Teknolojinin vicdanı temiz mi?

Çok ucuza çalışan işçiler, yetersiz çevre koruma politikaları, üreticilerin sorumluluktan kaçmasına izin veren yönetimler... Severek kullandığınız cep telefonunun üretimi, birilerinin hayatını çalmış olabilir.

Bilgisayar firmalarının yüzlerce farklı model dizüstü bilgisayarı satış noktalarında sergileniyor. Alışveriş sitelerinde Apple iPod müzik çalara ait yirmiden fazla versiyon bulabiliyoruz. Son zamanlarda popüler olan tablet bilgisayarları da unutmayalım. Bunların çoğu kıyasıya rekabet edecek şekilde fiyatlandırılıyor ve on yıl önceki dev masaüstü PC’lerin zorlukla gerçekleştirdiği işlemleri yerine getirebiliyor.

Bu ürünlerin hemen hemen tamamı Çin’de yer alan fabrikalarda üretiliyor ve sebebi son derece açık: Uzakdoğu ülkelerinde işçilik ücretleri çok daha düşük ve elde edilen kazanç, üretilen ürünleri dünyanın bir ucundan başka ucuna gemilerle taşıma masrafından daha büyük.
Geçmişte teknoloji üretimiyle ilgili ahlak kuralları göz ardı edildiğinde çoğu zaman çevreyle ilgili meseleler akla gelirdi. Bu tür konular birazdan üzerine konuşacağım gibi hâlâ gündemde olmaya devam ediyor. Giderek daha fazla ön plana çıkan bir detaysa, üretim teknolojilerinden ötürü çalışanlar üzerinde görünen olumsuz etkiler.

Son kullanıcılar janjanlı yeni ürünlerin ne gibi aşamalardan geçerek üretildiğini nereden bilecek? Aslına bakılırsa çoğu durumda üretici firmanın kendisi bile cihazlarda yer alan parçaların nereden geldiğini bilmiyor. Bilseler bile etik anlamda standartların takip edilip edilmediğini anlayabilirler mi? Yoksa tüm kullanıcılar bunlara kafasını takmadan sadece en ucuz seçeneği mi satın almak istiyor?
Nihai soru şu: Kendimizi iflasa sürüklemeden, temiz bir vicdanla herhangi bir teknolojiyi satın almak mümkün mü?

İşçi intiharları ve Foxconn dosyası

Çin’in Wuhan bölgesindeki Foxconn Technology Park’ta çalışan 150 işçi, 2 Ocak 2012 tarihinde fabrikanın çatısını işgal etti ve intihar tehditlerinde bulundu. Bu işçileri üç katlı binanın çatısından indirmek iki gün sürdü.
Protestoya neden olan olay, Foxconn’un yüzlerce işçiyi başka bir çalışma hattına aktarmak istemesiydi. Bazı kaynaklar bu olayları yanıltıcı biçimde duyurdu ve ironik olansa haber için kullanılan ekipmanların bile olayların yaşandığı Foxconn fabrikasında üretilmiş olmasıydı.

Foxconn’un Çin’de bulunan fabrikalarındaki kötü çalışma koşullarından ötürü yaşanan işten ayrılmalar ve intiharlar yıllardan beri biliniyor. Firmanın çözümüyse intihar edenlerin yere çakılmasını engelleyen bir ağ sistemi yerleştirmek oldu. Çok sayıda büyük firma için donanım üretimi gerçekleştiren ve yüz binlerce işçiye ev sahipliği yapan tesislerden çıkan ürünler, dünya tüketici elektroniğinin üçte birinden fazlasını temsil ediyor.
 
Bu işçiler olabilecek en düşük maaşa çalışıyor. Günde 12 saat, haftada altı gün çalışmak zorunda olan bu işçilerin saatlik kazancı 3 TL civarında. Aslında bu rakamın düşük kalmasının nedenlerinden biri Çin’deki yaşam koşullarının ve fiyatların düşük olmasıyla bağlantılı. Buna rağmen Apple, Microsoft, Nokia ve Acer gibi firmalar bu avantajı sonuna kadar kullanmak istiyor; kazançlarını en yüksek seviyede tutmak için bu plan dışına çıkmıyor. Sadece Apple’ın 2012 ikinci çeyreğine ait kârı 8,8 milyar dolar.

