x

Çocukluğunu inşaata verenler

e-Posta Yazdır PDF
Muhammed ve Yusuf, okul formalarını hızlıca üzerlerinden atıp, inşaat elbisesini üstüne geçirerek koşar adım inşaata varan iki yakın arkadaş. 17 ve 18 yaşındaki bu iki genci dışarıdan izlediğiniz zaman size binanın nasıl dikildiğini anlatabileceklerini tahmin edemezsiniz. Ama konuşmaya başladıkları zaman anlattıklarından anlıyorsunuz ki bu işe dair saatlerce konuşabilirler. Dikilen pek çok yapıda emekleri var. Sayamayacakları, hatırlayamadıkları kadar çok, en az 70-80 farklı şantiye. Muhammed 14 yaşında bu işe başladığını söylerken, Yusuf ne kaç yaşında bu işe başladığını hatırlayabiliyor, ne de kaç yıldır çalıştığını. Çocuk yaşta evin onlardan beklediği ekmek, ince fizikli bu iki arkadaşın inşaata gitme sebebi. Paramparça olmuş işçi cesedi, yükseklik korkusu, sökülen tırnak, kırılan burun, buluşulamayan arkadaşlar gibi pek çok yaşanmışlıklara da böyle kapı aralanmış.
Muhammed ve Yusuf çok geceler yaptıkları gibi Tuzla’da akşam vakti arkadaşlarıyla beraber bir parkta sohbet ederek, sigara içerek, şakalaşarak zaman geçiriyor. Faturacıda, herhangi bir dükkanda çalışan, meslek lisesinde okuyan arkadaşları arasındayız. Yusuf gruba sonradan dahil oluyor. Muhammed 17 yaşında. 14 yaşında ilkokul sıralarından inşaata gidip gelmekle bu işe başlamış. Neden inşaata başladığına gelince yanıtı iki cümle: “Ev ekmek bekliyor, senin de ellerin boş, mecbursun. Sen aç kalarak yaşayabilir misin, mecbur.”

‘FUL ÇALIŞTIM’
Bu mecburiyetin sürüklediği yer, her gün okul çıkışında evin birkaç yüz metre yakını olmuş: “Okul, o zaman çalışmaya başladığım inşaat evimizin 500 metre ilerisindeydi. Okuldan çıkar çıkmaz eve gidip üstümü değiştiriyordum. Direkt işe gidiyordum. Okul zamanında öyle yapıyordum. 1’de çıkıyordum. 2’de inşaata gidiyorum. Ustalar akşam 7’de paydos ediyor, ben 1 saat daha ek çalışıyordum. Ben 8-8 buçuk gibi bitiriyordum. Ondan beri yaz tatillerinde, boş kaldığımda ful çalıştım.”

3 AYIN ARDINDAN
“İlk başladığımda ilk 3 ayım güzel geçti. Çünkü evde beni bekleyen bir annemin olduğunu biliyordum” diyen Muhammed, devam ediyor: “Nasıl diyeyim çalıştıkça durumun da iyiye gidiyor, evdeki durum. Ekmek olsun, su olsun, fatura olsun, yemek olsun. Sen çalışıyorsun, diyorsun ‘Benim durumum düzelmiş neden çalışayım?’ tekrar çalıştırmaya devam ettiklerinde insanın zoruna gidiyor. ‘Ben niye çalışayım ki?’ diyor, ‘Onlar evde oturuyor ben niye çalışayım’ diyor.”

YÜZLERCE TORBA KALDIRMAK
Abilerinin yanında çalışması avantajıymış, böyle söylüyor. ‘Avantajına rağmen’ kaldırıp taşıması gereken yüzlerce torba bulmuş önünde. İşi o alçı torbalarıyla. O çalıştıkça torbaların ardı arkası kesilmemiş. O yaşına ve fiziğine aldırmadan kaldırdığı 40 kiloluk torbaları bugün mahcubiyetle hatırlıyor. “Yalan değil” diyor, “İnşaata ilk girdiğimde kaldıramıyordum torbaları. Bir süre sonra, yavaş yavaş ağırlıklar arttıkça insan bünyesi alışıyor zaten. Sabah ilk işe başladığımda, alçıyı kaldırmaya, ilk 100 torba seni mahveder. Alıştıktan sonra diğer 800 torba senin umurunda olmaz. 900 torba, bin torba, bin 200 torba, -inşaatın boyutuna göre değişiyor- alçı geliyor. İnşaat 10 metre ilerideyse alçı burada oluyor. En zor iş orada ameleye düşüyor. Amele de benim (gülüyor). Alıyorsun alçıyı gidiyorsun asansörün önüne diziyorsun. Onu kavraması bir kere çok zor bir şey. Bir günde bin torba kaldırıyorsun bir düşün. Tanesi 30-40 kilo arası değişiyor.”

