Şili mucizesi -Derya Sazak

Ortak sözcük; “mucize”, Şili’deki madenciler 69 gün göçük altında kaldıktan sonra yerin 622 metre altından, “Phoenix” (Küllerinden doğan Zümrüdüanka kuşu) adı verilen bir kapsül marifetiyle sağ salim çıkarıldılar. 33 maden işçisini kurtarma operasyonu dünya televizyonlarının “canlı yayın”ları nedeniyle insanlığın ortak kaygısı olarak izlendi. Nefesler tutulmuştu. İşçilerin yeryüzüne dönüş yolculuğu başarıyla tamamlandığında, “Bu yaşananlar mucize” duygusu küresel bir coşkuya dönüştü.

Evet bir “mucize” gerçekleşti ve maden kazalarında ölümün bir kader olmadığını gösterecek direncin, akıl ve sabrın, “zihni sinir” tarzı mucitliğin eseri bir kapsülün, onca insanı yukarı taşımasıyla sağlanan bir çalışmanın sonucuydu 33 madencinin kurtarılma serüveni. En başta o işçiler, müthiş dirençleriyle “hayata dönüş” yolunu açtılar. Kuşkusuz, kazadan sonra o madencilerin çıkarılacağına inanan kurtarma ekiplerinin, ailelerin ve baştan beri enerji ve otoritesiyle işçilerin yanında olan, ölümcül yolculuktan sonra onları kucaklayan Devlet Başkanı Pinara’nın “mucize”de payı büyük.

Kaza 5 Ağustos’ta gerçekleşiyor.
Madencilerin hayatta olduğu, 22 Ağustos’ta sondaj borusunun ucuna iliştirilen “33’ümüz de sığınakta ve iyiyiz” notuyla ortaya çıkıyor.
Sığınakta geçen 69 günün ardından karanlıktan aydınlığa çıkış 13 Ekim’de gerçekleşti.
O arada yiyecek, ilaç, su gönderildi.

Uzay aracındakine benzer görüntüler gelmeye başladı ekranlara.
Uçak kazalarında, depremlerde yaşanır böylesine “mucize” kurtuluşlar.
Şili’deki bir ilk, 33 madencinin tamamı yaşama döndü.

Tek bir insanın bile hayatının ne denli önemli olduğunu dünyaya gösterdi Şilililer.

Oysa bu ülkede bir zamanlar, Sosyalist Devlet Başkanı Allende’yi deviren Pinochet faşizminde işkencehanelerde, stadyumlarda, köşe başlarında son bulan “insan hayatı”nın hiçbir değeri yoktu.
Cunta, işçiye, öğrenciye, aydınlara düşmandı.

Şilili madencilerle küresel ölçekte kurulan empatinin insanlık açısından tarihten kaynaklanan böylesine bir mazlumiyet yönü de vardı. Ve hiç kuşkusuz bu duygu Zonguldak’ta “madencinin yazgısı” diye geçiştirilen benzer kazalardaki gözü yaşlı aileler kadar, 1980 öncesi Latin Amerika’nın devrimler ve darbeler tarihi nedeniyle de Türkiye’deki yüreklerde daha fazla hissedildi. İnsanlığın ortak sevinci bizde de hayli yankı buldu. “Şili”deki maden kazası, Zonguldak’taki grizu patlaması, bizde aynısı olsa 3 günde çıkarırdık” sözleri hâlâ eşlerinin ölü bedenlerini bekleyen aileler açısından acı bir tebessüm yaratıyor.

Tuzla’daki tersanelerde gerçekleşen “iş kazaları”na da benzer kadercilikle yaklaşmıyor muyuz?

Ocaklardaki taşeronluk sistemi, iş güvenliğinden yoksun, ucuz işçilik ve daha fazla üretimi zorlayan ağır koşullar, ölümlü kazalara neden oluyor.

“Şili mucizesi”ni yaratan işçi sınıfını selamlıyoruz.

15 Ekim 2010 / Milliyet