Esneklik ve işçi sağlığı, iş güvenliği - Tevfik Güneş

Kapitalist sistemin gelmiş olduğu bu tarihsel aşama çoğunlukla küreselleşme adı verilerek anılmaktadır. Her ne kadar küreselleşme adı global düzeyde yaşanan tarihsel-toplumsal ve ekonomik dönüşüm süreçlerine dair bir kavramsallaştırma olsa da kapitalist sistemin temel özelliklerinin değiştiğini söyleyebilmek mümkün görünmemektedir.

Yaşanan gelişmeler ışığında değerlendirildiğinde, kapitalist sistemin içine girdiği krizden çıkmak ve yeniden üretimin devamlılığı esasında, bütün dünya ölçeğinde kendi üretim sistemini, ona karakterini veren birikim ve rekabetin koşulladığı bir çerçevede, yaygın bir değişikliğe uğrattığı artık bilinen bir gerçek olarak yaşanmakta ve tartışılmaktadır.

“Küreselleşme hayaleti” bütün dünyada çalışanların ve yoksulların üzerine bir kabus gibi çökmüştür. Öyle ki, ILO’nun küresel İstihdam Eğilimleri raporunda işsiz sayısı 189.9 milyon olarak tespit edilirken, dünyada her on kişiden 5’nin “kırılgan” olarak ifade edilen-ya ailelerinin işlerine yardım eden ya da herhangi bir koruma kapsamında yer almama riski büyük, kendi hesabına çalışanlar ya da gelişmekte olan ülkeler söz konusu olduğunda, büyük olasılıkla kayıtdışı sektörde çalışanlar- işlerde istihdam edilmesi gerçeğidir. 2007 yılında istihdam kapsamında tahmini 3 milyar kişinin olduğu belirtilen raporda rakamlara bakıldığında “insana yakışır” iş açığının çok büyük olduğu görülmektedir.(1)

buradan hareketle, “yapılan işlerde yoksulluk, düşük kazanç, tehlikeli çalışma koşulları, ve sağlık sigortasından yoksunluk gibi riskler” artarak devam ederken; yine ILO tahminlerine göre 487 milyon çalışan kendilerini ve ailelerini günde 1 dolarlık ücretin üzerine taşıyacak durumda değildir ve 1.3 milyar çalışanda günde 2 dolarla belirlenen sınırın altında kalmaktadır.(2)

Kapitalizmin temel dinamikleri rekabet ve kardır. Bu iki dinamik birbiriyle ayrılmaz bir biçimde hareket edip gelişmenin itici gücünü oluştururken aynı zamanda toplumsal olarak pek çok temel önemde problemin de açığa çıkmasına neden olmaktadır. Bunları kısaca ifade etmek gerekirse, yoğun sömürü, düşük ücretler, yoksulluk ve kalıcı işsizliktir.

Piyasa koşullarında rekabet edebilmek için üretim maliyetlerini en aza indirmek ve karı maksimize etmek olmazsa olmaz koşuldur. Bilim ve teknolojideki gelişmeler bu politikanın uygulanmasına olanak sağlar. Birikimin mantığı, “sermayeyi sürekli olarak üretim sürecini yenilemeye iter.”Çünkü, “kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda emek üretkenliğini artırarak kapitalist rekabette daha güçlü konuma geçmeye çalışır.”(3)

Bu çerçevede, sermaye bütün dünyada çok yoğun bir şekilde sosyal devlet uygulamalarına ve sendikal örgütlenmelere saldırmıştır. Çünkü, bölüşüm ilişkilerini düzenleyen ve sömürüyü sınırlandıran bu mekanizmalar onun vahşi sömürü ve birikim süreçlerinin önünde engel teşkil etmektedirler.

İzleyen dönemde sermaye üretim sürecinde emek denetim mekanizmalarında kökten değişikliklere giderek yeni tür iş organizasyonu yaratmıştır. Esnek üretim, yalın üretimde denilen bu yeni organizasyon biçimi, maliyetlerin düşürülmesi ve karın maksimize edilmesi için israfın önlenmesi, zamanın tam olarak kullanılması uygulamalarını kural olarak yerleştirip çalışanları yeni bir tahakküm biçimi altına sokarken, iş yoğunluğu ve çalışma süreleri artırılıp boş zaman olgusu ya da emeğin kendisini yeniden üretme zamanı giderek kısaltılmıştır.

