Taşeronlu Birikim: Tuzla Tersaneler Bölgesinde Üretim İlişkilerinde Enformelleşme - Nevra Akdemir

“Tuzla tersaneler bölgesinde, gemi inşa faaliyetinin %90 oranında toplanmış olması ve bölgedeki  tersanelerin iç içe üretim yapması Türkiye gemi inşa sektörünün, özgün ve incelemeye değer bulunan  bir başka özelliğiydi (ki durum 2008’de de pek farklı değil).”

“Yazarımız üretim ilişkisinin en dinamik unsuru olan firmalar arası değişim ilişkisini ifade eden “altsözleşme”, “fason”, “taşeron” ve “yan sanayi” kavramlarını deşifre etmektedir. ... Diğer yandan da irili- ufaklı, büyüklü-küçüklü, formel-enformel, fason-taşeron yapılara sahip sermayelerin birbirleri ile kurdukları eşitsiz ilişkiyle oluşan birikimin serüvenini de deşifre etmektedir.”

Toplumsal Gerçeklik: Acı, Kirli Ama Gerçek!
 
Elinizdeki kitap, toplumsal gerçekliğin en ince ayrıntılarıyla dolu olan tarih ve mekan bağlamında üretim ilişkilerini bir anlamda da insan-insan ilişkilerinin kimsenin görmek, duymak istemediği; ötelediği, örselediği; acı, kirli ama gerçek olanı deşifre eden zengin bir bilgi kaynağı olarak durmaktadır.
 
Yazarımız kitabında, tüm yönleriyle Tuzla tersaneler bölgesinin fotoğrafını çekerken güçlü analiziyle de gerçekliğin görünür kılınmasına ışık tutmaktadır. Toplumsal gerçekliği anlamak ve açıklamaya çalışmak ise zahmetli ve bir o kadar da meşakkatlidir. Çünkü insan ilişkileri canlıdır, dinamiktir; dolayısıyla değişir, dönüşür ve farklılaşırlaşır. İnsan ilişkilerinin tüm yönlerini keşfetmeye çalışmak için beş duyu organımızın yanında sezgilerimizle, yani altı duyu ile yola çıkmak gerekir. Yazarımız tüm bu koşulları hakkıyla yerine getirmesinin yanı sıra bir kadın araştırmacı olarak, erkeklerin dünyası olan Tuzla tersaneler bölgesinde yer alması takdire şayan olup, cesareti, heyecanı ve coşkusu diğer araştırmacılara da örnek olmaktadır.
 
Yazarımız araştırmasına başlarken teorik sınamalar yerine bir dizi soruyla yola çıkmaktadır. Bu sorular, tarih ve mekan bağlamında üretim ilişkilerine ait olguları, süreçleri ve mekanizmaları açığa çıkarmaktadır ki bu durum toplumsal gerçekliğin ortaya çıkarılmasında oldukça önemlidir. Bunun yanı sıra üretim ilişkilerine ait kavramlar, tanımlar ve klişeleşmiş ifadelerin çoğu zaman gerçeklikle örtüşmemesi yanlış analizlere neden olurken, yazarımız üretim ilişkisinin en dinamik unsuru olan firmalar arası değişim ilişkini ifade eden “altsözleşme”, “fason”, “taşeron” ve “yan sanayi” kavramlarını deşifre etmektedir. Böylece bu ifadelerin doğru kullanımlarını açığa çıkarırken, “çözüm ortağı” gibi yeni ifadeleri de ortaya koymaktadır. Yazarın bu çabası, Türkçe literatürde varolan kavram karmaşasının ortadan kaldırılması için önemli bir katkı sağlamaktadır. Öte yandan yazarımız firmaların ikili yapısını da açığa çıkaran “formellik” ve “enformellik” olgularının birbirinden ayrı yapılar olmayıp birbirini içeren ve aynı zamanda dönüştüren yapılar olduğunu da ortaya çıkartmıştır ki bu durum sermayelerin bugün geldiği süreci anlamımızı kolaylaştırması bakımından son derece önemlidir.
 
