Trafo işçilerinin ölümü ‘kader’ değildir – S.Murat Çakır

Son yıllarda ülkemizde işçi ölümlerine hemen her gün rastlıyoruz. İşçi ölümlerinin bir kısmı yazılı ve görsel medyada yer bulurken daha onlarcası ise 'sessiz sedasız' yaşanıyor. Enerji sektörü de bu ölümlerin oldukça sık yaşandığı bir sektör. Son olarak 25 Nisan’da İzmir’in Karabağlar ilçesine bağlı Bahçelievler Mahallesi’nde bir trafoda meydana gelen patlama sonucu iki TEDAŞ işçisi 52 yaşındaki Kerim Uyanıktürk ve 45 yaşındaki Ali Şahin aramızdan ayrıldı. Aileleri, yakınları ve mesai arkadaşlarını derinden sarsan bu olayı ancak 5 Mayıs günü öğrenebildik. Olayı Sendika.Org’dan okudum. İnternette yaptığım araştırma sonucu sadece bölgesel çıkan Yeni Asır gazetesinde olaya yer veriliyordu. Bu yüzden kısaca hayatını kaybeden işçiler ve olay hakkında bir bilgi verme sorumluluğunu hissediyorum:

“Üçyol 502/2 Sokak’ta bulunan ve bölgenin enerji hattını sağlayan trafonun arızalanması sonucu bakım için Şaraphane’de bulunan merkezden yola çıkan Kerim Uyanıktürk ve Ali Şahin’in trafo kapısını açmalarıyla büyük bir patlama meydana geldi. Vücutlarında 2’inci ve 3’üncü derece yanıklar oluşan iki işçiden Kerim Uyanıktürk ertesi gün, Ali Şahin ise 3 gün sonra hayatını kaybetti. 2 çocuk babası olan ve emeklilik hakkını kazanan Uyanıktürk Karaburun’da, Şahin ise Trabzon’da toprağa verildi”.

İronik olan ise 28 Nisan’ın Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından 'İşyerinde Sağlık ve Güvenlik Dünya Günü' ilan edilmesi ve paralelinde ülkemizde Mayıs ayının ilk haftasının 'İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası' olması. Bu noktada Elektrik Mühendisleri Odası bu haftanın 'yasak savma' amacını güttüğünü belirterek Bakanlığın caydırıcı ve önleyici önlemler almak yerine sempozyumlar, göstermelik etkinliklerle uğraştığını belirtiyor. Oysa trafo patlaması örneğinden de anlaşılacağı gibi gerçekler gün gibi ortada. Ülkemizde yılda ortalama 170 bin 'iş kazası' yaşanıyor ve 1140 işçi ölürken 2850 işçi sakat kalıyor, her 43 saniyede bir 'iş kazası' oluyor, her 110 dakikada bir ölümlü 'iş kazası' yaşanıyor ve Türkiye 'iş kaza'larında Avrupa’da 1’inci sırada yer alıyor.

Enerji işkolunda gerçekleşen 'kaza'lar sonucu birçok işçi hayatını kaybederken trafo patlamaları da bu 'kaza'ların bir bölümünü oluşturuyor. Basına yansıyan birçok örnekte 'kaza'lar trafodaki arıza giderilmeye çalışılırken meydana geliyor. Fakat bu son patlama daha işçiler trafo kapısını açar açmaz meydana geliyor. Bu da son 25 yılda hayata geçirilen piyasalaştırma politikalarının yalın bir gerçeğini ortaya koyuyor: Trafoların düzenli bakımdan geçirilmemesi ve teknolojik yenilenmenin yapılmaması sonucu patlamaya hazır bombaların varlığı. Buna ek olarak işçilerin çalışma saatlerinin fazlalığı ve yeterli sayıda işçi çalıştırılmaması, ekipman ve donanım yetersizliği ve 'işçi ölür iş sürer' mantığı ile işçi sağlığı ve işçi güvenliğinin hiçe sayılmasını da ekleyeyim.

Şimdi deniyor ki TEDAŞ iki işçinin ölümüne neden olan patlamaya neyin yol açtığını bulmak için araştırma ve soruşturma yapıyormuş. Pekala soruşturma sonucunda bu 'kaza'ların nedeninin son 25 yıldır hayata geçirilen piyasalaştırma, esnekleştirme ve örgütsüzleştirme saldırıları olduğunu açıklayacak mısınız? Bu patlamaların 1’inci dereceden sorumlusunun TEDAŞ Genel Müdürü, Enerji ve Çalışma Bakanları başta olmak üzere Hükümet olduğunu açıklayacak mısınız? Ölen işçilerin ailelerine tazminat vermenin dışında yaşadıkları travmanın sonucu olarak psikolojik destek, çocuklarına eğitim yardımı vs. verecek misiniz? Pekala bir daha trafo bakımlarında bu 'kaza'ların yaşanmaması için gerekli bütün önlemleri alacak mısınız? Varolan işçi sağlığı ve işçi güvenliği yasaları ve yönetmeliklerine uyuluyor mu? Bu patlama bir ‘iş kaza’sı mı yoksa ‘iş cinayeti’ mi? Sorular daha da uzatılabilir.

Trafo işçilerinin ve genel olarak enerji sektörü çalışanlarının bu 'kaza'ları önlemek için tek bir yolu var, o da örgütlenmek. Böylece işçi sağlığı ve işçi güvenliğinin sağlanması noktasında gereken baskıyı yapabilir ve gerekli adımların atılmasını sağlayabilirler. Tersane işçilerinin ve kot taşlama işçilerinin mücadelesi enerji işçilerinin mücadelesi için önemli birer örnek sunmaktadır. Çünkü kağıt üzerinde yazılanlar ancak hayata geçtiği zaman bir ‘hak’ olabilir. Uygulanması gereken önlemler ancak mücadele edilerek alınabilir. Bu noktada taleplerimizi oluşturmalı, bunların hayata geçmesi için adımları atmalı ve bu hakların anayasal bir garanti altına alınmasını hedeflemeliyiz.

7 Mayıs 2009 / Sendika.Org