x

Kadın işçi grevlerinin gösterdikleri - Kızıl Bayrak

e-Posta Yazdır PDF
Kadın sorunu, yüzyıllardır çeşitli biçimler altında derinleşmiş ancak her daim tarihsel ve toplumsal özünü koruyarak günümüze dek taşınmıştır. Sömürü üzerine kurulu kapitalist sistemde de korunan bu öz üzerinden kendine has biçimler almıştır. Kapitalist düzen, kadının çifte sömürüsünü gündeme getirerek evde ve fabrikada kadın emeğini sömürmek için arkasına gizlendiği dinsel gericilik ve yüzyıllık geleneksel yargıların yardımı ile kadının ayağına kölelik prangalarını geçirmiştir. Bugün toplumsal algının yarattığı meşruiyet aracılığıyla kadınlar fabrikalarda azgınca sömürülmekte, ev-çocuk bakımı kayıtsız şartsız kadının omuzlarına bindirilmektedir. Taciz-tecavüz-cinayet vakaları kadının yazgısı haline dönüştürülmekte, kirli savaşlarda, sürgünlerde kadın bedeni ganimet olmakta ve kadın ulusal olarak da sömürülmektedir.

Kadının kapitalist sistem altında yaşadığı bu zulme karşı, bilinçli bir politika olarak bütünü gözden saklayan yaklaşımlar sergilenmekte, tekil olaylar üzerinden suç yalnızca “erkekler”in üzerine yıkılmakta ve kadının geleneksel-dini görevlerine işaret edilmektedir. Sermaye devletleri ise bir yandan timsah gözyaşları dökerken, diğer yandan da kadının ikinci sınıf konumunu pekiştiren yasaları ile emperyalist-kapitalist sömürünün gereklerini yerine getirmektedirler.

Kadın işçi grevlerinin çağrısı: İşçiyiz, Kadınız, İnsanız!
Denilebilir ki emperyalist-kapitalist sistem yüzyıllık yönetim deneyiminin dersleriyle, özellikle sendikal bürokrasi ve işbirlikçi sözde sosyalist partiler aracılığı ile işçi sınıfının sınıf bilincine vurduğu ketlerin yardımıyla, karşı karşıya kaldığı krizlerin faturasını işçi sınıfının sırtına yüklemeyi başarmış, savaşlarla, talanlarla bugünlere gelmiştir. Ancak yapısal krizler içinde debelenmekten, debelendikçe saldırganlaşmaktan ve saldırganlaştıkça da sonunu hızlandırmaktan kaçamamaktadır. Bugün dünyanın dört bir yanında emperyalist-kapitalist sistemin yarattığı yıkımlara karşı işçiler, öğrenciler, kadınlar sokakları doldurmaktadır.

Ekim ayı boyunca dünyanın çeşitli ülkelerinde sokaklara çıkan işçi kadınlar da kadın kimliğine dönük saldırılara kendi cephelerinden yanıt vermektedirler. Ortak bir şekilde adeta “İşçiyiz, kadınız, insanız!” çağrısının yapıldığı bu eylemlerle kadın işçiler üretimden gelen güçlerini kullanmayı öğrenmekte, emperyalist-kapitalist sistem can çekişirken ölümcül darbenin hazırlıklarına girişmektedirler.

Polonya’da kürtajın sadece tecavüz ve ensest vakalarından doğan hamilelik durumlarında ve anne ya da fetüsün hayati tehlikesi mevcut ise yapılabilmesini öngören maddeleri dahi yasaklayan değişiklik tasarısına karşı kadın işçilerin bir günlük genel greve gitmesi, Latin Amerika ülkelerinde 17 yaşındaki bir genç kadının tecavüze uğrayıp katledilmesine karşı yapılan iş durdurma eylemleri ve ardından son olarak İzlanda’da “eşit işe eşit ücret” talebiyle iş bırakma eyleminin gerçekleşmiş olması tek bir gerçeği yansıtmaktadır. Artık kadın işçiler, emperyalist-kapitalist sistemin kendilerine biçtiği role karşı öfkelerini örgütlü bir biçimde üretimden gelen güçlerine sarılarak sokaklara taşımaktadırlar.

