Tersaneler gerçeği: Cinayetler sürüyor! - Özgür Müftüoğlu

Tuzla tersanelerindeki iş cinayetlerine kamuoyunun ilgisi, 2007 yılı Aralık ayında açıklanan "Tuzla Tersaneler Bölgesindeki Çalışma Koşulları ve Önlenebilir İş Kazaları Hakkında TUZLA TERSANELER GERÇEĞİ" başlıklı raporla başladı. Bu raporda tersanelerde yıllardır yaşanmakta olan iş cinayetlerinin nedenlerinin ortaya konulması amaçlanmıştı.

Rapordan elde edilen sonuç son derece açıktı: Gemi inşaat sektöründe işler 2001 yılından itibaren açılmış ve 2007 yılına kadar 10 kat artmıştı. Gemi inşaat sektöründe işlerin açılmasının açılmasıyla birlikte iş cinayetleri de artmaya başlamıştı. Çünkü, bu sektöre yatırım yapanlar küresel rekabet içinde kendilerine yer bulabilmek için maliyetleri en alt düzeye indirmeleri gerekiyordu. Bunun için de tersanede maliyet unsuru olabilecek her unsur ortadan kaldırılmalıydı. İşe en kolay olandan başlandı. Maliyetleri düşürmenin en kolay yolu; emek maliyetini düşürmekti. Bunun için Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yoktu. Yeni liberalizm bunun yolunu yıllar önce bulmuş ve kapitalist devletler de yasalarını buna uygun hale getirmişlerdi. Çözümün adı; esneklikti... Tersaneler için en uygun esneklik yöntemi ise taşeronlaşmaydı...

Diğer kârlı pek çok sektör gibi gemi inşaat sektöründe de taşeron çalıştırma yüzde 80-90'lara vardı. Taşeronların ne iş güvenceleri, ne belirli bir çalışma saatleri ne de ücret güvenceleri vardı. Anadolu'nun çeşitli yörelerinden ekmek için gelmiş, sermayenin tuzağına düşmüşlerdi diğer milyonlarca emekçi gibi... Ama onlar biraz daha talihsizdi diğerlerinden. Çünkü, tersane işi ağır işti, tehlikeliydi. İşin güvenli bir şekilde yapılması için özel tedbirler alınması, teçhizatlar kullanılması gerekiyordu. Ama bu tedbirlerin alınması, teçhizatların kullanılması patron için maliyetti. Eğer işin daha güvenli yapılabilmesi için bu maliyete katlanılırsa; kârlar düşecek, rekabet edebilme kabiliyeti azalacaktı. O halde fazla maliyete katlanmadan işin gerçekleştirilmesi gerekiyordu. Bu iş kazalarının artma riskini arttırırdı elbette. Ama girişimciliğin temel koşulu risk almak değil miydi zaten? Hem risk dediğiniz işçinin ölmesi, sakatlanması, meslek hastalığına tutulması değil mi? Nasılsa bu memlekette işsizlikten inim inim inleyen, karnını doyurmak için hayatını kırk kez ortaya koymaya hazır milyonlarca emekçi vardı. Ayrıca, yasaları yapan ve uygulayanların da umurunda mı üç işçi beş işçi ölmüş hastalanmış? Onların tek derdi, sermaye gelsin, kârlar artsın...

İşte, Aralık 2007'deki rapor tüm bunları ortaya koyuyordu. Bu raporun ardından geçen 8 ayda 10'larca işçi daha öldü tersanelerde. Çok izlenen, çok satan sermaye medyası dahi göz ardı edemedi tersanelerdeki cinayetleri. Limter İş Sendikası bir başına sahiplendi tersanelerdeki cinayetlere, sömürü düzenine karşı mücadeleyi... Önemli ölçüde başarı da sağladı. Türkiye'deki tüm emekçi kesimler destek oldular tersanelerdeki sınıf kardeşlerine. Ama bu destek de gösterilen mücadele de yetmedi. Tersanelerdeki ölümüne sömürü düzeni devam etti. Son olarak da dün dört emekçi bu düzenin kurbanı oldu. Belki bu yazı size ulaştığında ölümler daha da artmış olacak...

Emekçilerin önüne açlık ve iş cinayetinin kurbanı olma seçeneklerini koyduğunuzda, iş cinayetine kurban gitme riskini seçeceklerinden kuşkunuz olmasın. Taa ki açlık ya da iş cinayetlerine kurban olmak dışında da seçenekleri bulunduğu bilincine erişine kadar. Ama bunun için önce emekçi örgütü sendikaların buna inanması, bunun için mücadeleyi göze alması gerekir. Yoksa, kendi varlığını patronuna bağlayan, onunla çıkarlarının ortak olduğunu düşünen "sosyal diyalogcu" sendika(cı)larla hiçbir yere varılamaz ve emekçiler ölmeye devam eder (!)

12 Ağustos 2008 / Sol