Tuzla grevi ileri atılmış bir adımdır - Ertuğrul Bilir

16 Haziran'da Tuzla'da Limter-İş'in çağrısıyla grev yapıldı. Yapılan eylem,güçlü ve zayıf yanlarıyla değerlendirilmeyi hak ediyor.

Bazı değerlendirmelerde eyleme "işçisiz grev" benzeri yakıştırmalar yapıldı, yapılan eylemin bir "grev" değil "etkinlik" olduğunu yazanlar oldu. Bu yorumlarda daha çok sol içi husumetin izleri görülüyor.

Baştan söylemek gerek. Tuzla grevi ortaya çıkan kamuoyu ilgisi, geçmişte yaşanan eylemler vb. ile birlikte düşünüldüğünde işçi katılımı açısından beklentilerin gerisinde kalmıştır. Daha eylem sırasında greve destek için gelen kitlenin içinde "niye işçiler yok" sorusu konuşulmaya başlanmıştı.

"Patronların tehditleri, işçilerin denizden taşınması" gibi açıklamalar yeterli açıklayıcılığa sahip değildir. Bu tür uygulamalar elbette ki oldu. Ancak eyleme beklenen katılımın olmayışını yeterince açıklamıyor.

Sayısal olarak bakıldığında 16 Haziran günü Tuzla'daki eylem yerinde tahminen 500 ile 1 000 arasında tersane işçisi ile eyleme destek için sendikalar, siyasal yapılar, kitle örgütlerinin çağrılarıyla gelenlerden oluşan yaklaşık 3,000 kişilik bir topluluk oluştu. Önemli sayıda işçi ise işe gitmedi. Limter-İş, işe gitmeme oranını %70 olarak açıkladı. Bu rakam biraz iyimser gözükmekle birlikte, "grev" günü işe gidenlerin sayısının önemli oranda
azaldığı ortadadır. Yani grev etkili olmuştur.

Eylem, eksiklerine rağmen birçok olumlu yanı içinde barındırmıştır.

16 Haziran'da Tuzla'da bir "hak grevi", bir "bölgesel grev" yaşanmıştır. 12 Eylül yasalarına, 2822'ye meydan okunmuştur. Grev çağrısı o kadar büyük bir meşruluk taşıyordu ki, hiçbir düzen korucusu çıkıp "yasadışı grev" teranesi okuyamadı. Polis ise büyük bir güç yığmakla birlikte, eylemin sonuna doğru çıkardığı gerilim dışında, yolun kesilmesine bile izleyici olarak kaldı.

16 Haziran Tuzla grevinin en önemli boyutu bir havza grevinin örgütlenmeye çalışılmış olmasıdır. Limter-İş Sendikası, birçok eksikler taşımakla birlikte, ülkemizdeki işçi sınıfı hareketinin yeni dönemi için önemli adımlardan birisini atmıştır. Tek tek işyeri örgütlenmelerini reddetmeyen, ama sorunun anahtarının bir bütün olarak tersaneler bölgesinin örgütlenmesinde olduğunu gören bir noktadan hareket etmiştir.

Tuzla'da yürüyen mücadelenin önemli bir boyutu taşeronluk sistemine karşı mücadele boyutudur. Ülkemiz emek hareketi taşeronluk üzerine çok laf, ama az mücadele üretebilmiştir. Bu alanda şimdiye kadar yürütülen kapsamlı mücadele sayısı çok sınırlıdır. Dev Sağlık-İş'in ülke genelinde birçok hastanede yürüttüğü taşeron işçi örgütlenmesi ve taşeron çalışma karşıtı kampanya ile birlikte Limter-İş'in Tuzla'da yürüttüğü mücadele bu alanı güncelleştirmiştir.

Yine Tuzla'daki mücadelenin ve grevin önemli bir boyutu işçi sağlığı ve iş güvenliği, can güvenliği talebi üzerinden yürümesidir. Sendikaların ve emek hareketinin gündemine yeterince girmemiş olan bu konu, sermayenin kar hırsının ağır sonuçlarını ve mücadelenin ne kadar temel yaşamsal öneme sahip olduğunu sergileyen bir özelliğe sahiptir.