Bu firmalar, işçilere çok düşük ücret ödeyen ve kötü koşullarda çalıştıran fabrikaları desteklemeye devam ettikleri için giderek artan oranda eleştiriliyorlar. Ancak bu gibi kampanyaları başlatanların ifade ettiği koşullar da işçilerin gerçek çalışma şartlarını birebir temsil etmiyor. Örneğin Foxconn fabrikalarında çalışanların intihar oranı, aslında Çin genelindeki intihar oranından daha düşük.

Hiç olmazsa tedarikçileri için çalışma şartlarına yönelik bir kural listesi (www.apple.com/supplierresponsibility) sunan Apple, Foxconn tesisleriyle ilgili olumsuz yorumlardan sonra FLA’i (Adil İş Kurumu) göreve çağırdı. CEO Tim Cook şu açıklamayı yaptı: “Şu anda sürmekte olan kontroller, hem boyut hem de kapsam anlamlarında elektronik endüstrisinde eşine rastlanmamış bir çalışma. FLA’i sıra dışı bir adım atarak incelenen fabrikaların adlarını açıklamasını memnuniyetle karşılıyoruz.” Genelde üreticilerle dost olan FLA için en sıkı kurumlardan biri demek imkânsız ama Apple şu ana kadar rakiplerinin cesaret edemediği bir adım attı.

Bu adım bile çoğu kişinin gözünde yeterli değil. Online baskı hareketi SumOfUs’ın başkanı ve kurucusu Taren Stinebirckner-Kauffman’a göre Apple ile ilgili anlaşmazlık fabrikalarda çalışanlara sunulan düşük ücretler ve uygunsuz çalışma koşulları. Araştırma sonuçlarına göre Foxconn çalışanları ayda ortalama 83,2 saat mesai yapıyor. Çin’deki kanuna göre bu süre 40 saati aşmamalı. Stinebricker-Kauffman’ın açıklamasına göre iş ortamındaki koruma sistemlerinin yetersiz olmasından ötürü çok sayıda çalışan ölüyor veya kalıcı sakatlık geçiriyor.

Burada öne çıkan tek firma Apple değil ama FLA gözlemcisi Inaes Kaempfer’e göre firmanın yaşadığı durum “Nike dönemi”ni anımsatıyor. Kaempfer’in açıklamasına göre 1990’lı yıllarda Nike ile ilgili çok sayıda olumsuz propaganda gerçekleşiyordu ama olabilecek en kötü seviyede değildi. Apple’ın durumu da buna benziyor. Olabilecek en kötü tepkiler gelmiyor ama karşı propaganda giderek güçleniyor.

Stinebrickner-Kauffman, tedarik zincirindeki çalışma koşullarıyla ilgili olarak diğer firmaların da sorumlu olduğunu kabul ediyor ama yine de elektronik endüstrisinde en büyük isim olan Apple daha fazla dikkat çekmeyi başarıyor. Apple, yüz binlerce çalışanın yaşamıyla ilgili olarak doğrudan sorumlu ve endüstri genelinde yeni bir standart belirleme olanağına sahip. Daha da ötesi, Apple’ın bu sorunu aşacak kaynaklara sahip olduğu biliniyor. Bankada 117 milyar dolar nakit rezervi olan ve bunu harcayacak yer bulamayan Apple, dünyadaki en yüksek kazanca sahip firma. Özellikle de sorunlarla ilgili olan etik tüketicilerin ilgisini çekecek bir adım atmış olması firmaya yardımcı olmadı.
 
Dünyaca ünlü Wired dergisi, Mart 2011 sayısının kapağında "90 milyon iPhone, 1 milyon işçi ve 17 intihar" başlığını kullanmıştı.