TIRNAK KÖKÜNDEN KOPTU, 10 NUMARA OLDU
İşçiler eğer yeni bir inşaata başlamışsa patrona ‘iş göstermek’ zorundadır. Yaptığı işle “Bu adamlar bu işi yapıyor, hızlı” dedirtmelidir ki yeni iş alabilsin. Muhammed’in deyimiyle “Bu süreçte hem ustalar, hem ameleler” yorgunluktan “iptal” olur. Muhammed böyle zamanları inşaatta başına gelen bir iş kazası üzerinden anlattı. Tırnağı kökünden sökülmüş. Onun tırnağını söken süreç ve onun bu olayı yorumlayışı da hayatına dair çok şeyi anlamaya da yardımcı. Bir tırnağın kökünden sökülmesi neden 10 numaradır? “Yaz ayıydı. Normalde dış cephe işi yapıyorduk o sıra. Kalfa iç tarafı da bize vermişti. Terlik giymiştim bende. 5 tane usta vardı başımda. 5’ine birden yetişiyordum. Usta su istiyordu, sigara istiyordu veya alçı istiyordu, harç istiyordu. Ona, ona, ona yetişeyim derken en üst kattaki usta çağırdı koşa koşa giderken merdivendeki çıkığa takıldım. Tırnak bildiğin kökünden koptu. 1 hafta yattım. 10 numara oldu.” 1 hafta dinlenmek için bir tırnak vermek onun için kabul edilebilir. Çünkü istediği zaman izin alamaz, arkadaşlarıyla buluşamaz: “Ben ortaokula geldiğimden beri tek zoruma giden, arkadaşlar arada bir ‘Gel buluşalım’ diyordu, ben ‘Yok. İşteyim’ diyordum. Belki arada izin almaya çalışıyordum. İzin vermiyorlardı ustalar. Arada bir o zoruma gidiyordu.”

‘YAPABİLDİĞİM KADAR İŞ...’
Muhammed bugün lisede okuduğu için hafta içi işe gidemiyor. Okuldan sonra çok geç olduğunu, okuldan inşaata gelene kadar çalışmak için zaman kalmadığını söylüyor. “Götürü işi var bir de yevmiye işi yapıyoruz. Götürü işinde yaptığın iş kadar para alıyorsun, çalıştığın gün kadar değil. Metrekare başına para alıyorsun. Mesela 10 metrelik duvar vurdun, metresi 9 lira. 90 milyon para alıyorsun. Cumartesi-Pazar gidiyorum. Genellikle yapabildiğim kadar iş yapıyorum. 1-2 saat fazla çalışıyorum. 6 buçukta şantiyede oluyorum. 7 buçukta iş başı. Kalfa işi çabuk bitirmek isterse akşam 7’de hatta 8’de bile bıraktığın oluyor işi. Yeri geldi mi de Kalfa, ‘Kendinizi yormayın’ diyor, 5’te bırakıp çıkıyorsun” diyor. 

MİMAR YA DA ZENGİN OLMAK
“Kalıbı var, zemini var, alçısı var, dış cephesi var, stronfiyeri var, ısı yalıtımı var, şapı var, boyası var, var da var abi hani nasıl diyeyim banyodaki klozetine kadar her türlü şeyi var. Bu devirde en kötü binaya 400 milyar harcarsın. 1-2 bina diken adam zengindir yani” diye anlatıyor Muhammed. Bir hayali mimar olmak, diğeri zengin olmak:

- Zengin olabilirim diyor musun peki?
- Çok rahat.
- Nasıl zengin olacaksın?
- Önümdeki engeller kalkarsa.
- Mesela ne engel var önünde?
- Mesela aile.
- Ailene “Ben zengin olacağım” diyorsun, onlar da sana “Zengin olma” mı diyor?
- Yok ondan değil. Mesela benim bir ailem olmasa -Allah korusun- benim sigaram, yemem, içmem dışında aldığım kazancın tümü eve gidiyor. Öyle diyeyim.
- Neden eve gidiyor?
Kalabalığız. 8 kişiyiz. 4’ü çalışıyor. Para akıyor yani haberin olmadan akıyor gidiyor.

İNŞAAT ÖLDÜRÜYOR
Yusuf 18 yaşında. Kaç yaşından bu yana inşaatta çalıştığını, kaç yıldır çalıştığını hatırlamadığını söylüyor. “Küçükken” deyip, “Büyük bir iş adamı olmak istiyordum” diye anlatmaya başlayınca Muhammed sözünü kesiyor: “Bir baktım elimde harç var.” Gülüşüyorlar. Yusuf, “İnşaatı seviyorum” diyor. Ancak ‘ama’sı var: “Ama bırakacağım inşaatı. İnsanı öldürüyor biliyor musun? İster istemez öldürüyor. Kalfa seni sıkıştırdığı zaman gece gündüz çalışıyorsun. Zor, vallahi zor.” “İnşaat öldürüyor” diyor çünkü kendisi bir ölüm görmüş, eniştesi 3. kattan düşmüş, şuan yatıyormuş, kendisi burnunu kırmış, 4 kere... Anlatıyor: “12. kattan düştü paramparça oldu biri. Zaten ben onu gördüm 1 hafta yatamadım. Öyle işte. Adamı tanıyordum. Sıvacıydı. Badana yapıyormuş. Sıvasını çekerken cama çıkmış, bir an eşik yamulunca aşağı düşmüş. Korkuyordum ama çalışıyordum.”

GÖZÜNÜ SEVEYİM YA...
 “Sendika var mı sizin oralarda?” diye sordum, şaşırdı Yusuf, “Nasıl yani?” dedi. Sendika kelimesini ilk kez duyar gibi baktılar. Tekrar sordum, “Sendikayı bilmiyor musunuz?” Muhammed, “Yok” dedi. O da bilmiyor. “Sendika ne abi Allah aşkına gözünü seveyim ya. SSK. Sigorta değil mi abi?” dedi bu kez Yusuf. İkisinin çalıştığı şantiye sayısı 200’den fazladır...

24 İNŞAAT İŞÇİSİ ÇOCUK HAYATINI KAYBETTİ
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisinin paylaştığı verilere göre 2013 yılında en az 59, 2014 yılında en az 54, 2015 yılında en az 63, 2016 yılının ilk dokuz ayında ise en az 42 çocuk işçi yaşamını yitirdi. 2013’ten bu yana hayatını kaybeden 236 çocuk işçinin 24’ü inşaat-yol iş kolunda çalışıyordu.

Fotoğraf: Muhammed (ortada) ve arkadaşları