Gerek eylem anında, gerekse eylem sonrasında yapılan ve "hayal kırıklığı" yansıtan değerlendirmeler, sürecin karşılıklı bir mücadele içinde yürüdüğünü ve aslında orada örgütlü olan sendikanın boyutunu çok aştığını göz ardı etmektedir.

Tuzla aylardır sınıflar mücadelesinin sembolü, mızrak başı olmuştur. Tuzla özelinde iki sınıfın temsilcileri kapsamlı bir mücadele halindedir. Hürriyet gazetesi durduk yerde "Tuzla, MİT'lik olay" manşeti atmaz, durduk yerde atmamıştır. Koca koca patronlar, kelli felli bakanlar durduk yerde "Alman oyunu, PKK oyunu, kendilerini öldürüyorlar" gibi saçmalıkları ortaya koymamıştır. Bu ülkede bir patron örgütünün, doğrudan doğruya işçileri alıp eylem yaptığına ilişkin örnek pek fazla yoktur.

Bir sarı sendikanın bu kadar açık şekilde kendini ortaya koyduğu örnekler sınırlıdır. Bunların hepsi Tuzla'da yaşanmıştır. Sınıflar mücadelesi bir "tek kale maç" değildir. Bu mücadelede kolay başarı yoktur, karşı tarafın olanakları henüz oldukça fazladır. Şu an önemli olan emekçilerin de söyleyecek sözlerinin ve güçlerinin olduğunun ortaya konulmasıdır.

Grev, bütün ülkenin ilgisini çekmiştir. Ciddi bir kamuoyu ilgisi oluşmuştur. Birçok ilde 15-16 Haziran'ın yıldönümü nedeniyle yapılan eylemler "Tuzla grevine destek" eylemleri olarak örgütlenmiştir. Ancak grev böylesi bir merkezi eylem gücünde örgütlenememiştir. Bunun en başta gelen nedeni Limter-İş'in güçlerinin sınırlılığıdır. Sonrasında ise DİSK'ten başlayarak sendikaların ve emek güçlerinin zayıflıkları ve desteklerinin sınırlı oluşu gelmektedir. Görülmüştür ki, bir havza grevinin kuvvetli şekilde örgütlenmesi için çalışmalar henüz yeterince olgunlaşmamıştır. Ancak eksikler, böyle bir girişimi yanlış kılmaz. Yapılan eylem "öncü" nitelikte bir eylem olarak görülmelidir.

Bu önemli mücadeleyi yürüten Limter-İş önümüzdeki dönemde "nasıl daha kapsayıcı olunabileceğini, yerel/bölgesel çalışmanın nasıl güçlendirilebileceğini,yürütülen örnek mücadelenin nasıl örnek bir örgütlenmeye dönüşebileceğini" en geniş kesimlerle birlikte değerlendirmelidir.

Solda 1 Mayıs sonrasında da görünen bir davranış biçimi var. Eğer beklenen kitlesellik yakalanamaz ise hemen sözde "soldan" yapılan salvolarla, yürütülen mücadelenin yanlış olduğu iddia edilip, sonuçta, aslında yapılandan daha geri eylemler öneriliyor.: Kimileri 1 Mayıs'ın Tuzla'da yapılabileceğini, bazıları alan fetişizminin yanlışlığını, kimileri ise ortamı germenin kitleleri mücadeleden geri kaçırdığını keşfetti.

İçinde bulunduğumuz günlerde de 15-16 Haziran eylemi yad edilmekte ve "bugün niye yeni 15-16 Haziran'lar yaratılamadığı" bol bol sorulmaktadır. Geçmiş güzellemeleri yapılırken, bugün atılacak adımlara ilişkin tartışmalara yeterli ilgi gösterilmemektedir.

Önümüzdeki yılların yeni 15-16 Haziran'lara, yeni "500 bin kişilik 1 Mayıslara", yeni Tariş'lere, Yeni Çeltek'lere, yeni "bahar eylemlerine", yeni "kamu çalışanı hareketlerine" ve devrime çıkması için sabırla, güçleri mümkün olduğunca birleştirerek, atılan olumlu bütün adımları destekleyerek mücadele etmek gerekiyor.

"16 Haziran Tuzla Grevi" bu mücadeleye katkı veren bir adım olmuştur.

24 Haziran 2008 / Sendika.Org