x

Maruti Suzuki işçilerine saldırı ve burjuvazinin bitmeyen sınıfsal kini

e-Posta Yazdır PDF
Otomotiv tekeli Maruti Suzuki yönetiminin polis-yargı işbirliğiyle, işçilerin sendikal örgütlenmesine karşı 2012 yılında kapsamlı olarak giriştiği provokatif saldırısı, 2017 Mart’ında işçilere, asıl olarak da öncü işçilere karşı burjuva hukuk bakımından bile skandal karalarla sonuçlandı. Hiçbir kanıt ve belge olmamasına rağmen Maruti Suzuki İşçi Sendikası (MSWU) görevlisi 13 işçi ömür boyu hapis cezasına çarptırıldılar.

Gurgaon Bölge Mahkemesi’nde toplam olarak 148 işçi hakkında sürdürülen yargı teröründe 13 işçi cinayetten, 18 işçi daha hafif suçlardan mahkum edilirken, 117 işçi ise beraat ettirilmek zorunda kalındı. Beraat eden 117 işçinin de diğer işçiler kadar suçlu olduğunda direten mahkemenin kanıtları öylesine çürük ve şaibeliydi ki mahkemenin sınıfsal kin ve nefretle sürdürdüğü yargılama tiyatrosu iyice zıvanadan çıkmaya başlamıştı. Kendi saçmalıklarını daha fazla sürdüremeyen mahkeme istemeyerek de olsa 117 işçiyi beraat ettirmek zorunda kaldı. Savcılığın, kapanış konuşmasında, işçilerin eylemlerinin BJP ulusal hükümetinin “Made in India” programına yönelik bir tehdit olduğunu belirterek, Maruti Suzuki işçilerine acımasız bir ceza verilmesini talep etmesi, beş yıl süren yargı terörünün hangi sınıfsal saiklerle sürdürüldüğünün de itirafıydı.

Maruti Suzuki işçilerinin “suçu” gerçekten de çok büyüktü!
Kötü çalışma koşullarına, düşük ücretlere ve sendikanın şirketle yaptığı işbirliğine dur diyen Maruti Suzuki işçileri, Mart 2012’de kendi sendikalarını kurdular. Aylar süren grevler, oturma eylemleri ve diğer eylemlerle, şirketi, taleplerinin yerine getirilmesinin ilk adımı olarak MSWU’yu tanımaya zorladılar. Talepler arasında, binlerce geçici işçiye daimi işçilerin maaşının yarısından daha az (ayda 14 bin rupi–214 dolar) ödenmesini sağlayan sözleşmeli çalışma sisteminin kaldırılması da vardı. İşçilerin örgütlenmesinin önünü alamayan şirket yönetiminin, 18 Temmuz 2012’de, fabrika içinde provoke ettiği bir kavga meydana geldi. İşçiler özel güvenlik haydutları ordusu karşısında kendilerini savunurken, esrarengiz bir şekilde fabrikada bir yangın başladı. Yangın, dumandan etkilenen insan kaynakları müdürü Awanish Kumar Dev’in hayatını yitirmesine yol açtı.

Kanıt yoksa, yaratılır!
Kendilerine komplo kurulan, müebbet hapse mahkum edilen işçilerden herhangi birinin yangınla ya da Dev’in ölümüyle bağlantılı olduğu yönünde en ufak bir kanıt bulunamadı. Dev, fabrikada işçilere karşı yakın olan tek yöneticiydi. MSWU’nun Haryana Çalışma Bakanlığı’na kayıt edilmesinde de işçilere yardımcı olmuştu. İşçiler tarafından sevilen birine işçilerin zarar vermek isteyeceğini iddia etmek için kişinin iftiracılık ve arsızlıkta bariyerleri yıkması gerek.

