'İhmal' terörüyle işçi kıyımı! - Nihal Kemaloğlu

İş kazalarında Avrupa şampiyonu ve dünya üçüncüsü ülkemizde 'ihmal', çalışanın canına kasteden terörün kod adıdır.

Serbest piyasanın örgütlediği çalışma modellerinde karlılık; iş güvenliğinin 'ihlallerinin' toplamıdır...

Çalışanın hayatını korumak için alınacak her bir önlem 'ek bir maliyettir'.
Yaşamın bütün alanlarını piyasalaştırılmasının sonucu 'en ucuz hayat' da günlük 15-25 TL biçilmiş işçinin hayatıdır.

Hayatlar ölümcül ipotek altına alınmadan işe alınmak mevzu bahis değildir.

Yeni kapitalizmin derebeylerine emanet işçilerin hayatları, 'toplu halde' toprağa gömülüyor.

Bursa Kemalpaşa'da Bükköy Maden İşletmesi'nde 220 metre derinlikte 2650 santigrat sıcaklık vererek oluşan grizu patlamasında 19 işçi can verdi.

Çalışma Bakanlığı geçen mayıs ayında yaptığı denetimde antigrizu ölçüm cihazının 'olmadığını' tespit etmesine rağmen eksiklerin tamamlanması için aralık ayına kadar süre vermiş.

'Eksiklik' 19 işçinin yanarak ölmesiyle tamamlanınca yani şimdi altı ay süreyle işletmeyi kapatmış.

İşletme sahibi çoktan sırra kadem basmış.

Ve maden ocağında, kurtarma ve tahliye ekibi olmadığı da kazadan sonra çıktı.
Peki bu ihmaller silsilesi nerede başlıyordu ve nereye kadar uzanıyordu, bunun cevabı verilebilinecek mi?..

Özelleştirilmelerle birlikte işçinin can güvenliği ve emeği piyasanın insafsızlığına kayıtsız şartsız terk edildi.

Artık 'İş', emekçi için bir terör kaynağı olurken varlığını yutan ekonomik düzen besilendi.
Günümüz Türkiye'sinin çalışma şartları, 150 yıl öncesinin İngiltere'sinde bile vaki değildir.

Ancak sömürge bir ülkenin yerlilerine reva görülebilecek iş koşullarının kurbanlarını bir kez daha 'kanıksanmış' sahnelerle geçiştiriyoruz.
Tersaneler, maden ocakları, taşeron sistemler, işçi kanıyla işletilen zalim şiddet merkezleri.

Üzerlerine düşen kapaklar, kapıldıkları gerilim hatları, maden galerilerindeki patlamalar, bir sistem kıyımı değil de münferit ihmaller olarak gösterilir.
Neoliberal düzen, işsizlik tehdidiyle geçici istihdama razı edebildiği emeği, ölüm çukurlarına atılıp üstünü acemice kapatıyor.

En küçük ihmalin ölüm olduğu maden ocakları hızla özelleştirilip, denetimsiz ve güvencesiz halde hırslı işverenlere devredildi.
İlkel işletme mantığının kısa zamanda karlılık beklentisi ise maden ocakları için facialara davet olacaktı.
Yerin yüzlerce metre altında günde 8-10 saat çalışan işçinin 'emniyetini' soran çıkmıyordu.

Düşük ücret, daha uzun vardiyalar, sosyal güvencesiz çalışma ve sendikasızlaştırma, iş terörünün temel koşullarıydı. Bükköy Maden İşletmesi'nin sahibinin üç şirketinde çalışan 400 işçinin 2001 yılında sendika örgütlenmesi üzerine 228 kişiyi işten attığı, işçilerin kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesi için açtığı davayı kazanmalarına rağmen bugüne dek ödeme yapmadığı da ortaya çıktı.

Ayrıca işçilerin SSK prim ve ödemelerini eksik gösterdiği, işletmelerinde bulundurması gereken hekim ve önlemlerin de sadece evraklarda yer aldığı anlaşıldı...

Aynı işverenin 2000 yılında Kayaaltı linyit ocağındaki patlamada 7 işçi hayatını kaybetti.

Neoliberalizmin feodal ağaları için en ucuz yatırım olan 'işçi'nin yeri daha da ucuza doldurabilinirken insani ve ahlaki sorumluluk duymadan işletmelerinin değerlerini katlamakla meşgullerdi.

Ne de olsa devletin sormadığı, unuttuğu kesimin adı 'emekti'..

15 Aralık 2009 / Akşam