Esnek üretim, işçi sağlığı ve iş güvenliği - Ertuğrul Bilir

“…senin emekten kazandığını, ben özden yiyorum” (K. Marx, Kapital, C1, s. 248)

İşçiler, şirketlerin muhasebe kayıtlarında bir gider kalemidir. Ve gerçek hayatta, gelen karın kaynağı, giden hayatların sahibidirler. Kapitalizmin en başarılı olduğu alanlardan birisi ise olguları, olayları tersine gösterebilen prizmasıdır.
Bir bakarsınız, sermaye emek üzerindeki egemenliğini pekiştirmek için “bilimsel yönetim” adıyla bir üretim sistemi geliştirir. Bu üretim sistemiyle dünyayı şekillendirir. Büyük çaplı kitle üretimine dayanan bu modelin tıkandığı noktada ise kendi “katı”lığının karşısına “esneklik”le çıkar. İşçiyi “zanaatkar” özelliklerinden koparıp vasıfsızlaştıran, işçinin emeğini tekdüze hale getiren, askeri hiyerarşıyi uygulayan, nesillerce işçiyi bu üretim modelinde dişlinin çarkına dönüştüren sermaye, sanki bütün bu olanların mimarı-mühendisi kendisi değilmiş gibi; işçilerle patronların bir “takım” olduklarını, işçilerin üretime yabancılaşmasının ve tekdüzeleşmesinin yanlışlığını ilan eder.
O, katılaştırırken de haklıdır, doğrudur, suret-i hak’tan yanadır, esnekleştirirken de…
Çalıştırdığı mühendislere, Taylorist-Fordist modeli kurdurup geliştirirken, O, ilericidir, mevcut teknik olanakları insanlığın yararı için kullanmaktadır. Post-Fordist modelleri geliştirirken de…
O, “kaynakların kıt, emeğin pahalı ve rekabetin şiddetli” olduğu bir ortamda kıt kaynakları en verimli şekilde değerlendirerek insanlığı ilerletmek için “Yalın Üretim” i hedefler.
O, “Önce Kalite” der, “Önce Güvenlik” der. Ama uygulamada “Önce Kar” yaşanır.
Peki gerçek nedir?

TANIMLAR
İnsan sağlığına ve etkileyen olaylara bir bütün olarak bakılması gereklidir. İş kazalarına ve meslek hastalıklarına karşı korunmaya da bütünsel olarak bakmakta fayda vardır. Ülkedeki sanayinin genel durumu ve tercihleri, sanayi kuruluşlarının doğal ve insani çevreyi tahrip eden atıkları, koruyucu sağlık sisteminin işlevsizliği, işsizlik baskılanması, uzun çalışma saatleri, insanların sık iş değiştirmek durumunda kalmaları, eğitim sisteminde işçi sağlığı ve iş güvenliğine yeterli önemin verilmeyişi, kaderci kültürel yapı, küçük yaşta çalışmaya başlamanın ve yetersiz beslenmenin yol açtığı bünye zayıflıkları, ekonomik ve toplumsal sorunların yol açtığı stres ve dikkat dağınıklığı gibi faktörler toplam olarak işçi sağlığını etkilemektedir.
Örneğin işçi sağlığı ve güvenliği açısından beslenmenin önemli bir yeri vardır. Yeterince beslenemeyen bir işçi açlık ve halsizlik hissedecek ve birkaç saat çalışmadan sonra yorulacaktır, yorgunluk ise güvensizliğe ve çalışma ortamında iş kazalarının artmasına yol açacaktır. Yine proteince zayıf bir beslenme vücudun direncinin azalmasına ve dolayısı ile işçinin işyerindeki olumsuz fiziksel ve özellikle kimyasal etkenlerden, yeterli beslenen kişilere oranla, daha fazla etkilenmesine ve meslek hastalıklarına yakalanma riskinin artmasına neden olacaktır.
Normal sağlıklı hal, Dünya Sağlık Örgütü tarafından “kişinin bedensel, ruhsal ve toplumsal tam iyilik hali” olarak tanımlanmıştır. Aniden ve istenilmeden bir zararın doğumuna neden olan sebepler bütününe geniş anlamda kaza denir . Kaza kavramı burada, vücut bütünlüğünün ihlali ve ölüm ile birlikte eşyaya gelen zararları da kapsar. Dar anlamda kaza ise, yalnız vücut bütünlüğünün ihlali ve ölüm hallerini içerir.

