x

Kürt işçiler neden HAYIR demeli? - Mehmet Hasan Atalay

e-Posta Yazdır PDF
17 Kasım’da Şirvan’da Madenköy bakır ocağında şev kayması sonucu binlerce ton kaya ve toprağın altında kalan 16 işçi yaşamını yitirmişti. Unutmayalım isimlerini hatırlayalım: Savaş, Kerem, Murat, Kasim, Şefik, Sedat, Abdurrahman, Reşit, Halil, Mahmut, Bedrettin, Nusret, Yavuz, İsmail ve Abdulbaki… Unutamadığım ve en utanç verici husus ise, Ciner Holding’e bağlı bu madende çalışan taşeron işçiler öldüğünde bazı medya kuruluşları işçilerin yanında üç iş makinesi ve sekiz kamyonun da göçük altında kaldığını haber yaparak işçilere makinelerden daha az değer verdiklerini göstermiş olmalarıydı.

İhmaller diz boyuydu. Temmuz’da da heyelan olmuştu, sonrasında yerleştirilen ölçüm cihazları 6 dakikada bir ölçüm yapmasına rağmen nedense 17 Kasım’da uyarı vermemişti. Şirketin arama kurtarma faaliyeti yoktu. AFAD gece gelebilmişti ve risk nedeniyle çalışmaya ara veriyordu. Ciner’in televizyonu Habertürk ise uzun süre işçilerin öldüğünü haber yapmadı ve gazetesinde ise ufak bir haberle geçiştirdi. Biliyor musunuz Madenköy bakır ocağı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılmıştı ve o zaman patron Ciner ‘önümüzü açın başka bir şey istemiyoruz’ demişti.

Günler geçti ve 16 arkadaşımıza mezar olan madende sağ kalan işçiler, işten atılmaya başladı. Maden, başka bir iktidar şirketi olan Cengiz Holding’e satıldı ve son çalışan işçileri de Cengiz çıkarttı. Yani bir yanda ölülerimiz, bir yanda işsiz kalanlar ve bir yanda da 35 yetim… İş cinayeti sonrası tanıştığım işçi yakınlarının bir kısmının Hüda-Par’lı ve AKP’li olduğunu öğrendim. Hani aylardan beri burada şev kayması olacağının bildirilmesine rağmen denetim yaptırmayan iktidar partisi AKP. Hani Ciner’in ve Cengiz Holding’in destekledikleri iktidar partisi AKP. Hani işçi ölümlerine kader, fıtrat diyen ve işçileri ölüme, sefalete, işsizliğe iten iktidar partisi AKP. Hani onun bölgedeki ortağı Hüda-Par. Biliyorsunuz bu iki parti de 16 Nisan referandumunda Evet çağrısı yapıyorlar. Kürt işçiler ve yakınları için iki seçenek var. Ya işçilerin öldürülmesini, çocukların yetim kalmasını, işten atılmaları doğal karşılayacaklar ya da bu haksızlığa ‘Hayır’ diyecekler. Bunun orta yolu yok.

Aynı durum inşaatlarda çalışan Kürt işçiler için de geçerli. Biliyor musunuz inşaatlarda Ordululardan sonra en çok Vanlı ve Ağrılı işçiler ölüyor. Ekmek parası için farklı şehirlere gidiyorsun. Bazen Kürtçe konuştuğun için aşağılanıyor ve saldırıya uğruyorsun. Çalışırken yaralanıyor, sakatlanıyor veya ölüyorsun. Bu senin kaderin diyorlar. Bu yaşananlara ‘Hayır’ demekten başka şansın var mı? Son dönemde ise Cizre, Sur, Nusaybin sonrası bölgede TOKİ eliyle imar oluyor. Dikkat ettiniz mi bu inşaatlarda artan ölümlere. Hepsi de bölge halkından. Bölgede yaşananlar bir yana bir de sonrasında da yine Kürt işçiler ölüyor.

Peki mevsimlik tarım işçileri. Artık adına gezici tarım işçileri deniyor. Çünkü işçi evden ayrılıp sadece bir bölgeye gitmiyor. Urfa ve Adana’da pamuk; Akdeniz’de ve Ege’de yaş sebze, meyve, üzüm, zeytin ve tütün; Marmara’da sebze, meyve ve fındık; Karadeniz’de fındık, çay ve tütün; İç Anadolu’da sebze toplayıcılığında ihtiyaç duyulan ucuz tarımsal emek içerisinde Kürt aile emeğinin payı büyük ölçeklere ulaşıyor. Ancak kapalı kasa kamyonetlerde veya traktörlerde yollara savrulan, tarım ilaçlarından veya yediği yemeklerden zehirlenen, barınma ve beslenme ihtiyacını tam olarak karşılayamadığı için kronik sağlık sorunları yaşayan da aynı işçiler oluyor.

Bunların nedenini 1984’ten beri süregelen savaş politikaları oluşturmaktadır. Ekonomik yıkım, kronik bir yoksulluğa neden olmakta ve Kürtleri güvencesiz işgücü kaynağı haline getirmektedir. Kürt işçiler birçok sefer bu duruma karşı mücadele deneyimleri gerçekleştirdi. Ancak bize düşen görev hangi zaman diliminde ve hangi koşulda olursa olsun bu mücadeleyi yeniden örmektir. Mücadelenin bugünkü durağı olan 16 Nisan referandumunda, onurlu bir yaşam, işçilerin birliği ve halkların kardeşliği için HAYIR deme zamanıdır…