oldu:

“Onlar sadece eğitim veriyor. İşyerine gelmezler. Denetleyen de yok zaten.”

İşin özü şuydu: İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri ihmal edildiğinde ortaya çıkan vahim sonuç, tecrübeli ya da tecrübesiz işçi ayrımı yapmıyordu. Kaza ile cinayet arasındaki fark da buradaydı zaten. Zira doğal gaz üreticisi/bakımcısı firma ile olayın yaşandığı işyeri sahipleri “yaşam halatı”, “koruyucu ızgara”, “kemer” ve “baret” gibi basit önlemler almış olsaydı eğer; Bülent bugün aramızda yaşıyor olacaktı. Bu tür önlemler alınmadığı içindir ki zaten yaşanan iş kazalarına, kazadan ziyade iş cinayeti diyoruz. Bülent’in hangi durumda ve hangi önlemlerle çatıya çıkacağına ya da çıkamayacağına karar vermesi gereken bir denetim mekanizması eksikliğini de buna eklemek lazım tabi.

İŞ CİNAYETLERİ SADECE RAKAM DEĞİL

Türkiye, iş cinayetlerinde hâlâ rekorları elinde tutuyor. Dünyada üçüncülüğü, Avrupa’da da birinciliği kimseye kaptırmıyor!  İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre; 2016’da 1970 işçi iş cinayetlerine kurban gitti. Bu yılın yani 2017’nin ilk 3 ayında ise ölen işçi sayısı 441’e ulaştı. İSİG, 4. ayın (nisan) verilerine ne yazık ki Bülent ve Bülent gibi daha pek çok işçiyi dahil edecek. 

İş cinayetleri sadece rakamlardan ibaret değil. Her işçi ölümü de koca bir anlatı; tıpkı Bülent Koşar’ın cenaze töreninde olduğu gibi. 
Bülent’in iki küçük kızı törene getirilmedi örneğin Ağabeyi Mehmet, aileyi toparlayacak en büyük kardeş olarak, hıçkırıklarını bastırmak zorunda kaldı. Bülent’in naaşı cemevi morgundan cenaze arabasına taşınırken annesi aklını yitirmiş gibiydi. Tabutu sırtlayanlara “O benim oğlum... o benim oğlum” diye sesleniyor, tuhaf tuhaf bakıyordu; sanki onlar annesi olduğunu bilmezlermiş gibi. Bursa’daki defin sırasında Bülent’in kız kardeşi, Varto’dan yükselen eski Zazaca ağıtlar eşliğinde ağabeyinin ayaklarının altını öpüyordu... 

YENİ İŞ CİNAYETLERİ OLMASIN DİYE

“Bursa’da taşeron işçinin korkunç ölümü”... Bülent’in canına mal olan olay, yerel basında işte bu tip başlıklarla haber oldu. Ama bu haberlerde olayın bir “iş cinayeti” olduğuna dair en küçük ibare yoktu. Ve ne yazık ki Bursa’da binlerce metal işçisinin örgütlü olduğu sendikalardan tek bir temsilci dahi cenaze törenine teşrif etmedi! Evet Bülent sendikalı bir işçi değildi ama bu ilgisizlik de sendika bürokratlarının ayıbıydı. 

Bülent’i elbette hiçbir şey geri getiremez. Ama bu tedbirsizliğin sorumlularından mutlaka hesap sorulmalı.. Tıpkı Soma, Ermenek ve diğer iş cinayetlerinde olduğu gibi. Geride, başka çocukların gözü, işçi babalarını böyle beklemesin diye...