x

Kadın İşçi ölümleri üzerine söyleşi

e-Posta Yazdır PDF
Türkiye’de kadın işçilerin çalışma yaşamında yaşadıkları sorunları ele alan uzmanlar kadınların merdiven altı, bakım ya da tarım gibi işlerde çalıştırıldığını ve kadın olmalarından kaynaklı bir baskıya maruz kaldıklarını belirtiyor. Uzmanlara göre kadınlar hem cinsiyet farkına dayalı ayrıma maruz kalıyor hem emeği değersiz görülüyor hem de daha az tazminat alıyor.

Türkiye’de her dönemin yoğunca tartışılan konusu şüphesiz ki işçi ölümleri. Ağır çalışma koşulları, yeterli tedbirlerin alınmaması, ihmal sonucu Türkiye’de ayda ortalama 100 işçi yaşamını yitiriyor. Çalıştıkları her alanda türlü sıkıntılarla karşılaşan kadın işçilerin de çalışma yaşamındaki zorlukları günden güne artıyor. Kadın işçiler iş yerinde mobbing, taciz, uzun mesai saatleri gibi birçok hak ihlaline maruz kalıyor ve sendikal örgütlenmelerle hak arayışına girmeleri de bir şekilde engelleniyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Merkezi (İSİG) Ağustos ayında yayınlamış olduğu raporda kadın işçilerin yarısının çalışma alanlarına tacize uğradığını açıklamıştı. Öte yandan kadın çalışanlara regl izni de yasadan çıkarılsa bile, sendikaların ve kadın çalışanların gündeminden düşmedi.

Yılın ilk 8 ayında 70 kadın işçi öldü
 
Kadınların çalışma koşulları ağırlaştıkça, ihmal artıyor ve denetim mekanizmalarının da sağlıklı işleyemeyişinden kaynaklı kadın işçi ölümlerinde artış meydana geldi. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Merkezi (İSİG) 2016 yılının ilk 8 ayında en az 70 kadın işçi yaşamını yitirdiğini duyurdu. 2016 yılının ilk 8 ayında yaşamını yitiren kadın işçilerin 26’sı çiftçi ve esnaf iken, 44’ü işçi, memur statüsünde çalışan ücretlilerden oluşuyor.  14 yaş ve altında 3 kadın işçi, 15-17 yaş arası 2 kadın işçi, 18-27 yaş arası 16 kadın işçi, 28-50 yaş arası 37 kadın işçi, 51-64 yaş arası 11 kadın işçi yaşamını yitirdi. 2016 yılının ilk 8 ayındaki işçi ölümlerini incelediğimizde, bu ölümlerin iş kollarına göre dağılımında yüzde 48’lik bir oranla tarım, ormancılık sektörünün ağırlık taşıdığı görülüyor. Kadın işçilerin birçoğu tarım işçisi ve mevsimlik işçi olarak çalışmaktadır. İşçiler ya çalışırken araziye uygun olmayan araçlarla emek harcadıkları için ya da uygunsuz koşullarda taşındıkları için yollarda yaşamlarını yitiriyorlar.

Kadın işçi ölümleri İSİG Meclisi’nden Özlem Uluca, DİSK Basın İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş ve Av. Berrin Demir ile konuştuk.

Hak ihlallerinde toplumsal cinsiyet farkı

İSİG Meclisi’nden Özlem Uluca, kadınların çalışma alanında uğradıkları sömürünün tek başına görülmemesi gerektiğini savunarak, hayatın bütününde kadının konumlanışı ve toplumun kadınlık konusundaki algısından beslenerek kadın üzerinden gerçekleşen sömürü tablosunu konuşmanın daha gerçekçi olacağını vurguladı. Kadınların daha çok tarım, merdiven altı atölyeler, bakım hizmetleri, ev işçiliği gibi alanlarda yoğunca çalıştığını hatırlatan Uluca, cinsiyetçi yaklaşımlar sonucunda kadının ev içerisinde yapmış olduğu işleri kadının görünmeyen emeği olarak yorumladı. Kadına yönelik yaklaşımların kadınları daha güvencesiz alanlarda çalışmaya ve mobbinge maruz kalmaya ittiğini dile getiren Uluca, bu duruma bağlı olarak işe gidiş gelişlerde ölüm, işe bağlı teçhizatlardan kaynaklanan ve mobbinge bağlı intiharlar sonucu ölümler yaşandığının altını çizdi.
 
Çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebini yineleyen Uluca, “Kadının toplumsal konumlanışı onun ya emeğini görünmez ya da kamusal alandaki emeğini herhangi bir mesai artığı olarak görebiliyor. Bu ne yazık ki ülkenin ve hatta dünyanın toplumsal cinsiyet algısı ile alakalı. Kadına yönelik cinsiyetçi ve ayrımcı tutum gereği adının hitap edildiği alanlar ona giydirilmiş kimlikler üzerinden gerçekleşiyor. Bu kimliklerden sıyrılmak ve çalışma yaşamında eşit ve tüm işçiler için daha iyi hakları elde edebilmek kadın işçilerin öncülüğüyle örülecek bir mücadeleyi gerekli kılıyor” şeklinde konuştu.

Uluca, duyarlılık vurgusu yaparak şöyle devam etti: “Kadın işçi ölümleri ve sebepleri yalnızca bu gerçekliğe ayna tutmak için bir araç. Konunun duyulur olabilmesi ve öne geçilebilmesi için kadın işçilerin ve tüm emekçilerin elindeki bir envanterdir. Bu envanter ile İşçi Sağlığı ve Güvenliği konusunu da gündem ederek, yapılan tüm hak ihlallerinin mutlaka toplumsal cinsiyet merkezinde ele alınarak, işlenmesi gereklidir.”

‘Kadın emeği değersiz görülüyor’

DİSK Basın-İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş da kadın işçilerin çalışma hayatında işçi sınıfının yaşadığı temel sorunları daha ağırlaştırılmış bir biçimde yaşadığını ifade ederek, “Erkek egemenliğinin yarattığı toplumsal düzen kadını toplumda ikincil yurttaş olarak konumlandırdığı için güvencesizliği daha derin ve inceltilmiş bir biçimde yaşamaktadır. Kadınlar işyerinde ayrımcılığa maruz kalmakta, taciz, mobbingin hedefi olmaktadır” dedi. Kadın emeğinin daha değersiz emek olarak görüldüğünü belirten Yurttaş, bu nedenle kadınların çoğu zaman aynı işi yaptıkları erkek işçilere göre daha düşük ücret aldığını vurguladı. Mevzuatların işçileri korumadığını aktaran Yurttaş, “Cinsiyet körü mevzuat ve yasalar nedeniyle işyerlerinde başta işçi sağlığı güvenliği önlemleri olmak üzere temel düzenlemelerde kadınların kadın olmaktan kaynaklı sorun ve ihtiyaçları görmezden geliniyor. Yani erkeklerle aynı işi yaparken ücrette eşitsizliğe uğrarken, can güvenliği ve sağlıklı çalışma hakkı için ev içi mesailerindeki yıpranmaları ve anatomik özellikleri yok sayılarak erkeklerle bir anda eşit hale gelirler” şeklinde konuştu.

Kadın işçilerin ölümlerinin yeterince gündeme gelmemesini değerlendiren Yurttaş, şu hususlara değindi: “İktidar aracılığıyla yerleşik hale gelen kadın düşmanlığının yaşamın her alanında kadını değersiz kılan sonuçlar yaratmasıdır. Kadın cinayetlerindeki artış, kadın katillerine veya kadınlara şiddet uygulayanlara yönelik müsamanın en görünür hali aldığı kadının değersiz kılınması kadın işçiler hayatını kaybettiğinde de aynı sonuca yol açmaktadır.”

‘Kadınlar daha düşük tazminat alıyor’

Av. Berrin Demir ise yargının iş cinayetlerini ‘kaza’ olarak gördüğünü ve davaları ‘ihmalden ölüme sebebiyet verme’ gerekçesiyle açtığını hatırlatarak, “Bu durumda sanığın infazı 4 yıl oluyordu. Son torba yasayla birlikte de artık o da mümkün değil” dedi. Demir şöyle devam etti: “Şirket sahipleri ceza almamak için iş cinayetlerinde yaşamını yitirenlere yüklü paralar veriyor. Bunun sonucunda da zararın giderildiği düşünülüyor ve ceza en alt seviyeye iniyor. Böylelikle cezasızlık durumu ortaya çıkıyor.” Kadın işçilerin ölümünden sonra ödenen tazminatların daha düşük olduğunu söyleyen Av. Demir, “Kadınları genelde sigortasız, merdiven altı atölyelerde tarlalarda düşük ücrete çalıştırıyorlar. Haliyle aldıkları maddi tazminat ya hiç olmuyor ya da çok düşük oluyor” dedi. Yasaların sermaye sahiplerini koruduğunu belirten Demir, “Dava açılıyor ama şirket sahibine ya da sermaye sahibine veya üst düzey bir yöneticiye açılmıyor. Alt kademelerde taşeron olarak çalışanlara ya da şeflere açılıyor. Bu nedenle de cezasızlık oluyor ve asıl sorumlular yargılanmıyor” dedi.