ESNEK ÜRETİM
Esnek üretim sistemleri esas olarak işçinin verimliliğini artırmak için iş yoğunluğunu artırmaya, işçinin hem kafa hem kol gücünün sermayeye tabi kılınmasına, çalışma sürelerinin artırılmasına, işçilerin örgütsüzleştirilmesine, çekirdek ve çevre işgücü olarak bölünmesine dayanan sistemlerdir. Sermayenin emek üzerindeki hakimiyetinin yeni örgütlenme biçimidir. Son 30 yılda yaygınlaşarak ana üretim organizasyonu haline gelmiştir.
Esneklik, bir yanda Taylorist-Fordist kitle üretim sisteminin hantallığından kurtulma ihtiyacının ifadesidir. Öte yandan işçi sınıfı mücadelesiyle elde edilen kazanımları ‘katı’lıkla ithamı içerir.
Esnek üretimin bir parçası olduğu neo-liberal ekonomi politikaları özelleştirme ve piyasalaştırma politikaları ile sosyal güvenlik sistemlerini çökerterek işçilerin, diğer emekçilerin ve ailelerinin eğitime, sağlığa, temiz suya, uygun enerjiye ulaşmasını zorlaştırmakta, kısaca sağlıklı yaşamın altyapısını çökertmektedir.
Bu yapısıyla esnek üretim ve onun teknolojisi, uygulandığı kapitalist sistem içerisinde, işsizliği artıran bir yapıya sahiptir. İşsizlik hem yarattığı ekonomik yıkımla, hem de psikolojik etkileriyle önemli bir sağlıksızlık kaynağıdır. Stres, anksiyete, kalp damar sistemi hastalıkları gibi bir dizi hastalığa neden olur.
Esnek üretimin işçilerin çoğunluğu için yol açtığı geçici ve güvencesiz işçilik, düşük ücretler, yaşanan belirsizlikler, monoton çalışma düzeni, düşük beceri kullanımı ve düşük sosyal destek gibi faktörler kişinin yaşam kalitesini düşürür.
Esnek üretimin farklı bileşenleri vardır: İşyeri esnekliği, iş ve işçinin esnekliği, ücret esnekliği, süre esnekliği, mevzuat esnekliği
Genel bir sınıflandırmayla Post-Fordist esnek üretim organizasyonları birbirini bütünleyen iki ana başlıkla ele alınabilir.
1) Esnek uzmanlaşma
2) Yalın Üretim ( Toplam Kalite Yönetimi, Tam Zamanında Üretim, kalite çemberleri).

1) Esnek Uzmanlaşma: 70’li yıllarda İtalya’da güçlü işçi hareketleri karşısında sermayenin tercihleriyle ortaya çıkmıştır. Özünü taşeronlaştırma oluşturur.
Üretim “çekirdek” ve “çevre” işlere bölünerek, “çekirdek” işlerin dışındaki işlerin fason üretimine geçilmiştir. “Çekirdek” işyerinde tüm üretim organizasyonunun proje geliştirme, pazarlama vs. işlerinin yanında kritik üretim vasıflı ve nispeten yüksek ücretli bir işçi grubuyla yürütülürken, işin diğer parçaları tedarikçi firmalarda yapılmaktadır. Talep dalgalanmalarında/düşüşlerinde sermaye, herhangi bir zorlukla karşılaşmadan işçi yükünden kurtulmakta, işçiler taşeron firmayla baş başa kalmaktadır.
Taşeron sistemi esnek üretimin özünü çıplaklıkla ortaya koyan bir sistemdir. Sermaye ideologları dikkatleri çekirdek işlere çekerken, işçilerin çoğunluğu düşük ücretlerle, kayıtdışı ve güvencesiz olarak, sağlıksız-güvenliksiz çalışma ortamlarında çalışmaktadır.