İşsizlik, düşük ücret, iş güvencesizliği, uzun çalışma saatleri, çalışma sürelerinin düzensizliği, iş yoğunluğu vb. gibi çalışmanın en kötü biçimlerini gözler önüne süren bu üretim biçimi, uluslar arası standartların tariflediği gibi ,çalışanların fiziksel, zihinsel ve sosyal refahlarının mümkün olan en yüksek düzeye çıkarılmasını ve orada tutulmasını,sağlık sorunlarının önlenmesini ve sağlığa zararlı risklerden korunmasını dönük hiçbir önleme önem vermez. Kendisinde içkin olan kuralsızlaştırma özelliği var olanı da ortadan kaldırmanın yolların arar. İşin insana insanın işe uygunluğu hedefi kabul edilebilir değildir.

Bu nedenle, yukarda verilen ILO’nun dünya ölçeğindeki istihdam ve yoksulluk rakamlarına yılda 270 milyon iş kazası, 160 milyon meslek hastalığı vakası ve 2 milyona yakın ölüm rakamları da eklendiğinde küresel kapitalizmin esnek üretim yapısının yarattığı tahribat, gelişmenin ve refahın bedeli olarak bizlere yutturulmaya çalışılmaktadır. Kapitalizmin sömürgen özü hiçbir biçimde değişmediği gibi, daha da saldırganlaşmıştır.

buradan hareketle, görüldüğü gibi, iş sağlığı ve güvenliği çalışanların sadece işletmelerde her aşamadaki faaliyetlerini kapsamamakta, ama aynı zamanda bütün yaşamını ve toplumsal çevresini ilgilendiren bir konuya dönüşmektedir.

Bu bağlamda,

İşsizliğin yarattığı etki
İşsizlik olgusu çalışanlar üzerinde değişik sağlık sorunlarının oluşmasına yol açar. Esnek üretim ve teknolojinin kapitalist üretim ilişkilerinde işsizliğin artışına neden olduğu ve “gelecek korkusu” yarattığı bilinmektedir. “Stres, anksiyete , kalp damar sistemi hastalıkları gibi bir dizi hastalığa neden olur”(4)İşçi işisizlikle tehdit ve terbiye edilir. Fabrika dışında çürümeye terk ettiği ve çalışana ibretlik olarak gösterdiği işsiz insanlarda dahil bütün insanlığın sağlığını bozmaktadır.(5)

İş yoğunluğunun ve uzun çalışma süresinin yarattığı etki
İş yoğunluğunun artırılması ve çalışma süresinin uzatılması çalışanın en başta bedeninin aşırı derecede yıpranmasına neden olur. Aşırı yorgunluk, stres,dikkatsizlik,hatalı üretim,iş kazası,aile ve diğer ilişkilerinde kopukluk vb. gibi fiziksel, zihinsel ve çevresel etkileri gelecekte geri dönülemez hasarlar yaratabilir.

Düşük ücretin yarattığı etki
Düşük ücretle çalışma, yapısı gereği çalışanların ve ailelerinin yaşam koşullarını olumsuz yönde etkileyecektir. Beslenme, barınma, sağlık ve eğitim gibi temel gereksinimlerini uygun bir biçimde giderme söz konusu olamayacak ve sağlıklarında değişik olumsuzluklar yaşanabilecektir. Yoksunluk ve yoksulluk koşullarında daha fazla ücret alabilmek için çalışanlar, iş yoğunluğunu ve uzun çalışma saatlerini kabul etmeleri daha kolay olacaktır. Bu durum, çalışanlar açısından gerek işletme içi ve gerekse de işletme dışı sorunların gelişmesine ve yerleşmesinin önünü açacaktır.

Düşük maliyetle çalışmanın yarattığı etki(KKD yokluğu yada yetersizliği)
Kapitalistler küreselleşme çağında rekabet ve birikim uğruna, işletmelerde gerçekleştirilmesi gerekli olan iş sağlığı ve güvenliği stratejisi, politika uygulamaları ve bu çerçevede yapılan işlere uygun temin edilmesi bir zorunluluk olan kişisel koruyucu donanımları çoğu zaman maliyetleri yükselttiği gerekçesiyle göz ardı etmektedirler ya da koruma özellikleri olmayan ya da çok yetersiz donanımlarla üretim sürecinin devamını sağlamak azmi içindedirler.Bu parametrelerin yokluğunda ve/veya yetersizliğinde meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıkları gerek çalışanlar gerekse aileleri ve toplumsal çevreleri, gerekse işveren ve gerekse de ekonomik kalkınma açısından ciddi tahribat yaratmaktadır.


