Kadınlar ve güvencesizlik... -Evrim Aydoğan Aydın

Bugünlerde en çok tartışılan konulardan biridir güvencesizlik. Torba Yasa, iş cinayetleri, işten çıkarılmalar. İşten çıkarılmalara karşı oluşan direnişler. Peki, nedir güvencesizlik?

Güvencesizlik aldığın maaşla ay sonunu çıkaramamaktadır.
Güvencesizlik her gün işe giderken işsiz kalma korkusudur.
Güvencesizlik hamile kaldığın için işten çıkarılmaktır.
Çocuklarının geleceğinin yok edilmesidir güvencesizlik.
Güvencesizlik şefinden izin almadan tuvalete bile gidememektir.
İster bireysel sözleşmen olsun ister toplu iş sözleşmen bunların hepsinin belirli süreli olmasıdır güvencesizlik.
Taşeronlaştırmadır güvencesizlik
Torba yasadır güvencesizlik
Esnekliktir. Kuralsızlaştırmadır güvencesizlik.
Sağlıklı yaşayamamaktır, sağlık hakkından yararlanamamaktır güvencesizlik.
Barınacak evinin yıkılmasıdır güvencesizlik
Ulaşım hakkının olmamasıdır güvencesizlik
Eğitim hakkından yararlanamamaktır güvencesizlik.
İş cinayetleridir güvencesizlik.
Ölümdür güvencesizlik…

Yüzyıllar önce kadınların fabrikalarda işçi sınıfına katılmasıyla başlamıştır kadınlar için güvencesizlik. Makinelerin fabrikalarda yerini almasıyla kol gücüne gereksinimin azalmasıyla başlamıştır kadınların fabrikalardaki işçileşme süreçleri. Günde 18-20 saatlere varan çalışma saatleriyle üstelik de çok az ücretlerle çalışmışlardır. Çalışma koşullarına göre değişiklik gösteren hastalıklar, sakat doğan çocuklar, çok uzun saat çalışmanın sonucunda ne anneliği ne kadınlığı kalan kadınlar ortaya çıkmıştır. Bugün de vardır çalışan kadınlarda meslek hastalıkları, sakat doğan çocuklar. O dönemlerde ne oy hakkını almaları kolay olmuştur ne de 12 saat çalışma hakkını kazanmaları. Ne çocukların çalışmasının yasaklanmasını sağlamaları kolay olmuştur ne de erkeklerle eşit ücret almaları. Hepsi için birçok bedel ödenmiştir, ödenmektedir. Ne fark vardır bu gün hamile kaldığı için işten çıkarılan kadınla bundan yüzyıllar önce doğumdan 3-4 gün sonra işsiz kalma korkusuyla hemen fabrikasına dönen kadın arasında. Ne fark vardır bugün köylerinden kopup mevsimlik tarım işçisi olarak ülkenin başka köşelerine giden göçmen kadın işçilerle bundan yüzyıllar önce topraklarından koparılıp büyük toprak sahiplerinin topraklarında tarım işçisi olarak çalışan kadınlar arasında. Ne fark vardır bundan yüzyıllar önce ev sanayi sektöründe çalışan ülkenin her yanına dağılmış binlerce kadın ile bugün dünyanın her yanına yayılmış ev eksenli çalışan milyonlarca kadın arasında.

Peki ya yangınlar, farklı mıdır birbirinden. 8 Mart’ın tarihine baktığımızda rastladığımız 1857’de Tekstil Fabrikasında, 1911’de Triangle Gömlek Fabrikasında fabrikada kilitli oldukları için yanarak ölen kadınlarla 2005 yılında Bursa'da yine bir tekstil fabrikasında fabrikada kilitli oldukları için ölen 5 kadın arasında fark var mıdır?

Güvencesizlik o zaman da öldürmekteydi, şimdi de öldürmekte. Unutmadık büyük sel felaketinde bir servisin içinde güvencesizliğin öldürdüğü kadınları. Unutmadık bir kamyonetin arkasında giderken kamyonet devrilince ölen güvencesiz mevsimlik göçmen işçi kadınları.

Bütün bu güvencesiz çalışma koşulları ise buna karşı mücadele eden kadınlar yaratmıştır şimdiye kadar. Unutmadık Clara Zetkin'i 8 Mart’ı bize kazandıran, kadın hareketi için mücadele eden o kadını ve yanındakileri, unutmadık Rosa Luxemburg'u. Ya şimdi. Güvencesizliğe karşı mücadele dendiğinde benim ilk aklıma gelen Novamed işçisi kadınlar olur. Barınma hakkı mücadelesi veren kadınlar, ulaşım hakkı mücadelesi veren kadınlar, sağlık hakkı için mücadele eden doktorundan, hasta bakıcısına, taşeron temizlik işçisine kadar tüm kadınları hatırlarım. Ve direniş çadırlarında direnişe yeni bir boyut getiren Tekelci kadınları da unutmam. Güvencesizliğe karşı mücadelenin duvarına tekelci kadınların koyduğu tuğlalar sapasağlam durmaktadır hala.

Ve duvar örülmeye devam ediyor...

Kazandı Emine Arslan direnişini.
Kazandı Türkan Albayrak direnişini.
Ulaşım hakkı için mücadele eden kadınlar kazandılar mücadelelerinin ilk aşamasını.
Barınma hakkı için mücadele eden kadınlar, şimdi Türkiye'nin her yerinde mücadelelerini büyütüyor.
Mimar, mühendis, şehir plancısı kadınlar Güvencesizliğe karşı kampanyalar başlatıyor.
Doktor, sağlık çalışanı kadınlar sağlık hakkı ve güvenceli gelecek için geliyor 13 Mart'ta Ankara'ya.
4 Ocak 2011'den beri Adana Numune Hastanesinin önünde oturuyor kazanılmış hakları ellerinden alınmak istenen kadınlar işçiler.
Ve güvencesizliğe karşı mücadeleye devam ediyor Türkiye Patent Enstitüsü çalışanı çoğu kadın işçi 8 Mart'ta fesholacak iş akitleri ve kazanılmış hakları için. Çok değil bundan bir hafta önce devletin kurumu olan Türkiye Patent Enstitüsünün önündeydi eylemleri. İşçiler çoluk çocuk oradaydı bundan bir yıl önceki Tekelci Kadınlar gibi.

Kadınların içine düşerse mücadele ateşi, söndürmek kolay değildir.

Bu ateşin adı bazen Ekmek ve Gül yürüyüşü olur, bazen Dünya Kadın Yürüyüşü. Bazen güvencesizliğe karşı direniş çadırları kurulur, sonra bir bakarsın ki tüm dünya direniş çadırına dönüşmüş.

8 Mart geldi. Bence 8 Mart sadece bir kadın günü değildir. 8 Mart aynı zamanda tüm kadınların güvencesizliğe karşı mücadele günüdür. Bu nedenle tüm kadınları 8 Mart'ta sadece alanlara değil aynı zamanda Adana Numune Hastanesi işçilerine ve Türkiye Patent Enstitüsü işçilerine destek olmaya onların yanında onlarla beraber mücadeleye ve 13 Mart'ta sağlık çalışanlarının yanında olmaya çağırıyorum. Yanan güvencesizliğe karşı mücadele ateşlerini daha da harlayalım, sönmesini engelleyelim ki hem kendimizin, hem çocuklarımızın hem de sadece ülkemizdeki değil tüm dünyadaki kadınların özgürleşmesi için küçük bir adım atmış olalım.

8 Mart 2011 / Sendika.Org