Yangın, yargı tiyatrosunda iddia makamının cinayet davasının en önemli dayanağıydı. Buna rağmen savcılık, yangının nerede, ne zaman veya nasıl başladığını tespit edemedi. Daha doğrusu tespit etmek istemedi. Yangına ilişkin ilk soruşturma sırasında bulunamamış ve her nasılsa alevlerle kül olmuş bir alanda açıklanamaz bir şekilde zarar görmeden kalmış olarak bulduklarını iddia ettikleri kibrit kutusunu iddialarının merkezine koydular. İlk soruşturma sırasında bulunamayan, ancak “yangında yanmayıp sapasağlam kalarak” sonradan bulunan kibrit kutusu işçilerin yangını çıkarttıklarına dair tek kanıt oldu. Dizginsiz sınıf kiniyle hareket eden burjuva yargı, alicengiz oyunlarıyla, olmayan kanıtı büyük bir yaratıcılık örneği sergileyerek böylece elde etmiş oldu. Burjuva hukukta bile suçun şahsiliğini esas alan kurallar çiğnendi. 148 işçi yıllarca yargı terörüne maruz kaldılar.

Davayı takip eden ve basına konuşan işçiler, polisin bir Özel Soruşturma Ekibi’nin 2012 olaylarına ilişkin yaptığı “soruşturma”yı düzmece olarak suçladılar. İşçiler, 13 işçiyi mahkum eden hakimin bile polis ile gizlice anlaştığını ve kanıt ürettiğini itiraf etmiş olduğunu belirttiler. Ayrıca, polisin 148 işçinin çoğunu sahte itiraflar almak amacıyla dövüp işkence ettiğine dair inkar edilemez kanıtlara da dikkat çekiyorlar.

MSWU’nun Geçici Çalışma Komitesi üyesi Ram Niwas, “Otopsi raporu, insan kaynakları müdürünün ölüm nedeni olarak yangından kaynaklı boğulma olarak düzenlenmişken, işçiler nasıl cinayetle suçlanıyor?” diye soruyor. “Onlar, işçileri işsiz bırakarak yüzlerce kişinin canına okudular ve şimdi bu 13 işçinin hayatını bitiriyorlar. Destek toplamak için uluslararası işçi örgütleriyle iletişim halindeyiz” diyor.

“Hindistan’da ‘iş huzursuzluğu’ ile karşılaşmayacaklarını göstermek zorundayız”
18 Temmuz provokasyonu kapitalist tekel ve Hindistan devleti tarafından, işçilere yönelik ağır bir baskının bahanesi olarak kullanıldı. Ertesi günden başlayarak, polis, işçilerin evlerini basarak yüzlerce işçiyi döverek gözaltına aldı. Durumu ganimet sayan Maruti Suzuki tekeli ise, 2 bin 300 işçiyi işten atıp mücadeleci ve örgütlü işçilerin yerlerine daha düşük ücretlerle geçici sözleşmeli yeni işçileri işe alarak üretime devam etti .

Tam bir komplo davası olarak başlayan yargı terörünün tutarsızlığı her adımda açığa çıktı. Savunma avukatları, kısa süre sonra, polisin komplosunu ifşa etmeye başladılar. Avukatlar, polisin, şirket yönetiminin sağladığı “şüpheliler” listesinde yer alanları hedeflemiş olduğunu açığa çıkardılar. 89 işçinin, Maruti Suzuki’nin dört taşeronunun alfabetik olarak hazırlamış olduğu listelere göre polis tarafından sağlanan isimlere dayanarak tutuklanmış olduğunu gösterdiler. Tutuklanan işçiler için hazırlanan “tanıklar” arasında da tutuklu işçilerin baş harflerine göre iş bölüşümü yapıldı. Bir “görgü tanığı”, yalnızca, isimlerinin baş harfi A’dan G’ye, bir diğeri ise yalnızca G’den P’ye kadar olan “işçileri” gördüğüne dair yalan beyanatlarda bulundu. Tam bir yalancılar tiyatrosuydu mahkemede sergilenenler. “Görgü tanıkları”, töhmet altında bırakmış oldukları işçileri duruşmada teşhis bile edemediler.