Ülkemizde fason üretimin yaygın olduğu üretim alanlarından olan konfeksiyon sektöründe yüzbinlerce işçi kayıtdışı olarak, yeterli havalandırılmayan, ısıtılmayan işyerlerinde, aşırı çalışma saatleriyle, çoğunlukla asgari ücretin altında ücretlerle çalışmaktadır. Bir işçi cehennemi olan Tuzla Tersaneler Bölgesi, çalışanların %90’ının taşeron işçisi olduğu bir çalışma düzeni içinde iş kazalarıyla, sigortasızlıkla çalışmaya devam etmektedir. Taşeronluğun ve yevmiyeli çalışmanın oldukça yaygın olduğu inşaat işkolu iş kazalarının da en yaygın olduğu iş kollarındandır. 2006 yılında ülkemizde kayıtlara giren ölümlü iş kazalarının %25’i bu işkolunda olmuştur.
Taşeron sisteminde önemli yer tutan kayıtsız çalışanların geçirdiği iş kazalarının önemli kısmı SSK istatistiklerine girmemektedir. Meslek hastalıklarının da teşhisi mümkün değildir. Örneğin inşaat işkolunda çalışanların çoğunluğu için ne risk analizi, ne kişisel koruyucu donanım, ne güvenli iskele ve iş aletleri, ne uygun temizlik koşulları, ne uygun yemek, ne doktor sözkonusudur.
Belediyelerde de konuyla ilgili yapılan çalışmalar esnek istihdam biçimlerinin işçilerde işçi sağlığı ve işgüvenliği açısından yarattığı sorunları göstermektedir.
AÜ SBF Gelişme ve Araştırma ve Uygulama Merkezi (GETA) ile Genel-İş Sendikası’nın 2005 yılında belediyelerde çalışanlarla yaptığı araştırmanın verileri çalışanların %44,7’sinin belediyenin sürekli işçisi, %19,2’sinin belediyede geçici işçi, %20’sinin belediye şirketinde işçi olduğunu, %16,1’inin de taşeron şirket işçisi olduğunu göstermektedir. Bu verilere göre belediye işçilerinin %55,3’ü esnek istihdam biçimleri içinde çalışmaktadır.
İşçilerin %71’i çalışırken tehlike ile karşılaştığını belirtmiştir. Sürekli işçilerin riskleri algılama eğilimi daha yüksektir. Risklerin en az farkında olan ise taşeron işçilerdir. İşyerinde önemli işlevi olabilecek bir kurum olan İş sağlığı ve güvenliği kurullarının var olup olmadığına ilişkin soruya sürekli işçilerin %32,8’i, şirket işçilerinin %28’i, geçici işçilerin %17’si ve taşeron işçilerin %4,3’ü “İSG Kurullarının olduğu” yönünde cevap vermiştir. İşyeri hekiminin bulunduğunu belirtenlerin oranı %60 iken, belediyenin sürekli ve geçici işçilerinde bu oran %67,5’a çıkmakta, şirket işçilerinde %46’ya, teşeron işçilerde de %48,6’ya düşmektedir. İşyeri hekimi sorusuna “bilmiyorum” diyenlerin oranı genelde %3 iken, taşeron işçilerinde bu oran %18,6’e yükselmektedir.
İş kazası ve meslek hastalığı geçirdiğini belirten işçilerin oranı beklentilerin tersine sürekli işçilerde yüksek, taşeron işçilerde düşüktür.
Sonuçlar şöyle yorumlanmaktadır:
- Kadrolu işçilerin kıdemi yüksek, taşeronların ise düşüktür (%62,3’ü 1 yılın altında). Bu durum hem iş güvenliği eğitimi almayı taşeronlar için olumsuz etkilemekte böylece risklerin, kazaların, hastalıkların farkına varmamaktadırlar.
- Kadrolu işçilerde sendikalaşma yüksektir, bu da bilinci olumlu etkilemekle birlikte sendikalar ve işçiler İSİG’e yeterli önemi vermemektedir.
- Taşeron işyerlerinde İSG kurulları ya yoktur (ki işyerleri 50 kişiden küçük ise yasal zorunluluk yok) ya da varsa bile göstermeliktir.
- İşyeri hekimi oranı taşeron işyerlerinde düşmektedir.
Esnek istihdamda geçici olarak görülen işgücü için sağlık ve güvenliği geliştirici düzenlemeler yapılması maliyetli görülmekte, eğitim verilmemektedir.