Sonuç
Metal sektörü, yapısı gereği, oldukça yaygın bir alt sektörler grubunu kendi içinde barındırmaktadır ve ülkemizde motor sektör olma özelliği ile bilinmektedir. Yoğun bir rekabetin yaşandığı ve esnek çalışma biçimlerinin yaygın olarak kullanıldığı bu sektör, Demir-çelik, döküm, ham çelik, çelik boru, ferro alaşımlar, demir-dışı metaller olarak alüminyum ve bakır olmak üzere ana metal sanayi; tüketici elektroniği, Telekom cihazları, askeri elektronik, compenantlar, diğer profesyonel ve endüstriyel cihazlar, bilgisayar cihazları ve elektrikli makine üretimi elektrik ve elektronik sanayi; makine ve beyaz eşya üretimi, makine ve beyaz eşya sanayi; ve son olarak da otomobil ve traktör üretimi de otomobil ve traktör sanayi gibi geniş bir alanı kapsamaktadır.

Yine yapısı gereği, içerdiği riskler nedeniyle temel özellikler arz eden, bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetim gerektiren ağır ve tehlikeli sektörlerin başında gelmektedir.

Çalışma Bakanlığı 2007 Ocak istatistiklerine göre, 489’ u kamu, 60.909’ u özel olmak üzere toplam 61.398 işletme mevcut olup; kamu işletmelerinde 16.979, özel işletmelerde de 634.287 kişi çalışmaktadır. Ülkemiz metal sektöründe alt sektörlerin üretim yapısı küçük ve orta ölçekli işletmelerde üretilen ürünün özelliğine göre emek-yoğun niteliği ağır basmaktadır. Bu özelliklere sahip işletmelerde iş kazaları ve meslek hastalıklarıyla karşılaşma olasılığı hem kendi içinde sermaye-yoğun, hem büyük işletmelerde ve hem de diğer iş kollarına oranla daha yüksek durumdadır.

2006 SSK İstatistiklerine bakıldığında 79.027 iş kazası , 574 Meslek Hastalığı Vakası yaşanmış ve 1601 kişi yaşamını yitirmiştir.(6) Genel olarak metal sektöründe özel olarak da alt sektörleriyle bakıldığında toplam iş kazasının 25.336’ sı bu sektörde gerçekleşmiştir. %34.7 gibi bir oranla metal sektörü iş kazalarında başı çekmekte ve %6 lık bir oranla da ölümlü iş kazalarında 3. sırada yer almaktadır. (7)

Sendikamızın MESS Grup Toplu İş Sözleşmesi için masaya oturduğu bu önemli süreçte toplu sözleşmelerin içeriğine sağlık ve güvenlik alanından da müdahil olma çabası içine girmek sendikal örgütlenme açısından elzem bir konudur. Metal sektöründe ana firmalar dışında bakıldığında orta- küçük ölçekli işletmelerde çalışma ortamı , çalışma koşulları ve iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları oldukça sorunlu bir durumdadır. Esnek üretim, performans vb. gibi kavramlar ve uygulamalar etrafında yaratmaya çalıştıkları acımasız çalışma koşullarına karşı, sömürünün sınırlandırılması ve bizlere yakışan sağlıklı ve güvenli iş için taleplerimizi dile getirerek ve ısrarla arkasında durarak cevap verebilme imkanlarını yaratmalı ve kalıcı hale getirmeliyiz.


Kaynakça:
1)ILO Ankara Bürosu,2008 Küresel İstihdam Eğilimleri Raporu üzerine Basın Açıklaması
2) ILO Ankara Bürosu,2008 Küresel İstihdam Eğilimleri Raporu üzerine Basın Açıklaması
3)GamzeYücesan Özdemir,Ali Özdemir, Sermayenin Adaleti , sayfa :39
4)TTB,MSG Dergisi sayı. 28
5)TTB,MSG Dergisi sayı.24
6)SSK 2006 İstatistikleri
7)SSK 2006 İstatistikleri

*Birleşik Metal İş İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı

Birleşik Metal İşçileri Sendikası Gazetesi 189. sayısında yayınlanmıştır / Ekim 2008