Polis ile Maruti Suzuki yönetimi arasında gizli anlaşma olduğu ve kanıtların uydurulduğu yönündeki bulgular kasten görmezden gelinerek, pek çok tutarsızlığa ve uydurmalara rağmen, 148 işçi beş yıla yakın bir süre, insan hakları gruplarına göre polisin onlara işkence yaptığı hapiste tutuldular. İşçilerin kefaletle serbest bırakılmasını reddeden yargıçlar sürüsü, kapitalist tekellerin güveninin yeniden tesis edilmesi gerektiğini ve onlara Hindistan’da “iş huzursuzluğu” ile karşılaşmayacaklarını göstermek zorunda olduklarını açıkladılar.

Burjuvazi dizginsiz sınıf kiniyle saldırdı
Manesar Maruti Suzuki işçilerinin satılmış işbirlikçi sendikal düzene karşı kendi mücadeleci sendikalarını kurma cüretini göstermiş olmaları, onları gerek kapitalist tekel ve gerekse tekellerin koruyucusu sermaye devletinin dizginsiz saldırılarının hedefi yaptı. Suzuki işçileri, devasa Manesar-Gurgaon sanayi bölgesi genelindeki işçi direnişinin odak noktası haline gelmişlerdi. Kongre Partisi’nin Haryana eyalet yönetimi, işçi eylemlerini toptan kırmak için defalarca polisi seferber etmiş ve MSWU’nun eyalet ekonomisini “sabote etmeye” kararlı, “yabancılar” ile işbirliği içinde “teröristler” diye suçlayarak işçileri hedef haline getirmişti. 18 Temmuz provokasyonu bu sınıfsal kin ve nefretin bir tezahürü olarak devreye sokulmuş, işçilere karşı acımasızca sürdürülen sınıf savaşı bir üst noktaya taşınmış oldu.

Onların “vatanı” kanlı para kasalarından ibarettir
Burjuvazinin dilindeki “vatan” para kasalarıyla sınırlıdır. İşten atılan 2 bin 300 işçinin yerine 7 aylık sözleşmeyle işe alınan ve ardından beş aylığına işten çıkarılan “geçici işçiler”e ayda 14 bin rupi (214 dolar) ödeniyor ki bu, ayda 35 bin rupi (536 dolar) veya biraz üstünde kazanan daimi işçilerin maaşının yarısından daha azdır. Eski işçilere ödenen 536 dolar yerine 214 dolar aylıkla işe alınan geçici işçilere verilen ücret arasındaki fark 322 doları buluyor. Aradaki bu farkı 2.300 işçinin aylığı ile çarptığımızda aradaki aylık fark 740 bin 600 doları, yıllık olarak ise 8 milyon 887 bin 200 doları buluyor. Kapitalist tekelin ve onların koruyucusu sermaye devletinin saldırı ve suçlamalarının temelinde bu dizginsiz sömürü yatmaktadır.

Saldırılar cevapsız kalmayacak
MSWU’nun Geçici Çalışma Komitesi üyesi Ram Niwas, “Biz, barışçıl protestolar düzenliyoruz ama bu bizim güçsüz olduğumuz anlamına gelmiyor. Devlete ve Maruti yönetimine karşı Hindistan genelinde bir protesto düzenleyeceğiz ve bunu, 13 kardeşimiz için adalet sağlanana kadar sürdüreceğiz” diyor.

Maruti Suzuki tekeli ve Hindistan sermaye devletinin Maruti Suzuki işçilerine karşı saldırısı işçi sınıfına ve onun örgütlenme hakkına karşı yapılmış alçakça bir saldırıdır. Uluslararası tekellerin, işçi sınıfına saldırılarına karşı uluslararası işçi dayanışmasını örgütleyerek cevap verebileceğimiz bilinciyle hareket edersek bu saldırıları geri püskürtebiliriz. Cevabımız, daha çok sınıf bilinci, daha çok örgütlenme ve daha çok enternasyonal dayanışma olmalıdır.