Kadın sorununun çözümünde sınıf mücadelesi ve kadın işçiler
Marksist-Leninist dünya görüşü, kadın sorununun çözümünde, tekil olayların parçalı tablosu içerisinde öne çıkan, bağımsız kadın örgütlenmeleri aracılığıyla her sınıftan kadının dayanışmasını hedef alan ve sorunun sonuçları üzerinden politikalar üreten yaklaşımın aksine bütünü gözeterek sorunun kaynağına, kapitalist sistemin kendisine dikkat çekmektedir. Kapitalist sistemi hedef alarak ve bu mücadele içerisinde demokratik kazanımları kadınların toplumsal mücadeleye katılmalarının basamakları olarak değerlendirerek, bu eksende kapitalist sistem içerisinde sonuna dek tek devrimci sınıf olan işçi sınıfı saflarındaki kadın işçileri sınıf mücadelesi sahnesine davet etmektedir. Kadının cinsel kimliğine yönelik tüm saldırıların püskürtülebilmesinin ve hak kazanımlarının, işçi kadınların öncülüğünde sınıfın üretimden gelen gücü ile mümkün olabileceğinin, kadın sorununun asıl çözümünün ise bu mücadele içerisinde sınıflar arasındaki çelişkinin işçi sınıfı lehine çözümüyle, yani işçi sınıfının iktidarı ile gerçekleşeceğinin altını çizmektedir.

İşte kadın sorunu ekseninde bu Marksist-Leninist görüşü temsil eden sınıf devrimcileri de bugün kadının karşı karşıya bulunduğu toplumsal boyuttaki tüm sorunlar karşısında işçi kadınların örgütlenmesinin ve üretimden gelen güçlerini kullanmalarının çözücü halka olduğunu vurgulamaktadırlar. Ve işçi kadın çalışmalarını toplam sınıf çalışmalarının bir parçası olarak ele alırken, işçi kadınların cinsel kimliklerine dönük saldırıların sınıfsal boyutuna dikkat çekerek onları bu temel üzerinden örgütlemekte ve sınıf mücadelesini örmektedirler.

Kısaca söylemek gerekirse, Marksist-Leninist dünya görüşünün işaret ettiği ve sınıf devrimcilerinin somut olarak örgütledikleri gibi, kapitalist-emperyalist sistem içerisinde kadın sorununun çözümünde ana karakter işçi kadınlar, çözüm arenası ise sınıf mücadelesinin kendisidir.

Deneyimlerden öğrenerek kadın işçi çalışmasında derinleşmek!
Emperyalist-kapitalist sistem içerisinde kadın işçilerin dünyanın çeşitli ülkelerinde sıkıştıkları cendereden çıkmak adına genel greve başvurmaları, sınıf devrimcilerinin kuşandıkları ideolojik görüş çerçevesinde ortaya koydukları pratik ile örtüşmektedir. Ancak sınıf devrimcileri, kadın işçi grevlerinden çıkarılabilecek genel sonuçlarla yetinemezler. Deneyimlerden dersler çıkararak işçi kadın çalışmasında derinleşmek günün ödevlerindendir.

Elbette ki kadın işçi grevlerinin işaret ettiği ortak gerçekliğe rağmen her bir eylemsellik yükseldiği zemin üzerinden değerlendirilmeyi hak etmektedir. Söz konusu ülkelerin siyasal-ekonomik gelişimleri, kadın sorununun bu ülkelerde aldığı biçimler, bu ülkelerdeki sınıf mücadelesinin tablosu ve bu tablo içerisinde işçi kadınların konumu farklılıklar göstermektedir.

Bu sebeple devam eden yazılarımızda tek tek kadın işçi grevlerini ve üzerinde yükseldikleri zemini konu alarak değerlendirme alanında bir ilk adımı atmış olacağız. Sınıf devrimcileri kadın sorunu üzerinden gelişen güncel deneyimleri devrimci sorumlulukla ele almaya devam ederken, dünyanın dört bir yanında eşitlik ve özgürlük için ayağa kalkan işçi kadınları tüm devrimci coşkularıyla selamlamaktadır.