Diğer yandan yazarımız, 1980 sonrası kapitalist üretim ilişkilerinin geldiği noktanın firmalar arası değişim ilişkisinin yani sermaye-sermaye arasındaki ilişkinin düşen kâr marjlarına  karşılık birikim mücadelesi için üretim sürecinin atomik parçalarına varıncaya kadar parçalanmasını, saçılmasını erken ve geç kapitalistleşmiş ülkeler bağlamında açığa çıkartmaktadır. Diğer yandan da irili-ufaklı, büyüklü-küçüklü, formel-enformel, fason-taşeron yapılara sahip sermayelerin birbirleri ile kurdukları eşitsiz ilişkiyle oluşan birikimin serüvenini de deşifre etmektedir. Bununla birlikte açığa çıkarılan bir diğer durum var ki o da emek sürecinin denetim ve kontrol mekanizmasının yoğunlaştırılması ve “ölümüne” sıkıştırılmasıdır. En az maliyet ve daha fazla üretim dürtüsüyle kötü düzenlenmiş çalışma koşullarında ve yaşam alanlarında işçiler; ölümle, uzuv kayıplarıyla, sakatlıkla, hastalıkla her an iç içe çalıştıkları gibi karın tokluğu ile hayatta kalma çabaları birikim mücadelesinin ana unsurları olduğu gösterilmektedir.

Yazarımız 2004 yılında tamamladığı çalışması ardından Tuzla tersaneler bölgesinin acı ve kirli tablosunu kamuyu aydınlatma sorumluluğunu da üstlenerek çeşitli seminer, sempozyum, kongrelerde dillendirirken; Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu’nda yer alarak, toplumda geniş yankı uyandıran 22 Ocak 2008 tarihinde yayınlanmış olan “Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki Çalışma koşulları ve Önlenebilir Seri İş Kazaları Hakkında Rapor” başlıklı çalışmada önemli katkı sağlamıştır. 

Yazarımızın çalışmalarında sermaye birikim sorunsalının açmazının çözümünde aranan veçheleri her daim altını çizerek ortaya koyduğunda gerçekliğin su yüzünde kalmasına yardımcı olmaktadır. Gerçek olan ise işçi sağlığı ve iş güvenliği için denetim ve kontrol mekanizmasının işletilmediği, işletildiği takdirde sermaye birikimine tıkaç olacağı düşüncesinin işçilerin trajik ve hazin sonuçlarla baş başa bırakmasıdır. Yazarımızın çalışması için yazıyı kaleme aldığım günlerde Tuzla tersaneler bölgesinde on gün içinde üç işçi, son dokuz ayda 23 işçi ve 2001 krizi sonrası Türkiye’nin hızla uluslararası pazarlara entegre olmaya başlamasıyla birlikte 2008 yılı arasında geçen sürede toplam 96 işçinin iş kazası sonucu yaşamını yitirmiş olmasının şaşırtıcı olmadığı bir kez daha görülmektedir. Ercan Akyol’un karikatürleri ile Tuzla tersaneler bölgesinde olup biteni tüm çıplaklığı ile ortaya koyduğu gibi, asıl şaşırtıcı ve ters olanın toplum olarak bu filmi defalarca, bıkmadan, usanmadan, seyrediyor olmamızdır (23.02.2008 ve 06.09.2004 Milliyet Gazetesi).
 
1980 sonrası Türkiye’sinde ihracata dayalı büyümeyi, yeni liberal politikaları, temposu yüksek hızlı üretim akışını, eşitsiz ilişkileri, yoğun, sıkılaştırılmış çalışmayı, dinlenmeye, düşünmeye vaktin kalmadığı uzun çalışma saatlerini, doymayan karınları…..Elinizdeki bu kitap yeniden düşünmemize olanak sağlamaktadır. Ve de saha araştırmasıyla Türkiye gerçekliğini kavramanın, anlamanın, açıklamanın zor ve zahmetli olduğu ama bir o kadar da heyecan verici olduğunu yazarımızın coşkulu anlatımıyla okuyucuları yeniden sorgulamaya davet ederken araştırmacılara da iyi bir rehber olma niteliğini taşımaktadır. Genç araştırmacıların çalışmalarını toplumla paylaşmalarına olanak sağlayan ve teşvik eden SAV Yönetim Kurulu’na teşekkür ederken, yazarımız Nevra Akdemir’in bundan sonrada coşkusunu ve heyecanını bizlerle paylaştığı, toplumsal gerçekliğin ortaya çıkarıldığı araştırmaları ve çalışmaları merakla bekliyor olacağım.

Berna Güler Müftüoğlu