Bir patron uyanıyor: “Her ev bir fabrikaymış meğer!”-Açalya Temel

“…Meğer bizim ne kadar çok dumansız fabrikamız varmış. İnanın fabrikalar kurmaya binalar yapmaya gerek yok. Yani yatırımlar yapılmış, dumansız fabrikalar her evde varmış zaten...”(1)

Hazır giyim sektöründeki MOL mağazaları icra kurulu başkanı Oktay Özdemir, böyle diyor Radikal gazetesine yaptığı açıklamada. Habere göre, Türkiye’nin dört bir yanından “el emeği göz nuru” tabir edilen kadın el emeği ürünleri İstanbul’da bunlara özel kurulmuş bir mağazada toplanacakmış. Hatta buna benzer bir mağazayı Almanya’da açmak üzere bir teklif de şimdiden gelmiş. Yukarıdaki sözler hayret ve mutlulukla sarf edilmiş: Mağazalarında kadın el emeği ürünlerine yer vermeye karar verip, bunun duyurusunu yapan MOL mağazaları 1 haftada işin taliplisi olan tam 41.000 kadından model el örgüsü dantel, perde, kazak, eldiven, boncuk işleri, çorap, atkı vb. yağmuruna tutuluyor. Ve bir patron uyanıyor… Meğer hiç gerek yokmuş fabrikalar kurmaya…

Kendisi adına geç bir buluş. Zira kadınlar için ev eksenli olarak düzensiz ve kayıt dışı çalışmaları çoktandır yaygınlaşan bir durum. Sermayenin üretim aşamalarının bir kısmını da olsa fabrikalardan çıkarıp, evlere taşıması ona ne yarar sağlar diye sorarsanız; işveren bu yolla sigorta pirimi masrafından, işyerinde işçiye yapacağı ulaşım, yemek gibi harcamalardan, çocukları için açması gerekebilecek kreşin masrafından, işyerinin elektrik, su, temizlik gibi giderlerinden ve ödediği vergiden büyük oranda kurtulmuş olacak. Böylelikle, düşürülen maliyet hesaba katıldığında neden “fabrika kurmaya gerek kalmayabilir” dediklerini anlıyoruz. Bir de ne de olsa üretimin mekânsal ve zamansal olarak çeşitlendiği bir dönemdeyiz. Bu, parça başı, ihtiyacın kadar, ihtiyacın olduğu zaman, minimum maliyet neredeyse orada üretmek demek. Bunun yanında, düzenli çalışmadan ve dolayısıyla birbirlerinden kopan işçilerin örgütsüzleşmesi de demek… Bu anlamda evler çoktan işyerleri olarak, hanehalkı ise ev içi işçiler olarak biçimlenmeye başladı bile.

Bildiğimiz gibi ev, kadın ile çok uzun zaman önce özdeşleştirilmiş bir mekân. Ev içindeki yemek yapma, çocuk yetiştirme, biçki dikiş gibi işlere ilişkin formasyon, kadına beşikten mezara toplumsal olarak verilir. Kadınların hâlihazırda bunları bildikleri varsayılır. Kadınların istihdama katılmaları da çoğu zaman bu işlerden doğru olur. İmalat sanayi sektöründe çok istihdam edildikleri alanlar, hazır giyim, deri eşya, madeni eşya, gıda gibi “geleneksel görevleri” ile örtüşen dallar. TÜİK verileri Türkiye’de istihdam edilen 5.7 milyon kadından 3.2 milyon kadının bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmadan çalıştığını ortaya koymuş. Türkiye’de kadınların istihdamında kayıt dışı %57 civarında. Sayıların yalancısıyız da diyemeyeceğiz çünkü bu veriler resmi olmasına rağmen oldukça vahim görünüyor ama yine de iyimser oldukları tahmin ediliyor. MOL örneğine baktığımızda özellikle hazır giyim sektöründe faaliyet gösteren bu firmanın keşfi pek geç kalmış gibi görünüyor(!) Keza özellikle de tekstilde üretimin önemli bir kısmı evlere kaydırılmış durumda. Mahallelerde, evlerde, boncuk işleyen, iplik temizleyen, etiket diken kadınlar sıklıkla görülür. (Kız çocuklar da çoktan bu “mesleki eğitimi” ev içinde almaya başlamışlardır bile.) Kadınların zaten dantel, örgü, dikiş vb. yapıp “aileye ek gelir” getirici faaliyetlerde bulunması çok alışıldık değil miydi, diyebilirsiniz. Maalesef öyle. Kadınların eğreti (düzenli bir ücreti, maaşı olmayan, sosyal korunmadan, örgütlenme hakkından yoksun)(2) biçimlerle işgücüne katılımı çok yeni bir durum değil. Ama burada bunun sistemli halinden, söz gelimi bir fabrikanın düzenli olarak gerekli miktarda işi evlere göndermesinden bahsediyoruz. Hatta MOL örneğinde bir mağazada satılan ürünlerin tümüyle ev eksenli üretiminden bahsediyoruz. “Tüm dünyada el işçiliği çok kıymetli. Zaten Almanlar da bu nedenle ilgi gösterdi. Biz, bu kadar çok talep olunca, müthiş sanatkârlarımızın olduğunu gördük. Gözlerimize inanamadık. Kadınlarımızın öz güvenine hayran kaldık. Bu sektörün geleceğine de, aile kurumuna da değer katacak bir şey” diyor, Özdemir. Burada bir adım daha ilerliyoruz ve ev eksenli çalışmanın sadece sistematik hale getirilmesinden değil, uluslararasılaşmasından da bahsedebiliyoruz.