 
Polonya’da “Kara Pazartesi”
 
İşçi kadınların Ekim ayında dünyanın çeşitli yerlerinde yükselen sesini ilk olarak Polonya’da işittik. Yaşadığımız topraklardaki dinsel gericilik sosuna bulandırılmış saldırıların benzerleri ile karşı karşıya kalan Polonyalı kadın işçilerin örgütledikleri “Kara Pazartesi”yi coşkuyla izledik. Polonya’da kadın işçilerin mücadelesi karşısında geri adım atmak zorunda kalan hükümet şimdilik saldırıları rafa kaldırsa da, Polonya’da kadın işçilerin koşulları, maruz kaldıkları ikinci sınıf cins konumu ve hak gaspları devam ediyor.

Polonya’da işçi kadın
Doğu Bloku'nun çökmesinin ardından Polonya’da kurulan kapitalist devletin ilk icraatlarından birisi de kadın haklarını tırpanlamak oldu. Kürtajın 1993 yılında yasaklanması, Katolik kilisenin etkisinin arttırılması ve bu etkinin kadını eve ve eşe bağlayan yargılarının pekiştirilmesi gibi uygulamalarla Polonyalı kadınlar kapitalizmin kadına biçtiği kölelik misyonunu yeniden acı bir biçimde tattı. Bugün Polonyalı kadın işçiler, erkek işçilerden %35 daha az maaş alıyor ve işe alınmakta ve mevcut işinde terfide erkek işçiden daha az şansa sahip bulunuyor. İstihdam edilen kadınların dörtte biri kamu kurumlarının idari birimlerinde ve özellikle eğitim, sağlık ya da sosyal sigorta kurumlarında çalışıyor. Çocuklu kadınların doğumdan sonra tekrar işlerine geri dönmeleri ise oldukça zor koşullara bağlanıyor. Öte yandan boşanmanın dinen yasak olduğu ve dini inancın yasalarda dahi atıflarla toplumsal yaşam kurallarını belirlediği, okullarda aile yaşamına hazırlık dersinin din öğretmenleri tarafından verildiği ve korunmanın zararlarının anlatıldığı bu topraklarda, kadın işçiler her türlü gericiliği yaşıyorlar. Kapitalizmin kadını zapturapt altına alan ve kadın emeğini evde, fabrikada fütursuzca sömüren anlayışının tipik bir örneği Polonya’da da vücut buluyor. Emperyalist-kapitalist sistemin bu anlayışı Polonya’da da dinsel gericilik sosuna bulandırılarak daha da derinleştiriliyor. 

Bu saldırıların son adımı da geçtiğimiz aylarda atılmak istendi. Polonya’da sadece üç koşulda; tecavüz, ensest ilişki ve kadın-fetüs sağlığı tehlike altında iken yapılabilen kürtajın yasaklanması ve kürtaj yapan kadına en az beş yıl hapis cezası öngören tasarının anlamı kadınların onurunun ve hayatının hiçe sayılmasıdır. Ve toplamda Polonya’da işçi kadının karşı karşıya kaldığı kölelik durumunun bir uzantısıdır.