Apple’a yöneltilen sorular genelde cevapsız kalıyor. Diğer yandan Foxconn’un Çin’deki fabrikalarını kullanan bir diğer üretici olan Microsoft’tan cevap geldi. Açıklama şöyle: “Microsoft, ürünlerini üreten fabrikalardaki koşulları yakından takip ediyor ve durumu ciddiye alıyor. Takip edilmesini istediğimiz, beklentilerimizi karşılayacak türden sıkı bir çalışma şartnamemiz var. Belirli aralıklarla çalışma koşullarını kontrol ediyoruz ve ortaya çıkabilecek sorunları tespit ediyoruz. Adil muamele ve üreticilerimizin çalıştırdığı işçilerin güvenliğinin Microsoft politikası ile uyumlu olması için gerekli düzenlemeler gerçekleştirilmekte.”
Foxconn fabrikalarındaki şartların iyileştiğini işaret eden gelişmeler olsa da bu değişikliklerin uzun vadede geçerli olup olmayacağı henüz belirsiz. Raporlara göre işçi ücretleri %25 artırıldı ve çalışma süreleriyle ilgili sınırlamalar getirildi. Tüm bunlara rağmen işçi muamelesi ve ödüllendirme seviyesi ABD ve Avrupa’daki fabrikalarda kabul edilebilecek değerlerin çok altında. Oysa bu ürünler en ABD ve Avrupa’daki mağazalarda satılıyor.

Dünyamız daha hızlı kirleniyor

Modern dünyanın tedarik zinciri içinde en belirgin yan ürün, Çin gibi ülkelerde gerçekleşen üretimin batı ülkelerine taşınmasından doğan karbon etkisi. Elbette bundan başka çok sayıda çevresel etki de var. Greenpeace’ten Tom Dowdall’ın açıklamasına göre tüketici elektroniği ürünlerinin yarattığı çevre kirliliği ve özellikle de en tehlikeli maddelerin kullanımıyla ilgili gelişmeler var ama madencilikten geri dönüşüm alanlarına kadar teknolojinin doğurduğu büyük boyutlu çevresel etkiyi azaltmak için gerçekleştirilebilecek çok sayıda düzenleme var.

Teknoloji endüstrisinde de ham maddeden son ürüne kadar izlenen yolu takip etmek hayli zor. Firmalar, mevcut çalışma sistemlerinden ötürü sorumlulukları başka yerlere kaydırıyor ve elektronik endüstrisi şimdiye kadar sorumluluk anlamında başarılı bir tablo ortaya koymuş değiller. Bazı iyileştirmelerin olduğunu kabul ediyoruz. Apple’ın gözle görülür oranda ilerleme gösterdiği ortada. HP, Acer, Wipro ve HCL’nin Hindistan’da yürüttüğü çalıştırmalar takdir ediliyor.

Zararlı maddelerin tamamen uzaklaştırılabilmesi için firma genelinde yıllar süren çalışmalar, tedarik zincirinin büyük kısmında değişiklikler ve düzenlemeler gerekiyor. Tedarik zinciri karmaşık bir yapıya sahip olsa bile bu mümkün olabilir mi? Aslında mümkün. Her ne kadar firmaların büyük kısmı tedarik zincirlerine sahip olmasa da inanılmaz derecede güce ve kontrole sahipler. Tedarikçiler, belirli büyük işlerle ilgili olarak çetin bir yarış içindeler. Bu sebepten ötürü büyük firmaların tedarikçiler üzerinde kontrolü söz konusu. İstediklerinde çevresel etkileri ve etik değerlendirmeleri devreye sokabilecek güce sahipler.

Firmaların çevresel etkilerini daha verimli biçimde görüntüleyebilmesi için gerekli düzenlemeler yapıldı ve Sera Gazı Prokotolü (GHG Protocol) 2001’de kullanıma girdi. Bu sistem sayesinde işletme liderleri ve hükümetler sera etkisinin boyutu anlayabiliyor, gaz emisyonlarını kontrol edebiliyor.
 
Bu sadece standartlardan bir tanesi. Diğerleri arasında CDP (Karbon Salınımını Açıklama Projesi), GRI (Küresel Raporlama İnisiyatifi) ve BM Küresel İlkeler Sözleşmesi var. Firmaların bunlardan birini veya tümünü imzalamasını şart koşan herhangi bir kural olmasa da çoğu imzaladı. Gartner’ın raporuna göre bir işletmenin çevre dostu şöhreti firmanın markasını güçlendiriyor, sosyal alanda sorumsuz izlenimlerse markayı zayıflatıyor.

Son on yıl içinde teknoloji firmalarının çevre dostu görünümüyle ilgili ilerlemeler oldu. Greenpeace tarafından hazırlanan “Daha Yeşil Elektronik Rehberi 2006 yılından beri teknoloji firmalarını zorluyor. Zaman içinde sıralaması yükselen firmalardan bazıları HP, Nokia ve Acer. Greenpeace’in övdüğü nedenler ise etkili temiz enerji politikaları, sürdürülebilir işlemler ve güç tüketiminde azalma.
 
