Kot taşlama yasağı ne anlama geliyor?-Mustafa Sütlaş

Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi”nden Zeki Kılıçaslan Sağlık Bakanlığı’nın (SB) “kot taşlama”da kullanılan maddeleri yasaklayan genelgesiyle ilgili olarak Radikal’e “Bu karar için 40 işçinin ölmesi mi gerekiyordu? Kot taşlamada üç ay çalışmak bile hastalığın gelişmesine yetiyor” demiş ve sürdürmüş:

“Komite olarak 40 civarında kişinin hayatını kaybettiğini biliyoruz. Komitemizin çalışmaları sonucunda resmi olarak ulaştığımız hasta olan kişi sayısı 650 kişidir. Ancak hasta kişi sayısının 3 ila 5 bin arasında olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bu sektörde yaklaşık olarak 10 bin kişi çalıştığını biliyoruz. Şu anda 140 kişi mahkeme kapılarında haklarını arıyorlar.”

Bu yazıyı yazarken ayrıntılarını anlamak için SB ve Çalışma Bakanlığı’nın sitelerinde bu genelgeyi aradım. Bulduğum “tek ve son” genelge SB, Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından 24 Eylül 2008 tarih ve 29184 sayıyla, şimdi Trabzon Belediye Başkanı olan Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu’nun imzasıyla yayınlanmıştı.

SB aslında bu konuyu altı ay önce ele almış ve kurumlarına ne yapacaklarını anlatmış. O tarihte “Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi” kurulalı 1,5 ay olmuştu.

* * *

4 Nisan’da Anadolu Ajansı (AA) tarafından kamuoyuna duyurulan ve aslını göremediğimiz son genelgede ise “Sağlık Bakanlığı”nın kot taşlamada kullanılan maddelerin kullanılmasının yasakladığı” açıklandı. Okuyunca bu genelgenin aslında kamuoyuna karşı “bir şeyler yapılıyor görüntüsü” vermenin ötesinde bir anlamı olmadığını düşündüm. Çünkü “eksik”ti!

Bir maddenin “kullanımının yasaklanması”nı, işyerlerinde “sigortasız işçi çalıştırmanın yasak olması”na benziyordu.

Bir yasağın kontrol ve denetimine ilişkin mekanizmanın, işlerliğin, uygulamanın kontrolünün nasıl yapılacağının belli olmadığı bir durumda, söz konusu yasağın hiçbir anlam ve öneminin olamayacağı ve olumlu bir sonuç doğuramayacağı açıktır.

Haberde yer aldığı üzere “daha önce bu işlerde çalışıp da, sağlık durumları hakkında güncel kayıt bulunmayan diğer vatandaşlarımız, kendilerine en yakın sağlık kurum ve kuruluşlarında değerlendirilerek ihtiyacı olanların tedavilerine süratle başlanacaktır” sözleri de bana göre yetersizdi.

Çünkü bu sözler söz konusu maddelerden etkilenerek “silikozis”e yakalananlara verilecek sağlık hizmetiyle ilgili olarak herhangi bir açıklık ve somutluk getirmiyor.

* * *

“Kimlerden oluştuğu” bilinmeyen bir “bilimsel komisyon”un önerisiyle, “kim olduğu bilinmeyen” bir idarecinin imzasıyla duyurulan bu kararın “yapılabilirliği”nin ne olduğu, “uygulamasının nasıl olacağı”, “kimler tarafından gerçekleştirileceği” gibi noktaları içinde barındırmayan bir haberin “tam” bir haber olabilir mi?

Habercinin “yazılı açıklama”ya dayanarak yazdığı bu haberin, sorulması gereken sorular “yanıtlanmadan” ve eksiklikleri de “ilgili editörce” tamamlamadan bize ulaşması bir olumluluk sayılabilir mi?

Böyle bir haberin kot işçilerini “olmayacak bir beklenti içine sokmaktan” başka nasıl bir anlamı vardır?

Haberin düzeltilmesini ve tamamlanmasını istemek de haber alma hakkını tamamlayan bir “hak”tır.

Ama sanırım ondan daha önemlisi bu eksik ve yanlışları fark edecek bir medyaya ve göze sahip olmaktır.

Aklıma gelen bir soruyu sorayım:
RTÜK’ün başına getirilenlerin kimler olduğunu öğrendik; AA’nın başındakiler de mi acaba öyle?

9 Nisan 2009 / Bianet