Tuzla Kriterleri- Şükran Soner

Medyanın sorumsuzluğundan söz edilemeyecek ender örneklerden biri; Tuzla iş cinayetlerinde habercilik boyutu öylesine öne çıkıyor ki.. Televizyon ve gazeteler görmemezlikten hiç gelemediler. Dahası fikri takip dediğimiz gazeteciliğin de, cinayetlerin ardı arkasının kesilmemesi, göreceli önlem alındığı süreçte daha büyük, daha vahim boyutlarda kaza adı altında iş cinayetlerinin işlenmesi olgusu karşısında, hakkı ile yerine getirildiğini söyleyebiliriz...

Tuzla çalışanlarının yaşam hakları, kayıtlı ekonomide, yasal düzen içinde çalıştırılmaları, sendikal örgütlenmeleri için yıllardır direnen DİSK ve Limter-İş’in kamuoyu oluşturma çabalarını da unutmayalım. Doğrusu piyasa düzeninin emrinde ve güdümünde medyanın, insan hakları, demokrasi, çalışma hakları, sosyal devlet kriterlerinin olmazsa olmaz ayağı, işçilerin yasalar içinde çalıştırılma, sendikalaşma haklarına aldırdıkları, saygılı olduklarını söyleme şansımız yok. Tuzla iş cinayetleri öylesine vahşi bir 18. yüzyıl kölelik düzeninin yansıması ki. medya çağında, gelişmiş gazetecilik koşullarında olup bitenler görmemezlikten gelinemiyor...

Bir gün bir işçinin başına kopan vinç düşüyor, ertesi gün bir diğer işçi yüksekten yere çakılıyor. İster istemez, kayıt dışı, taşeron marifetiyle, mafya raconunda, ölümüne çalıştırma, Çalışma Bakanlığı, Başbakan Erdoğan’ın devreye girmelerini, bir şeyler yapılmak zorunda kalınmasını gündeme getiriyor. İş cinayetleri için soruşturma açılma zorunluluğu, işveren örgütleri öncülüğünde iş cinayetlerine karşı önlem alma zorunluluğu, Başbakan Erdoğan’ın başrolde görünmesi gereken toplantılar gündeme geliyor... İşçilerin kendi yaşamları için duyarsız olduklarına ilişkin ayrıntıda kalan suçlamaları saymazsak, tersane işçilerini ölümcül kazalar, cinayetlere karşı eğitecek seminerlerin görüntülü reklamları yapılıyor...

***
O da ne? İş cinayetinin daniskası yeni kazalar, iş cinayetleri yaşanıyor. Cankurtaran denemesinde, su görmemiş, yüzme bilmeyen, yasadışı taşeron elinde çalıştırılan işçiler zorlanarak, ölümüne sokuldukları araçların denenmesi tatbikatında ölüyorlar ve bu ölüm televizyon görüntülerine yansıyor. Medya çok haklı “Çalışma Bakanı istifa etmeli” diye haykırırken, iş cinayetinin sorumlu patronu, “Canlı, insan olmadan deneme yapılmaz, bu işin kuralı bu” diyebilecek rahatlık ve tıynetsizlikte, açıklama yapabiliyor.

Çünkü AKP iktidarına, Başbakan Erdoğan’a uzanan bir halkada, geçerli Tuzla kriterlerinden güvenli... Yoksa siz hâlâ numaralı cumhuriyetçilerle birlikte, AKP iktidarının AB kriterlerine bağlı olduğu yutturmamasında, emperyal çıkarlar hizmetinde, bilinçle uygulanan, giderek yaygınlaşan Tuzla kriterlerini yok sayanlar, görmemezlikten gelenlerden misiniz?

***
Çok eskide değil, gazetecilik ömrümün içinde geçerli olmuş, 1961 Anayasası, 1963 sendikal yasaları, demokrasi düzeninde, sendikaların var oldukları dönemlerde, ağırlıklı kamuda, anlamlı üretim, ihracat yapan büyük tersanelerimiz vardı. Meslek okulu çıkışlı, sendikalı ağırlıklı, toplu pazarlık düzeninde çalıştırılan işçiler hem adam gibi çalışır, yaşar, hem de iş cinayetlerinde ölmezlerdi. 12 Eylül, Özalizm bu insan haklarına, Kopenhag düzenine, AB kriterlerine yaraşır örgütlenme, yasal çalıştırma düzenini yıktı. Tuzla’da mafya patronajında, kayıt, kural dışı, yüzyıllar öncesini çağrıştıran kölelik düzeninde işçi çalıştırılarak, emek sömürüsü üzerinden, vurguncu tersanecilik gelişti.

Tuzla kriterlerinde en büyük tersaneler 5 dönüm üzerinde yerleşmişken, yine çok yasal, çok kayıtlı üretim koşullarında sayılmasa da, örneğin Ereğli’de en küçükleri 100 dönüm üzerinde kurulmuş tersanelerde, her gün iş cinayeti yaşanmıyor. Tuzla’nın mafyoz patronajı AKP ile siyaseten iç içe. İnanmıyorsanız, savcılar harekete geçsin, AKP’ye verilmiş, verilmekte olan parasal destekleri bir incelesinler. Zaten sıcak ilişkiler, Tuzla patronajı kökenli AKP milletvekilleri ile sabit. Yetmedi, AKP liderliğinin çocuklarının ortak, gemi sahibi olma öykülerinden ne haber?

İşin içine tarikat kankası ilişkileri ile, sendikacılık yapmadan işçiyi satan sözde sendika liderlerini, suç ortaklıklarını katın. Tümden kuralsız, kölelik düzeninde çalıştırılan, artık sınıf bilinçleri yerlerde, tarikat bağları yukarılarda, en önemlisi de evine ekmek götüreme korkusunda canını umursamayan işçiyi ekleyin. İşçinin Tuzla’dan atılma korkusu, Tuzla mafyoz kriterlerinde öylesine baskındı ki, işçilerin çoğunluğu kendi canları için yapılan grev eylemine bile katılamadılar, korktular...

Yasal haklar için yıllardır direnen sendikalar, meslek örgütleri dışlanarak AKP siyasi liderleri ile Tuzla işverenlerinin medya şovları Tuzla’da iş cinayetlerini durdurabilir mi ? Bu gerçekler tablosunda Tuzla cinayetlerinde birinci elden sorumluları sıralar mısınız?

21 Ağustos 2008 / Radikal