Kara Pazartesi öncesi mücadele dolu güneşli Cumartesiler!
Polonya’da yaşanan “Kara Pazartesi” öncesinde bahar ayları mücadelenin örüldüğü aylar oldu. Polonya’da sol görüşlü grupların oluşturduğu Ratujmy Kabiety-RK (Kadınları Kurtaralım) oluşumunun çabaları ile kürtaj hakkı için başlatılan imza kampanyası sonucunda toplam 750.000 imza parlamentoya sunuldu. Profesyonel tıbbi yardımın olmadığı durumlarda hamileliğin sonlandırılması için kullanılan elbise askısını simge olarak kullanan oluşumun çalışmaları ile şekillenen kadın hareketi giderek işçi kadınların damgasını taşımaya başladı. 3 Ekim Pazartesi öncesinde Cumartesi günü Varşova’da parlamento önünde yapılan eyleme 20 bin kadın katıldı. 3 Ekim Pazartesi günü ülke çapında yapılan eylemlere ise 6 milyon kadın katıldı. Eylem günü kadın işçiler iş başı yapmazken kadın öğrenciler dersleri boykot etti, dükkanlar kepenk kapattı. 3 Ekim’de “Utanın, milletvekilleri kadınlar için cehennem yaratıyor” , “Yobazları durduracağız”, “Misyoner değil, doktor istiyoruz”, “Devrim kadındır” sloganlarını haykıran ve hayatı durduran kadın işçiler şimdilik tasarıyı tam anlamıyla geri çekemeseler de rafa kaldırmayı başardılar. “Kara Pazartesi” eylemlerini ise Tüm Polonya İşçi Sendikaları İttifakı-OPZZ ve ülkenin en büyük öğretmen sendikası olan ZNP destekledi. Fakat iş durdurma ve genel grev çağrısı yapmayan iki sendika, üyelerini eylemlere katılmaya teşvik etmekle yetindi.

Gelinen yerde “Kara Pazartesi” ile kadınlar kararlı olduklarını hükümete gösterdiler. Hukuk ve Adalet Partisi'nin (PİS- Prawo I Sprawiedliwosc) tek başına hükümet olduğu Polonya’nın Başbakan Yardımcısı Jaroslaw Gowin ‘Kara Pazartesi’ yürüyüşünün tasarı hakkında kendilerini yeniden düşünmeye sevk ettiğini söyledi. Ancak tasarı tamamen gündemden kaldırılmadan alt meclise gönderilerek değerlendirilmeye alındı.

Polonya’da sendikal mücadele ve işçi kadınlar
Polonya, Doğu Bloku içerisinde yer alan diğer Doğu Avrupa ülkelerinin aksine revizyona uğrayan sosyalist ekonomiden kapitalist ekonomiye geçişte büyük sorunlarla karşılaşmadı. Zira revizyonist yönetimin omzuna yüklediği ağır bedellerin öfkesi ile fabrikaları ve tersaneleri işgal eden işçi sınıfının kurduğu ve sonrasında ise kapitalist ekonomiye barışçıl yollardan geçişi öngören bakışın hakimiyetinde faaliyet gösteren bağımsız sendika “Dayanışma” ile kapitalist hükümet el ele verilerek geçişin tüm yükü bir kez daha sınıfın omuzlarına yüklediler. NSZZ-dayanışma sendikasının kapitalist hükümetle işbirliği içinde sürdürdüğü hakimiyet sonrasında, sol görüşlü sendikaların NSZZ’ye karşıt olarak ortaya çıkardığı Tüm Polonya İşçi Sendikaları İttifakı-OPZZ ise gelinen yer itibariyle ülkenin en büyük ve etkin örgütü durumda. Polonya’da emekçilerin %14’ünün örgütlü olduğu sendikalarda kadın işçilerin sayısı ise oldukça sınırlı.

OPZZ ile birlikte işbirlikçi sendikalara sırt çeviren işçi sınıfı sınıf sendikacılığının eksikliğinin ve Polonya’da komünist partinin yol göstericiliğinden yoksun olmanın sancılarını çekmektedir.

Polonya’da işçi kadınları bekleyen “gelecek”
Polonya’da işçi kadınlar kapitalist sistemin dinsel gericilik ile kol kola yürüttüğü aşağılanma ve sömürüye karşı öfkelerini kuşanmış bulunuyorlar. Üretimden gelen güçlerinin farkına vararak, hükümete geri adım attırmanın moral etkisiyle birlikte mücadelelerine devam ediyorlar.

Sendikal hareketin kerhen verdiği desteğe rağmen hayatı durdurarak örgütledikleri eylem ile tüm dünyanın dikkatini işçi kadınların üzerine çekmeyi başardılar. Kadına yönelik saldırılara verilebilecek en iyi cevabın üretimden gelen gücü kullanmak olduğunu ve ancak sokakları doldurarak saldırıların göğüslenebileceğini gösterdiler. Fakat hala yolun başındalar.