x

Cezasızlık "Olağan Bir Rejim" Olursa - Ezgi Koman

e-Posta Yazdır PDF
Aladağ’da, kız çocuklarının kaldığı yurtta çıkan ve 11 çocuğun yaşamını kaybettiği yangınla ilgili sadece yaralı bir çocuğun ailesinin şikayetçi olduğu, çocuklarını kaybeden hiçbir ailenin ise şikayetçi olmadığı yönünde bilgiler basına yansıdı.

Olayla ilgili CNNTürk haber kanalı, haber bültenine telefonla konuk ettiği hukukçu Prof. Dr. Ersan Şen’e sordu: “Aileler şikayetçi olmazsa ne olur?”

Prof. Şen yanıtında iki hafta geçmesine karşın, yaşamını kaybeden ailelerin şikayetçi olmamasını olağan bir teknik durum olarak anlattı ve şikayet edilmese de, şikayetten vazgeçilse de bu tür ölümlerde zaten Cumhuriyet Savcılarının gereğini yaptığını söyleyerek, konuyu kendince bağladı.

CNN Türk’ün sorusu ve hukukçu profesörün yanıtı ister istemez akla Ahmet Yıldız’ı getirdi.  Ahmet Yıldız’ı hatırlar mısınız? 14 Mart 2013’te, ruhsatsız bir işyerinde, kaçak olarak çalıştırılırken daha hızlı çalışsın diye güvenlik sensörü kapatılmış pres makinesine sıkışarak yaşamını kaybeden 13 yaşındaki çocuğu.

Hatırlayalım...

Ahmet Yıldız

Urfa’dan Adana’ya göç eden kalabalık bir ailede, aile bireylerinin söylediği üzere ‘neşeli ve çok çalışkan, hiçbir işten erinmeyen’ bir çocuktu. Evlerine yakın bir yerde, kaçak olduğu bilinen ancak hakkında hiçbir işlem yapılmayan bir işyerinde çalışıyordu.

Ahmet Yıldız makineye sıkıştığı gün işyeri sahibi Ali Koç, Ahmet’i hastaneye götürmeden önce işyerindeki kan izlerini temizledi ve doktorlara çocuğun trafik kazası geçirdiğini söyledi. Ancak olayın trafik kazası olmadığını doktorun fark etmesi üzerine durum savcılığa bildirildi.

Açılan davada bilirkişi raporunda yüzde 100 kusurlu bulunan işveren tutuklandı. İlk duruşmada sanık Ali Koç kickboks yaptığını, milli sporcu olduğunu ve maça katılmak istediğini belirterek tahliyesini talep etti. Talep reddedildi. Ardından işveren Yıldız Ailesi’ne para yoluyla anlaşma teklif etti. 

Adana Adliyesi’ndeki ikinci duruşmada, davaya şikayetçi sıfatıyla katılan Ahmet Yıldız’ın babası maddi ve manevi zararlarının karşılandığını söyleyerek tüm şikayetlerinden vazgeçti. Tam da hukukçu Prof. Şen’in dediği gibi… 

Dava sırasında baronun ve bir sabaha karşı çıkan KHK ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nin müdahillik taleplerini kabul etmedi. Böylece Ahmet adına mahkemede şikayetçi kalmadı. Sonra neler mi oldu?

Sonra, mahkeme 21 Haziran 2013’teki duruşmada, işyeri sahibinin tahliyesine karar verdi. Sonunda ise işveren Ali Koç’u taksirle öldürme suçundan beş yıllık hapis cezasına çarptırdı. Ancak bu ceza sanığın duruşmalardaki iyi hali nedeniyle 6’da 1 oranında indirim yapılarak 4 yıl 2 aylık hapis cezasına indirildi. Ardından da sanığın aile ve meslek sahibi olması, eylemin “kusurlu” eylem sayılması ve pişmanlık durumu nedeniyle günlük 20 lira üzerinden 30 bin 40 lira adli para cezasına çevrildi. 
Koç’un bu cezayı 24 aylık taksitler halinde ödemesi kararlaştırıldı.

Peki, biz buradan ne anlamış olduk?

Bizim anladığımız, kaçak olarak açtığınız bir işyerinde kaçak olarak bir çocuğu, sensörünü bozduğunuz bir makinenin başında çalıştırırsanız,  çocuk buraya kafasını sıkıştırarak yaşamını kaybederse, siz bu olayı saklamayı çalışıp yalan da söyleseniz, evet olay açığa çıkar ama cezanızı 24 ay taksitle öder, kickbox yapmaya devam edebilirsiniz.

Yani aslında paçayı kurtarabilirsiniz... Hele ki Aladağ’daki yurt müdürünün dediği gibi “vicdanınız da rahatsa”!..

Çocuk hak ihlallerinde cezasızlık

11 yıldır çalışmalarını yürüttüğümüz ancak 22 Kasım’da kapatılan Gündem Çocuk Derneği tam da bu meseleyi dile getiriyordu, çocuk hak ihlallerinde cezasızlığı. Faillerin her daim bir istisna olarak değil kural olarak “paçayı kurtardıklarını”… Bunun da pek çok yolu olduğunu.

Örneğin; 13 kurşunla öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’a terörist diyerek … Ya da cinsel şiddet uygulanan engelli bir kız çocuğunun aslında faili baştan çıkardığını söyleyerek… İhmal sebebiyle üzerine lavabo düşerek yaşamını kaybeden 6 yaşındaki Efe’ye yaramaz, Cizre’de öldürülen 12 yaşındaki Nihat için “haksız tahrik etti” diyerek…

Peki ama eğer Prof. Şen’in dediği gibi özellikle ölümle sonuçlanan olaylarda Cumhuriyet Savcıları görevlerini yerine getiriyorsa bu failler nasıl oluyor da paçayı kurtarabiliyorlar? Örneğin 9 yaşında, Manisa’nın Demirci İlçesi’ne bağlı  İmrenler Köyü İlköğretim Okulu’nda başını okul penceresindeki parmaklıklara sıkıştırarak yaşamın kaybeden Fadime Yalçın’ın ölümüyle ilgili savcı, nasıl kovuşturmaya yer olmadığını söyleyebiliyor?

Türkiye’nin çocuk hak ihlallerinde cezasızlık karnesi bu kadar zayıfken, devletin çocukları değil failleri savunması genel bir tutumken, cezasızlık “olağan bir rejim” halinde işliyorken, tüm bunlara karşın cezasızlıkla mücadelenin yolu da bu ihlallerin peşini bırakmamakken nasıl oluyor da bir ceza hukukçusu,  Aladağ’da 11 çocuğun yaşamını kaybettiği olayla ilgili, aileler mutlaka şikayetçi olmalıdır, diyemiyor?

Ama bu soru da CNNTürk’ün sorusu da yanlış bir soru. Sorulması ve peşinin bırakılmaması gereken asıl soru şu: Çocuğunu kaybetmiş bir aile nasıl olur da olayın faillerinin etkili soruşturulması ve sorumluların ceza alması için şikayette bulunmaz?

Sorunun yanıtını bilmeyen var mı? (EK/YY)