x

Fransa: Büyük Bir Yalanın İçinde Yaşamak – Nilgün Güngör

e-Posta Yazdır PDF
Her şey mizah dergisi Canard Enchaîné'nin (Zincirli Ördek) patlattığı haberle başladı. Cumhuriyetçi Parti'nin cumhurbaşkanı adayı François Fillon, eşi Penelope Fillon'u parlamento asistanı olarak göstermiş ve kendisine 1998-2012 yılları arasında 831.000 Euro ödenmiş (yaklaşık 3,3 milyon TL). Penelope Fillon (ve iki çocuğu) hiçbir üretkenlikte bulunmaksızın, parlamentoya dahi gitmeksizin medyanın deyimiyle “Fillon klanı”nın bütçesine katkıda bulunmuşlar!
 
HEPSİ O KREMADAN İSTİYOR
 
Buraya kadar şaşılacak bir şey yok. Olayın kendisi de, malzeme ediliş tarzı da çok tanıdık.
 
Olayın kendisi tanıdık; çünkü hep biliyoruz ki burjuva siyaset sınıf olarak olduğu gibi, partiler ve bireyler/aileler düzeyinde de aynı bencil çıkarlarla eyleniyor...  Tümünün içinde yüzmek istediği aynı “krema”... Nitekim aynı günlerde Ulusal Cephe'nin de benzer ilişkilerinin olduğu ortaya çıktı. En hafifi eş/baba/akraba durumu'ndan doldurulan portföyler de var işin içinde; 1 milyonluk telefon faturası çıkarmak da...
 
Olayın malzeme ediliş tarzı da bildik; çünkü adaylardan birini aşağı çekip diğerinin yolunu açmak, herkesin bildiği sırları faş etmenin toplumsal etkisine başvurmak, politikada el almanın bir yöntemi. İşçiler olarak büyük bir yalanın içinde yaşatıldığımız burjuva siyasetin fıtratında var bu. 2012 seçimleri öncesinde cumhurbaşkanı adaylığı garanti görülen Dominique Strauss-Kahn, New York'tan Paris'e cinsel tacizden tutuklanıp serbest bırakılmış bir adam olarak döndü ve siyasi hayatı sona erdi. Tekelci burjuvaziye kamudan 500.000 kişiyi atacağı, çalışma saatlerini artıracağı sözünü veren Fillon'un dosyasında ise “Penelopegate” var. “İstismarı önleyeceğim” diye seçim propagandası yapan Fillon'un...
 
İNENLER VE ÇIKANLAR
 
Seçim anketleri, Fillon'a başlangıçtaki ilginin azaldığını, Ulusal Cephe'den Marine Le Pen'le artık partisiz eski banker Emmanuel Macron'un yükselişini gösteriyor... Macron, “Devrim” adlı kitabının imza günlerini yapıyor! Neoliberal İş Yasası'nı çıkarıp burjuvaziye paha biçilmez bir hizmette bulunan Sosyalist Parti anketlerde yere çakılmış durumda. Partinin devlet başkanı adaylığını, sol kanattan gelip güya partinin niye bu noktaya geldiğini sorgulayarak temayüz eden Benoît Hamon kazandı. Hamon, gece metro inşaatlarını medyayla gezip röportaj veriyor...
 
Neoliberal İş Yasasına karşı 3 milyon işçinin katıldığı, 14 kere yapılan kitlesel gösteri ve genel grevlerin taşıdığı sınıfsal siyasal anlama ve kısmi geriletmelere rağmen temelde kazanım olmadı. Tekelci burjuvazi ise yasayı işçilere karşı pençe gibi kullansa da, genel grevlerin, gösterilerin, irili ufaklı şiddet kullanımlarının rövanşını gerçek anlamda daha almış değil.  
 
Tarihsel kazanımlara daha vurulacak darbeler var!
 
İşçiler ise kendi sınıf çıkarlarına tümüyle yabancı bu bayraklara karşı savunmasız: İki turlu cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunun Marine Le Pen'le Macron arasında olması da kimseyi şaşırtmayacak. Ve sanki Macron, Le Pen'e karşı kim olursa desteklenmesi klasiğinde oynamak üzere öne itiliyor.
 
Polis aylardır aralıklı olarak birçok kentte “Öfkeliyiz” gösterileri yapıyor. Gerekçeleri İŞİD saldırıları da olabiliyor, işçi ve diğer kitle gösterilerinde cam kırılması, yer yer molotof kullanımı da. Bulunmaz bir lütuf olan olağanüstü halin tadı, içişleri bakanının başbakan olmasıyla daha da çıkarılmaya başlandı.
 
Bunun son örneği, işçi ve göçmen semti Aulnay sous-Bois'da 22 yaşındaki Theo adındaki siyah gencin polis tarafından güpegündüz sokak ortasında dövülmesi ve copla tecavüze uğraması oldu. Polisler açığa alındı, cumhurbaşkanı Hollande hastanede yatan Theo'yu ziyaret edip fotoğraf verdi ve hiç şaşırtmayacak bir sonuç: Tecavüzün “kaza sonucu” olduğu açıklandı. 11 Şubat günü kararı veren mahkeme önünde öfkeli bir kitlesel gösteri yapıldı. Gösterilerin medyada verilişi de yakılan araba ve kırık durak camları üzerindendi!...
 
“FILLON KLANI”NA MEKTUP
 
Tam da bu arada, Paris'te bir hastanede çalışan bir hemşirenin mektubu ilgi odağı oldu. Öfkeli sağlıkçıların facebook sayfasında çıkan mektup 79.000'den fazla paylaşıldı. Hemşire, medyanın tabiriyle “Fillon klanı”na şöyle seslendi:
 
“12 yıllık hemşireyim ve Ocak ayı ücretimi daha dün aldım. Günde 12 saat çalışıyorum ve Aralık ayında 3 hafta sonu ve 10 da gece çalışarak elime net geçen 1745 euro. Biz bir haftadır televizyonlardan duyduğum 6-7 rakamlı miktarlardan uzağız.
 
Fillon ailesinin babasına (François Fillon) 1976'dan beri bizim vergilerimiz ödeniyor. CV'sine bakıyorum da, parlamentoda asistan, milletvekili, senatör, bakan, başbakan, meclis başkanı, yok yok. Parazit bir politikacıdan başka bir şey değilken şimdi cebini daha iyi doldurmak için başkanlığa soyunuyor. Niye şaşırıyorum ki? Birkaç hafta önce bunun bir şirkete 1000 euro yatırıp 18 ayda 1,5 milyon euro kazanç elde ettiğini öğrenmedik mi?
Ailenin annesine gelelim (Penelope Fillon). Bu hanımefendi de yakın zamana kadar eşinin parlamentoda asistanıymış. Ayda 3.200'le 7.900 euro almış yıllarca. Hem bir de öğreniyoruz ki bir yayınevinde 3-4 kere not aldı diye 16 ay boyunca 100.000 euro kazanmış. 
 
Çocuklara gelelim. Onlar da Fillon holdingde çalışıyorlarmış. Daha hukuk fakültesini bitirmeden avukat olarak görünmüşler. 
 
Bay Fillon temizlik taslarken kendi kapısının önünü temizlemeyi unuttu. Kamudan 500.000 kişiyi işten atacakmış, 39 saat çalışıp 35 saatlik ücret alacakmışız. Vergisini ödeyen bir yurttaş olarak ben de bu mafyöz politikacıları yok etmek gerektiğini düşünüyorum.”
 
(https://www.facebook.com/SanteIndignee/photos/a.756086887823327.1073741828.756078771157472/1134778783287467/?type=3&theater)