Karar anı

Sonuç olarak hatanın sebebi tüketiciler mi? Bir fiyat karşılaştırma motoru yerine ahlaki durum karşılaştırma motoru devreye girseydi tüketiciler hangisine bakmayı tercih ederdi? Ürünleri sunan firmalar bile kullanılan malzemelerin kaynağından haberdar değilse tüketiciler ne yapsın? Tabii tüketiciler üzerinde hiçbir sorumluluk kalmıyor diyemeyiz. Sınırlı miktarda olsa bile bilgi toplamak mümkün.

Greenpeace’ten Tom Dowdall’a göre daha büyük boyutlu bir soruna odaklanmak gerekiyor. Mevcut iş modelinde çok fazla cihaz satılıyor ama kısa süre içinde demode oluyorlar. “Moda” cihazlar kısa süre içinde yerlerini yenilerine bırakıyorlar. Uzun vadeli planda yeni cihazlar satmak yerine uzun ömürlü, dayanıklı, güncellenebilen teknolojik ürünlerin satışına odaklanmak gerekiyor. Yakın zamanda böyle bir yaklaşım imkânsız gibi görünse de teknolojinin bazı alanlarında bu tür bir değişim gerçekleşti. Genel olarak iş dünyasında yeni yazıcı yerine servis odaklı iş baskısı modeli yaygınlaşıyor.

Son kullanıcı söz konusu olduğunda sorun, böyle bir yaklaşımın uzak görünmesi. Teknoloji firmalarının kazançları, gelecek planları ve bütçeleri sürekli yeni modelleri çıkan cihazlar üzerine kurulu. Greenpeace’in bu duruma “kullan-at zihniyeti” diyor. Yenisini almak için yapılacak masraf bozuk cihazı tamir etmekten daha düşük olduğunda aksini denemek imkânsızlaşıyor.
O zaman temiz bir vicdanla teknolojik ürünler alabilir misiniz? Görünüşe göre cevap hayır. Çok az bilgi halka açık durumda ve tamamen etik bir teknoloji firması olduğuna kesinlikle inanmıyorum.

Etik tüketicinin kontrol listesi
 
Satın alacağınız ürünlerin olabildiğince etik olmasını istiyorsanız bazı önerilerim var.
 
1- Yeni ürün almak yerine güncelleme yapma olanağı var mı? Şüphesiz ki mevcut bir cihazdan en iyi sonucu almak, başka bir üst seviye modelle değiştirmekten daha çevreci bir çözüm.
 
2- Onaylar ve sertifikalara göz atın. Örneğin Energy Star logosu içeren cihazlar ABD standartlarıyla belirlenmiş olan değerlerden en az %20 daha düşük enerji harcar. Avrupa içinse giderek artan oranda TCO standardı geçerli ve salınımlarla enerji kullanımını içine alıyor.
 
3- Bazı ürünlerin yeşil özellikli öne çıkarılır. Örneğin Samsung ve Western Digital’in son nesil yeşil (green) seri sabit diskleri, klasik modellere kıyasla daha az enerji tüketecek biçimde geliştiriliyor. Diğer yandan performansları da daha düşük.
 
4-Çevresel kayıtları kontrol edin. Düzenli olarak güncellenen Greenpeace Daha Yeşil Elektronik Rehberi’ni okumak için http://goo.gl/KjvZt adresini ziyaret edebilirsiniz.
 
5-Bekleme modu yerine açma kapatma düğmesi olan cihazları tercih edin.
 
6-Üreticiyle ilgili araştırma yapın. Büyük üreticilerin büyük kısmı şirket politikalarını ve davranış kurallarını anlatan tanıtım sayfaları hazırlıyor. Benzer biçimde kısa bir internet aramasıyla firmayla alakalı ciddi sorunlar ortaya çıkarılabilir.
 
7-Son olarak, daha fazla para harcamaya hazır olun. En ucuz cihazların etik olduğu nadir görülmüştür. Bu sizin için önemli bir değerlendirme kriteri ise biraz daha fazla masraf yapmak için hazır olmanızı öneririz.