Taşeronlaşma işyerini küçülterek 50’nin altına düşürüp işyeri hekimi, işgüvenliği uzmanı (mühendisi), İSG kurulları gibi zorunluluklardan, sakat, hükümlü vb. istihdamından kurtulmanın da bir yoludur. En önemli işlevlerinden birisi de sendikalaşmayı, toplu hak mücadelesini engellemektir.
Esnekliğin önemli unsurlarından birisi çalışma sürelerinin esnekliğidir. Patronlar herhangi bir maliyet üstlenmeden üretimin dalgalanmalarına göre işçileri çalıştırmayı tercih etmektedir. İşlerin az olduğu dönemlerde işçiler işe gelmeyecek ve ücret almayacak, yoğun olduğu zamanlarda da uzun sürelerle çalışacaktır. Parçabaşı çalışma, denkleştirme, çağrı üzerine çalışma, kısmi süreli çalışma uygulamaları bu yönde atılmış adımlardır.
Uzun iş saatleri ile yorgunluğun artması, dikkat dağılmasına yol açarak iş kazalarının artmasına neden olmaktadır. Tersane işçilerinin anlatımları ve yapılan araştırma bu veriyi göstermektedir.
Ülkemizde kayıtdışı çalışmanın yaygınlığı ve SGK istatistiklerinin eksikliği nedeniyle bu gerçek, istatistiğe yansımamaktadır. Örneğin 2006 yılı SGK İstatistiğine göre iş kazaları ilk iş saatinde yoğun (12 790), sonra giderek azalıp, 5. saatte en düşük seviyesine inmekte (6 171), yeniden yükselerek 8 saatte (11 106) yeniden zirveye yaklaşmaktadır. Buraya kadarki veriler pratik gözlemlerle örtüşmektedir. 9. saat ve sonrasında ise sıfıra düşmektedir- ki bu gerçek olamaz. Bu durum ancak kayıtlardaki eksikliği gösterir. 8. saatten sonra çalışan işyeri sayıları azalmakla birlikte, düşük istihdam rakamlarıyla yüksek bir büyümenin yaşandığı yıllarda yoğun şekilde fazla mesai uygulanmaktadır ve bu saatlerde hiçbir iş kazasının olmaması mantıkdışıdır.
Taşeronlaşma ve esnek uzmanlaşma küçük ve orta büyüklükteki işyerlerinin üretimdeki ağırlığını artırmıştır. Türkiye’de kayıtlı işçilerin %60’ı, kayıtsızların ise daha büyük kısmı 50 kişiden küçük işyerlerinde çalışmasına rağmen 50 kişiden küçük işyerlerine İSG Kurulu, işyeri hekimi, İSG uzmanı vb. zorunluluklar getirilmemiştir. AB’de 50 kişiden küçük yerlerde kaza oranı 50’den büyük yerlere göre 2 kat iken SGK kayıtlarında ikisi aynı oranda çıkmaktadır. Bu durum da yine ancak SGK kayıtlarının eksikliğiyle açıklanabilir bir durumdur.
Bizce bu kayıtdışılık, herhangi bir teknik yetersizliğin veya bir yanlışlığın değil, aksine bilinçli bir tercihin ürünüdür. Siyasal iktidarlar, ucuz üretimin sağlanabilmesi aracılığıyla emekçi sınıflardan sermayeye kaynak aktarımını yapmanın bir aracı olarak kayıtdışı çalışmaya göz yummakta ve sağlıksız olduğu bilinerek yıllardır yayınlanan istatistikler de gerçeklerin üstünü örtme işlevi görmektedir. Bu anlamda sözettiğimiz kayıtsızlık ta sistemin parçasıdır.

2) Yalın Üretim:

Yalın üretim Japonya’nın üretim ve gelenekleri içinde şekillenen bir üretim sistemidir ve Fordizmin krize girdiği 70’li yıllardan itibaren giderek yayılmış ve ana üretim biçimi haline gelmiştir. Uzun seneler içinde, üretimde israfı ve savurganlığı ortadan kaldıracak şekilde “sıfır hatalı” üretimi gerçekleştirmek hedefi ve işçilerin kapasitelerini, üretim deneyimlerini zihinsel potansiyellerini sonuna kadar kullanmak ilkesi ile gerçekleştirilmiştir.
