Tuzla tersaneleri denize bakar –Selim M. Işık

evet, siz yağmur yağdığını düşünün sadece. bunu hisseden ve aniden hayret eden, çok geride, çok ilerideydi…

Tuzla tersaneler bölgesinden son ölüm haberinin geldiği tarihlerde, “sağlığıma engel olma” platformunun gerçekleştiği toplantı yapılıyordu İstanbul’da. Toplantıya Tuzla Tersaneler bölgesinden konuşmacı olarak katılan bir işçi arkadaşımız, sağlık hakkı ve Tuzla tersane sorunlarının iç içeliğini “yaşam hakkı” üzerinden tanımlarken, işyerlerindeki sağlıksız çalışma koşullarından da bahsetti. Bu yazı, bu bağlantının anlatımıdır.

Sağlık hakkı, aslında yaşam hakkıdır ve yaşam hakkına yönelik ihlaller, sağlık hakkını savunan sağlık emekçilerinin eylem alanı kapsamındadır. Daha fazla kâr amacıyla gerçekleştirilmeye çalışılan, maliyet kısıtlamasından azami etkilenen işçi sağlığı ve iş güvenliğidir. Bu sorunun asli belirleyicisi, üretimin toplumsallığı ile üretim araçlarının özel mülkiyeti arasındaki çelişkidir. Bu anlamda çelişkili alanın son zamanlarda en önemli ve dikkat çeken yeri Tuzla Tersaneler bölgesidir.

2007 yılı ağustos ayı ardı ardına yaşanan ölümlerle toplumsal dikkati Tuzla Tersaneler bölgesine kaydırmıştır. Tuzla bölgesi, Türkiye gemi üretiminin yüzde 90’ını içermektedir. Yeni sipariş alamayacak kadar dolu olduğu ve tam kapasite çalıştığı Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) tarafından deklare edilen Tuzla Tersanelerindeki büyümeye, artan ölümlü iş kazaları eşlik etmektedir.

Bu başarı hikayesini mümkün kılan Tuzla’daki tersane işçileridir. Onların bu başarı karşısındaki ödülleri artan iş güvencesi, yükselen hayat standartı ve ücretleri değil, artan iş kazaları ve meslek hastalıklarıdır. Şu an tam kapasite ile çalışılan tersane işlerinin yüzde 90’ı ana firmalar tarafından taşeron firmalara ihale edilmiş olarak çalışmaktadır. Taşeronluk, iş güvenliğinin, iş sağlığının, örgütlülüğün ortadan kaldırıldığı, iş güvencesi, iş sağlığının hiçe sayıldığı uygulama tarzıdır. Bu noktada Türkiye kapitalizminin büyüme eğilimindeki sektör alanlarında meydana gelen ölümlerin ortaya çıkardığı ve inceleme konusu yapılan taşeronluk sistemi, günah keçisi ilan edilse de esas suçlunun kapitalizmin ağa babaları olduğu unutulmamalıdır. Tuzla’da ölümlerin tetikçisi taşeronluk sistemiyse, silah ikmali GİSBİR tarafından yapılmaktadır. Prim, sigorta, işyeri hekimi çalıştırma zorunluluğu, işyeri güvenliği, kadrolu çalışma ve sendikalaşmaya karşı GİSBİR’in bulduğu yöntem taşeronlaştırmadır. Tuzla tersaneler bölgesindeki üretimi elinde tutan 7 ailenin Tuzla cinayetlerindeki sorumluluğu taşeron firmalardan daha fazladır. Milyon dolarlık gelirleri olan bu aileler aslında çok maliyet tutmayan tedbirleri almadıkları, en basit ve çalışma kanunları tarafından da zorunlu tutulan maliyetleri bile zarar olarak hesapladıkları için, taşerona ihale ettikleri işler yüzünden, işçi ölümlerinin baş sorumlularıdır. Aslında basitçe taşeron değil, yine ve her zaman olduğu gibi kapitalizm öldürmektedir. Günümüzde teknolojinin ve bilimin bu denli gelişkin olmasına karşın kapitalizm, “gereksinim için değil, kâr için üretim” ilkesini sonuna kadar dayatarak, başta işçilerin olmak üzere tüm insanlığın sağlığını ve geleceğini her gün tehlikeye atmaktadır. Sorunun kaynağı da emeğin sömürüsüne dayanan kapitalist üretim ilişkilerinin ta kendisidir.

“Sağlık Hakkı” platformunda yaşadıkları koşulların zorluklarından bahseden tersane işçisi arkadaşımız konuşmasında Tuzla gerçeği yanında, ölümlerin yaşandığı Hidrodinamik tersanesindeki vincin “gerçeği”nden de bahsetti. Bir anlamda tersane patronlarının kendi sınıfsal güvenliğini nasıl sağladığının gerçeğiydi anlattıkları. Ölümlerin yaşandığı Hidrodinamik tersanesindeki vinç, 1980 yılında Sovyetler Birliğinden alınmıştı ve alındığı günden beri bakımı yapılmamıştı. Sovyet işçiler bu vinçin ön yüzüne Orak-Çekiç amblemi kazımışlar. Tersane patronlarının, işyeri güvenliğini sağlamak adına düzü-ters edip vincin Orak-Çekiçli yüzünü denize çevirdiğini anlattı işçi arkadaşımız.

Tersane işçileri, yüzlerini denize döndüğünde, tersi-düz ettiklerinde, Tuzla’da ölümler de duracaktır.

Tuzla Denize Bakar…

8 Haziran 2010 / Sendika.Org