x

OHAL, hukuk ve asgari ücret - İSİG Meclisi

e-Posta Yazdır PDF
Ocak ayında işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesine dair üç başlık öne çıkıyor: OHAL, hukuki mücadele ve asgari ücret…

Birinci olarak yine OHAL’e değinmek gerekiyor. Temmuz ayından beri zaten son derece zayıf olan emekçilerin iş güvencelerini koruyan yasalar fiilen ortadan kaldırıldı. Onbinlerce emekçi işsiz kaldı, diğer emekçiler de işsizlik tehdidi ile en temel haklarını dahi arayamaz duruma geldi.

Emekçiler üzerinde zorunlu Bireysel Emeklilik Sigortası kesintisi yapılması ve taşerona rahmet okutacak kiralık işçilik düzenlemesi uygulamaya konuldu; yani çalışma standartları ve sosyal haklar daha da geriletildi. Sermayeye önemli düzeyde teşvikler sağlandı. Temmuz ayı sonunda gündeme gelen ve sonrasında yasalaşan ‘varlık fonu’ topluma ait olan kamu kaynaklarını (genel bütçe, yeraltı ve yerüstü kaynakları vs.) Bakanlar Kurulu’nun inisiyatifi ve tercihleri doğrultusunda sermayeye aktarım mekanizması olarak işlevlendi.

OHAL’le ilgili son olarak örgütlenme, toplu sözleşme ve grev hakkına değinmek gerekiyor. Metal sektörü işçilerinin en temel hakkı olan grevleri bir kez daha ‘milli güvenlik’ gerekçesi ile yasaklandı. Ancak yasaklanan sadece grev değil sendikal örgütlenme özgürlüğü oldu. “Bir yerde sendikal özgürlüklerden, toplu pazarlık hakkından söz edebilmek için mutlaka grev hakkının var olup olmadığına bakmak gerekir. Çünkü sendika özgürlüğünü de toplu pazarlık hakkını da belirleyen tek ve en önemli unsur grev hakkıdır. Grev hakkından yoksun bir evrende ne toplu pazarlıktan, ne de sendikal özgürlükten söz edilebilir. Her üçü de birbirini tamamlayan, birbirine vücut veren etkenlerdir, birbirlerinin olmazsa olmazıdır.”

İkinci olarak iş cinayetleri sonrası hukuksal adalet arayış süreçleri devam ediyor. Ocak ayında Soma, ev işçisi Rukiye Şimşek, Gemlik Gübre işçisi Uğur Çavdar, Esenyurt Fi Side davalarının duruşmaları yapıldı. Ancak en dikkat çekmesi gereken ve basında az yer alan bir davada karar açıklandı. Şirvan katliamında da maden sahibi olan Ciner Holding’in işlettiği Afşin- Elbistan B Termik Santrali’nin Çöllolar Kömür Sahası’nda, 6-10 Şubat 2011’de toprak altında kalan ve dokuz arkadaşımızın halen çıkarılmadığı iş cinayeti davasında karar verildi.

Mahkeme heyetinin oy birliğiyle verdiği kararda dört kişi kısa süreli hapis cezası aldı. Mahkeme heyeti daha sonra bu cezayı 91 bin 200’er lira para cezasına çevirip 24 ay taksitle ödenmesine hükmetti. Ülkemizde zaten iş cinayetlerinin asli sorumluları yargı önüne çıkarılmıyor. Yargılananlar ise 2-3 yıl hapis yatıp geri kalan cezalarını ‘24 taksitli para cezası’ şeklinde ödüyorlar. Bu durumda işçiler yargıdan nasıl adalet bekleyecekler.

Üçüncü olarak asgari ücret açıklandı. İşçilerin, aldığı ücretin yaşamını idame ettirmesinin birçok yönü var elbet. Bir yönü olan beslenmeye değinelim. Ülkemizde haftalık çalışma saatleri malum ortalama 53-54 saat. 2017 Ocak ayından itibaren ise asgari ücret 1404 TL oldu. Ancak asgari ücret neredeyse ülkemizdeki genel işçi ücretlerinin ortalaması haline geldi. 1404 TL ile 2000 TL arasında ücret alanlar milyonlarca işçi var.

Beslenmemizde iki husus var, yeterli ve dengeli olması. Ancak yapılan hesaplamalarda sadece yeterli olmaya yani alınan kaloriye bakılıyor. Dengeli olmasını ise devlet ve patronlar dikkate almıyor. Yeterli beslenmek için işçiler ve aileleri ekmek ve şeker temelli beslenmek zorunda kalıyor. Bu da hayatta kalmayı sağlıyor ama sağlıklı olmayı değil. Özellikle obezite hep işçilerin, yoksulların ailelerinde, çocuklarında gözüküyor.

Yani et, süt, yumurta, balık bizim değil sadece patronların, zenginlerin yediği yiyecekler mi olacak? Biz sağlıklı beslenemeyecek miyiz? İşte bu yüzden de emekçiler de beslenmeye bağlı sağlık sorunları ülkemizde giderek artmaktadır. İşçiler içinde çalışırken kalp krizi geçirme oranının yükselmesinde aşırı, yoğun ve fazla çalışma yanında beslenmenin de payının olduğunu unutmamak gerekir.

Yazıda son sözümüz yine ‘mücadele’ olsun…