Yalın üretimin bileşenleri ise toplam kalite kontrolü, tam zamanında üretim (Just-in-time/JIT) ve kalite çemberleridir.
Toplam kalite kontrol, üretimde hatalı üretimi ya da ürünü daha ortaya çıkmadan önlemeye, dolayısıyla tamamen ortadan kaldırarak “sıfır hatalı” üretimi gerçekleştirmeye yöneliktir. Bu yaklaşım Fordist üretimde ortaya çıkan hatalı ürünlerin tamiri ve düzeltme işlerini ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.
İstatistiksel süreç kontrolü, israfın azaltılması ve önlenmesi, takım çalışması, iç ve dış müşterilerin tespiti, yoğun işletme içi eğitim, sürekli iyileştirme ve çeşitli problem çözüm teknikleri toplam kalitenin ana gövdesini oluşturmaktadır.
TKY’nin moda bir teknik haline gelmesi bireyciliğin öne çıktığı iktisadi, siyasi ve toplumsal gelişmelerle yakından ilgili olup, bunun, kendi kendisini denetleyebilen, sorumluluk sahibi birey anlayışına sahip olan, hür teşebbüs ve serbest piyasa retoriğini kullanan Yeni Sağ’ın yükselişi ile aynı dönemlere denk gelmesi tesadüfi değildir.
TKY sistemi çalışanların sürece gönüllü ve aktif katılımını sağlamayı ve böylece verimliliği artırmayı hedefler. Bunu sağlayabilmek için işçilerde şirketle bütünleşme yaratmaya çalışır ve sürekli eğitimler yapar. İşçilere maddi bir karşılık beklemeksizin sadakat ve itaatle çalışmaları gerektiği anlatılır. TKY savunucuları bazı yetki ve sorumlulukların işçilere veya onların oluşturduğu takımlara devredilmesini işçilerin iş özerkliğinin veya gücünün arttığı şeklinde yorumlar. Oysa TKY ve onun bütünleyici bir parçası olan kalite çemberlerinde işçilerin verimlilik ve üretimle ilgili alanlarda düşünce üretmesi istenirken, ücretler ve çalışma koşulları gündem dışı tutulmaktadır.
TKY ve Kalite Çemberleri ile işyerlerinde oluşturulan demokratik ve katılımcı atmosfer, işçilerin hak talebi olduğunda ortadan kaybolmaktadır. Örneğin başta Toyota olmak üzere otomobiller için klima sistemleri üreten Japon sermayeli Denso şirketi, İstanbul’daki fabrikasında işçilerin sendikalaşma girişimi üzerine 2005 yılında130 kişilik işyerinde 25 işçiyi tazminatsız olarak işten çıkarmıştır. Bir başka örnekte yine Toplam Kalite Sistemi uygulayan Pirelli’nin Kocaeli’ndeki fabrikasında kalite kontrol ve depolama işlerini yapan Ekolas isimli taşeron şirketi işçileri sendikalaşınca, Pirelli Ekolas ile olan sözleşmesini feshederek sendikasızlaştırmaya gitmiştir. Mahkeme olayın bir sendikasızlaştırma olduğunu kabul edip işçilerin işe iadesine karar verince de bütün işçiler sendikal tazminatları ödenerek işten çıkarıldı. Ekolas örgütlenmesi de benzer pek çok örnekte olduğu gibi şirketlerin çekirdek-çevre işçilere uyguladığı çifte standardı ortaya koymuştur. Olayın bir çarpıcı yanı da Pirelli’nin kadrolu işçilerinin DİSK/Lastik-İş sendikasında örgütlü olmaları ve yine DİSK’e bağlı Nakliyat-İş’te sendikalaşmaya çalışan taşeron işçileriyle hiçbir dayanışmaya girmemiş olmasıdır.
TKY uygulanan işyerlerinde çekirdek işgücünün çalışma şartlarında iyileşmeler olmaktadır. Örneğin Türkiye’de bu uygulamanın başını çeken Brisa’da “iş kazalarında %44’lük bir azalma gerçekleşmiş, verimlilik %29,2 artmış, yıllık işgücü devri de %8’lerden %2’lere inmiştir.