Buradaki emek sömürüsünün “aile” kurumu adı altında eritilmesi de dikkatimizden kaçmıyor. Özellikle de kriz döneminden geçtiğimiz şu günlerde… Zaten bir ön kabul olarak ev içi emekle yükümlü olan kadınlar, eşlerinin, çocuklarının işsiz kaldığı ekonomik sıkıntı dönemlerinde kadın erkek tüm toplumda olduğu gibi, ama erkeklerden çok daha fazla eğreti işlerde çalışmaya razı ediliyorlar.(3) Amaç “aileye değer katabilmek”. “Sigortası olmasa da olur, emeklilik zaten beklesen de gelmez, az gelir getirse de olur, aileye katkım olsun, evde olsun bir yandan çocuğa da bakarım” gibi akıl yürütmelerle denize düşen misali yılana sarılırken, mümkünse erkeklerin daha sağlam, tam zamanlı işlerde çalışmaları tercih ediliyor. İktidarın kadının sağlık hakkını doğrudan kocasına bağladığı bir sistemde kadının başka ne gibi bir tercihi olabilir ki? Tüm bunlar bir yana, sistemli olarak güvencesiz ve kayıt dışı olarak, cüzi ücretlerle ve kimi zaman epey uzun yıllar ev eksenli çalışan kadın kendisini “işçi” olarak da tanımlayamıyor. Aslında fabrikadaki imalatın bir uzantısını –ya da bu örnekte olduğu gibi tamamını- evinde yapan kadını ne kendisi ne de iş kanunu işçi olarak görmeye meyilli değil. İşçilik tanımının emek örgütlerince bile halen çoğunlukla, “yeri yurdu, ücreti, mesaisi” belli bir eksende yapıldığı durumda çalışan kişiden bu kavrayışı beklemek iyice güçleşir.

Bugün bir düzensiz ve esnek çalıştırma dalgasından bahsediyorsak, bunun örgütsüzleştirme ile kol kola gittiğini ve olağan çalışma biçimi haline getirildiğini söylüyorsak, kadın emeği ve kadın emeğinin örgütlenmesi özel ilgi alanımız olmalı. Çünkü eğreti biçimler kadınlar için toplumsal cinsiyet rollerinin de etkisiyle olağanlaştırılmış halde ve kadın emeği oranı bu alanda epeyce şişkin. Bu, ev eksenli çalışmada %90ları buluyor. (Burada konu itibariyle daha çok imalat sanayi ve tekstilin sözü geçti fakat gıda sanayi, çocuk ve yaşlı bakımı, ev işine gitme gibi biçimlerle, hizmetler de bu anlamda en geniş yelpazeyi oluşturuyor. Yaklaşık aynı miktarda da tarım emekçisi kadın bulunuyor ki burada kayıt dışı oranı %96 civarında) “Olağan” ev işleri ve ücretli işin ve bu ikisine harcanan mesailerin sınırları bulanıklaşıyor ve tüm bir hane önce kadınlar ve çocukların adapte olduğu bu biçimle yeni işçi tipolojisini yeniden üretiyor. Üstüne üstlük, bu süreçte kimi uluslararası örgütler, sivil toplum örgütleri ve hükümetler, mikro kredi uygulamaları ile desteklenmiş “kadın girişimciliği” modelleri ile kadınların bu düzensiz istihdam biçimlerini aynı zamanda kadınlara kurtuluş olarak gösterme eğilimindeler ve kadınların herhangi bir şekilde istihdama katılımının onu özgürleştireceği gibi bir bakış açıları var. Milyonlarca Euro akıtılan ve daha çok cinsiyetlendirilmiş işlere verilen bu “destek” projelerle, “kendi hesaplarına çalışmaya” teşvik edilen çoğunlukla da yoksul kadınların ezilmişliklerinin sonlanıp sonlanmadığı ise merak konusu.

Kıssadan hisse dersek… Düzensiz çalışma biçimlerinin olağanlaştığı bu dönemde, bu çerçevede algıları genişletmeye ve bu emekçi kitlelerini görecek bir örgütlülüğe ihtiyaç var. MOL mağazalarının müstakbel işçileri ve merak edenler için bir örgütlenme deneyimine ilişkin başka bir yazıya link vererek bitirelim bu yazıyı: Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Sendikalaşıyor

Dipnotlar:
(1) http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=946690&Date=26.07.2009&CategoryID=101&CMessageID=486580&CRes=1#fc486580
(2) ILO, Kadın İstihdamında Küresel Eğilimler Basın Duyurusu, 7 Mart 2008.
(3) Tam da bu noktada ister istemez henüz bir ay önce yasalaştırılması düşünülen işçi kiralama ve özel istihdam büroları uygulaması gelmiyor mu aklınıza? Bu “modern köle pazarlarında” özellikle de hizmetler sektöründe kadınların ön saflarda (yoksa “raflarda” mı demeli) olmasının patronların tercihi olacağını ve bu biçime ilk olarak kadınların razı olmak durumunda kalacaklarını düşünüyoruz.

Not: Türkiye’de kadın istihdamına dair etraflı, güncel bir inceleme, ILO Ankara Ofisi için Gülay Toksöz tarafından yapılmıştır. Belgeye internet üzerinden ulaşılabilir.

Ayrıca, Ev eksenli çalışma ve ev eksenli çalışan kadınların örgütlenme deneyimlerine ilişkin verdiği değerli bilgilerden ötürü Sosyalist Feminist Kolektif’ten Emel Dalfidan’a teşekkür ederiz.

4 Ağustos 2009 / Sendika.Org