Domuz gribine taşeron kurban - Nihal Kemaloğlu

Kazanma ve ahlakın ters yönleri, işaret ettiği kapitalist sistemin insana verdiği zarar ölümcüldür.

Neoliberalizmin, endüstriyel hayvan çiftliklerinde ürettiği 'domuz gribi virüsünün' kurbanları da bağışıklık sistemi zayıf, iyi beslenemeyen, güvencesiz iş koşullarında çalışanlar oluyor.

Yerküreye parazit organizma gibi yapışmış neoliberalizm, çalışma koşullarından ölüm nedeni virüse kadar hayatın bütününe hükmediyor.
Domuz gribinin ilk kurbanı, hastanede çalışan taşeron sağlık işçisi 29 yaşındaki bir genç oldu.

Atatürk Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde taşeron şirkete bağlı olarak çalışan temizlik işçisi Mustafa Güneş zatürree teşhisiyle üç gündür hastanede yatıyordu.

Cumartesi günü de solunum yetmezliğinden hayatını kaybetti.

Mustafa Güneş'in domuz gribi olduğu ölümünden sonra tespit edildi.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) yaptığı yazılı açıklamada, Mustafa Güneş'in tanısının 23 Ekim 2009'da Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Sağlık

Bakanlığı tarafından bilinirken, bu bilginin hastane yönetimine ve çalışanlarına bildirilmediğini belirtti.

Yani Mustafa Güneş'in bakımını yapan çalışanlar ve yattığı servisteki kronik akciğer hastaları için de gerekli önlemler alınmamıştı...

Ayrıca bu hasta ile yakın temasta bulunan çalışanlara koruyucu önlem olarak gönderilen ilacın son kullanma tarihi Temmuz 2009'da bitmişti.

Domuz gribi; dev neoliberal sistemin bütün sektörleriyle hem suçlu hem de karlı çıkacakları bir küresel salgın.

Bu virüsün bio-genetik olarak üretilmesindeki sorumluluğun, endüstriyel hayvan fabrikalarındaki verimlilik hırsı olduğu biliniyor.

Hastalığa karşı önerilen aşı ve ilaç üretimini yapan küresel tekellerinin siparişlerini misliyle artırdığı da biliniyor

Medyanın da panik havasını azdırıp, zihin bulandırıcı haberleriyle tiraj ve rating aldığını da...

Bu 'küresel hastalık' ile neoliberalizmin organik 'neden ve sonuç ilişkisi' görmezden gelinerek karlılık örgütleniyor.

Ve yine neoliberal dönüşümün dümdüz ettiği sağlık sisteminin ucuz kiralık işçilerinin domuz gribinin ilk kurbanı olması da rastlantı değil.

İyi beslenemeyen, bağışıklık sistemi zayıflamış, hastalıklara açık ve önlem alınmayan çalışma koşulları kaderin iradesine bağlanamıyor.

Sağlık gibi tecrübe, eğitim ve birikim gerektiren dramatik hizmet alınan alanlarda kiralık işçi kullanımı büyük risk içeriyor.

Kiralık işçilerin sağlığının korunması ve hastalıkla ilgili bilgilendirilmeleri ise onların temel insani hakları.

İstanbul Tabip Odası yaptığı açıklamada çocuk, yaşlı ve yoksulların risk grubu olduğunu söylemişti.

Yani aşı parası olmayanlar da tehdit altındalar mı?

Yoksa küresel salgının ölümleri de taşeronlarca mı kiralanıyor?

Ya da 'yoksulsan öl' demek mi?

27 Ekim 2009 / Akşam