Çekirdek işçiler için çalışma şartları, ücretler ve İSİG önlemleri çevre işçilere göre daha iyi olsa da yaşanan ciddi sorunlar da vardır.
Esnek üretim sistemleri çekirdek işçilerin kendilerini işyerinin başarısıyla özdeşleştirmelerini ve bütün zamanlarını işi nasıl daha iyileştireceklerine hasretmelerini istemektedir. Japonya’da bu üretim sisteminin sonucu olarak, “aşırı çalışmadan ölüm“ anlamına gelen Karoshi vakaları görülmektedir. Karoshi ilk olarak 1969 yılında rapor edilmiştir. Japon hükümeti karoshi konusunda ancak kamuoyu baskısı sonucu 1987 yılında istatistik yayınlamadı. Karoshi kurbanlarının tazminat alması da oldukça zorlaştırılarak şirketlerin korunması yoluna gidildi. Şubat 1992’de Birleşmiş İnsan Hakları Komisyonu’na Japonya’da senede on bin dolayında çok çalışmaktan ölüm vakası rapor edilmiştir.
“Sürekli gelişme” anlamına gelen Kaizen bu sürecin önemli bileşenlerinden birisidir.
Uygulanan yöntemlerin sonucunda işçilerin aile ve iş yaşamları arasındaki duvarlar yıkılmakta, sürekli bir gerilime ve strese yol açmaktadır.
Yine Japonya’daki uygulamalarda kalite çemberleri içinde yeralan işçiler, aralarından hastalanan, işe gelmeyen olduğu zaman bile önlerine konulan kotayı doldurmakla yükümlü olduğundan birbirine baskı yaparak devamsızlığı engellemektedir. Nedeni ne olursa olsun işe gitmeyen işçi suçluluk duymaktadır. Bu nedenle hasta bile olsa işe gitmek zorunluluğu duymaktadır. Meksika’da yalın üretim uygulanan bir otomobil fabrikasında bir gün önce işe gelmemiş olan bir işçi, ertesi gün çalışırken başına, üzerinde “Bay/Bayan Kaçak” yazan bir bant takmak zorunda bırakılmaktadır.
Tam zamanında üretim sisteminin uygulandığı işyerlerinde işçiler çok yüksek bir çalışma temposuna zorlanmaktadır. Bunun sonucunda yaşlanan ve üretim hızı düşen işçiler sistemin dışına itilmektedir.
Mazda’nın Michigan fabrikasında yapılan bir çalışmada görüşülen işçilerin 4’te 3’ü işlerinin çok yoğun olmasından dolayı emekliliğe ulaşmadan yıpranacaklarını veya kaza geçireceklerini düşünmektedirler. Başka bir Japon fabrikasında yürütülen araştırma da benzer bulgular vermektedir: 1988’de 200 000 çalışma saati için 44,4 kaza ve hastalık sıklığı ile sanayi ortalamasından %91, benzer otomotiv fabrikalarından %66 daha yüksek bir sonuç sözkonusudur.
Yalın üretim yapılan işyerlerinde işçiler ortaya çıkan rahatsızlıklarını da bildirmekten kaçınmaktadırlar. Kümülatif Travma Bozuklukları (Cumulative Trauma Disorders-CTD) ve Tekrarlayan Zorlama Sakatlığı (Repetitive Strain Injuries-RSIs) bu rahatsızlıklardandır. Bu rahatsızlıklar raporlanıp, örneğin işçinin çalışması sınırlandığında, kotayı doldurmakla sorumlu olan takım arkadaşlarının üzerindeki yük artacağından dolayı sosyal dışlanma kaygısıyla gönülsüzlük ortaya çıkmaktadır. Japon otomotiv fabrikalarında yapılan üretim incelemelerinde bu yönde ipuçları görülmüştür. Karpal Tünel Sendromu gibi rahatsızlıklar Avrupa ve ABD’de işçiler için büyüyen bir problemdir. Otomotiv endüstrisinde montaj hattında çalışan işçilerin yaşadığı RSI’ların üçte ikisini oluşturan bir düzeye yükselmiştir.
İşverenler alınması gerekli önlemleri maliyet unsuru nedeniyle erteleme ve gözardı etme eğilimindedir.
