8 kadın işçi ve servis gerçeği- Hatice Eroğlu Akdoğan

Kadın işçiler “panelvan” denilen yük minibüsünde boğulunca çalışma yaşamının bir gerçeği daha dışarıdan bakanlarca görünür oldu. Önemli olan ise görüp de, ya da bakıp da geçmemek gerektiğidir. Bir kere görülmesi gerekenin salt Pameks işçilerinin o gün için bile olsa bu tip araçlarla taşınmış olmasının gerçeğinin dışında bir gerçektir. Pameks patronunun sadece o gün için; ‘ıslanmamaları için panelvan araca bindirdik’ türünden savunması işçilerin işyerlerine taşınma şeklindeki gerçeği hiçbir zaman değiştirmiyor. Ki bu gerçek günümüzde çarpıcı boyutlardadır.

Sel olayı bu gerçeği bize 8 kadının canına mal olma pahasına gösterdi. Oysa çalışanların, hele hele tekstil çalışanlarının can alıcı sorunlarından birisi işyerlerine ulaşım sorunlarıdır. ‘Neden tekstil iş kolunda can alıcı sorundur’ denecek olursa da; çünkü tekstil iş kolunun sorunları ülkemizdeki emekçilerin yaşadığı sorunların her türden prototipinin kendinde barındırıyor diyebiliyor olmamızdandır.

İşçileri bu ve benzeri şekilde taşıyan araçların sayısının tam olarak bilinmemesine rağmen binlerce olduğu söylenmektedir. Sadece kapalı panelvan minibüsler değil, işçileri bu şekilde taşıyan kamyonet ve kamyonların da haddi hesabı yoktur. Üstelik arkadan açılan kapanan bu tür araçlar trafikte seyrederken, içerdekiler yazın rahat hava almak için arka kapıları açık olarak trafikte seyredebilmektedir. Sabahın köründe seyreden araçlara şöyle bir bakmak bile yeterli. Üstü açık kamyonlarda, yarı açık kamyonetlere doluşmuş olanlar işyerlerine götürülen işçilerdir. İstanbul’un dört bir yanına dağılmış irili ufaklı tekstil atölyelerinde çalışıp hiçbir sosyal hakkı bulunmayan işçiler, kendilerini işyerine ulaştıracak böyle bir olanak olduğunda yol ücretinden, zamandan tasarruf sağlamak için gözlerini kırpmadan yararlanmak istemektedirler.

İşçilerin böylesine bir yük misali taşınmasının elbette ki baş sorumlusu sermaye düzenidir. Ancak kendisini sendika bürolarına hapsetmiş olan sendikacıların, sendikacılık anlayışının işçilerin bu şekilde taşınmasında hiç sorumluluğu yoktur diyemeyiz. İşçilerin taşınabilir herhangi bir paket ya da pazara götürülen kurbanlık hayvan yerine konulması insan onurunu zedeleyen bir tutumdur. Ve bugün bırakalım tarım işçilerini, büyük kentlerdeki irili ufaklı sanayi kesiminin işçileri insan onuruna aykırı bir şekilde taşınmaktadır. Bir işyerinde eğer sendikal örgütlülük yoksa işçilerin ulaşımı olan servis konusunda bir hak pazarlığı zaten söz konusu bile olmamaktadır. İşçi için sigortalı çalışmanın bile lütuf sayıldığı bir ortamda, kendi olanaklarıyla işe gidip gelmekten öte işverenin ya da işyerinin malzeme taşıma şoförlüğünü yapan diğer bir işçinin yolunun üstündeki işçileri alması işçiler için büyük nimetten sayılmaktadır. Özellikle yeni kuşak diyebileceğimiz, 12 Eylül’ün tuz-buz ettiği ortamda büyüyen ya da doğanlar hak bilincinden, sendikacılık bilincinden haliyle de yoksundurlar. Sendikacılar ise işçilerin her yaşadığı faciadan sonra (Bursa’da kadın işçilerin yanarak can vermesi, Davutpaşa’daki patlama ile sınıfımızın acı bir yüzünün ortaya çıkması gibi…) yaptıkları genel açıklamalarla ülkemiz işçilerinin içinde bulunduğu insan onuruna yaraşmayan çalışma biçimi ve ekonomik vahamet karşısındaki sorumluluklarını gizlemekten başka bir şey yapmamaktadırlar. Aslında açıklama yapmak yerine kendilerini bu konuda sorgulamaları, eğer kaldıysa utançlarından kafalarını hiç göstermemeleri daha yerinde olur.

Servis sorunu, sigortalı çalıştırılma sorunu, yemek sorunu, çalışma süresi ve ücret sorunu gibi başat sorunlar dün olduğu gibi bugün de varlığını koruyacaktır. En azından sendikacılık anlayışı kendini sorgulamadıkça, sendikacılar camlı plazalardan işçilerin yoğun olduğu işyerlerine, sokaklara kafalarını sokmadıkça bu sorunlar yerinden tıklamayacaktır. Bizim için kadın işçilerin yanmasının, boğulmasının acısını artıran, hamile kadının tamamen yasadışı bir şekilde gece vardiyasında çalışırken yanmasıdır. Bizim için acı olan işçilerin yük arabasında taşınırken can vermesidir. Çünkü biz, yani sözde emeğin yanında olanlar, sendikacılar oralarda, o meydanlarda yokuz. Bizim için acı budur…

16 Eylül 2009 / Sendika.Org