Sendikalı işyerlerinde işçi sağlığı ve işgüvenliği uygulamaları sendikasız işyerlerine göre daha iyidir.

SONUÇLAR
İşçilerin bütün yasal kurallardan öte temel koruyucusu, bilinç taşıyıcısı, güvencesi ve güvenli çalışmasını sağlayan gücü kendi örgütüdür: Sendika, komite, parti vb… İşçiler bu güce sahip olmadığında pek çok hak kullanılamaz hale gelmiş demektir. Bu nedenle anahtar işçi sınıfının parçalanmasının önüne geçmek, mücadele içinde onu yeniden birleştirmek ve sermayenin karşısına dikmektedir. Gerçekleri çarpıtan aynanın sırlarını dökecek olan bu örgütlü güçtür.
Esnek üretim sistemleri ve yeni yönetim teknikleri sermayenin sömürüsünü kuvvetlendiren, işçilerin örgütlü gücünü dağıtan, bireycileşmeyi kuvvetlendiren sistemlerdir. Özellikle çekirdek işgücü (yüksek vasıflı, yüksek ücretli) için bazı durumlarda işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından gelişmeler sağlasa da bir çok durumda bu kesim için bile durumu kötüleştirebilmektedir. Artan iş yoğunluğu, işin hızı, işsizlik baskılanması vb. altında işçi ezilmektedir. Çevre işçiler için ise yaşam çok daha zorlaşmış, bir önceki dönemde kazanılmış olan hakların bir çoğu işlevsiz hale getirilmiştir.
Dünya genelinde işsizlik ve eksik çalışma süreleriyle açlığa, aşırı çalışma süreleriyle bitkinliğe, emeklilik yaşının yükseltilmesiyle mezarda emekliliğe, sağlığın paralı hale getirilmesiyle sağlıksızlığa, kayıtdışı çalışarak güvensizliğe ve güvencesizliğe mahkum edilen milyarlarca işçi ve yoksulun yeni bir mücadele dinamiğini bağrında taşıması yaşamın akışının bir parçasıdır.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği iki sınıf arasındaki mücadelenin önemli bir boyutu olmaya ve sermayenin cilalı iddialarının yalanlandığı bir alan olmaya devam edecektir.

KAYNAKÇA
- Ansal, Prof. Dr. Hacer, Esnek Üretimde İşçiler ve Sendikalar, 1996, www.birlesikmetal.org
- www.birlesikmetal.org/gazete/sayi_170/sayi_170_13.htm, Erişim Tarihi 21 Aralık 2007
- - Erarslan, Ergün ve Dağdeviren, Metin, Katılımcı Ergonomi Yaklaşımı, TTB MSG Dergisi, Eylül 2004
- Gökbayrak, Şenay, Belediyelerde Farklı İşçi Statülerinin İSG Açısından Değerlendirilmesi, Genel-İş Emek Araştırma Dergisi, 2006/1
- Gökbayrak, Şenay, Esnek İstihdam Stratejileri Ve İş Sağlığı Ve Güvenliği Açısından Ortaya Çıkan Riskler, Genel-İş Emek Araştırma Dergisi, 2005/2
- Kural, Erol, Bir İşgüvenliği Mühendisinin Makaleleri ve Bildirileri, MESKA Yay.
- http://www.ssk.gov.tr/sskdownloads/anasayfa/istatistik/istatistik2006/default.html, Erişim tarihi: 21 Aralık 2007
- TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi Yazı Kurulu, Esnek İstihdam ve İşçi Sağlığı, Aralık 2006
- Tuzla Tersaneler Gerçeği Raporu, Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu Sunumu, 16 Aralık 2007
- Yıldırım, Engin, Türkiye’deki TKY Uygulamalarının İşçiler ve Endüstri İlişkileri Üzerindeki Etkileri, www.sendika.org
- Yılmaz, Gaye, Lean Production and its impacts on auto workers, University of Kassel, 2005, Yayımlanmamış araştırma.
- Yılmaz, Gürbüz, İş Kazalarının Hukuksal Boyutu, www.meska.org


NOT: Bu yazı TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu tarafından yayınlanan Mühendislikte, Mimarlıkta ve Planlamada ÖLÇÜ Dergisinin Şubat 2008 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

9 Mayıs 2008 / Sendika.Org