16 Haziran grevi işçi sınıfımızın ve ezilenlerin yolunu aydınlatıyor -Limter-İş

“16 Haziran grevimiz fiili bir hak alma grevidir. Bu grevi klasik grev pratiklerine uyarlamak, sınıf ezberini tersane gerçekliğine dayatmak havza grevinden hiç bir şey anlamamaktır. Grev alanında işçi katılımının görece azlığından hareketle 'işçisiz grev', 'grev değil eylem' gibi ucuz ve hasmane söylemler üretmek, düşmanlıktan değilse aymazlıktandır.”

Toplantıda bir işçi arkadaşın “16 Haziran özgün bir grevdir, tersanelerde hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.” Sözü, 16 Haziran grevimizi anlatan ve anlamlı kılan en özlü değerlendirmedir. Grev mücadelesi emekle, onurla, iradeyle kazanıldı. Öğreticiliğiyle, deneyimiyle, açığa çıkardığı enerjiyle, kazanımlarıyla, yarattığı dayanışma gücüyle tersane işçilerinin ve işçi sınıfının mücadelesinde saygın bir yer edindi.

Sendikamız Limter-İş 16 yıldır tersane işçilerinin yaşam hakkını savunmak ve kölece çalışma koşullarını değiştirebilmek için dişe diş mücadele yürütüyor. İğneyle kuyu kazarak, azimle bu günlere geldik. Bu mücadelede kararlılığımızdan ve tersane işçisinin haklarını ve onurunu savunmaktan hiç taviz vermedik. Sendikamızın mücadele çizgisine yön veren her zaman tersane işçilerinin ve işçi sınıfının çıkarları oldu. Bu bizim varlık nedenimizdir ve her türlü çıkarın üzerindedir. Bu nedenle yöneticilerimiz, üyelerimiz tersane patronlarının, polisin ve mahkemelerin hedefi oldu; defalarca saldırıya uğradı, yaralandı, tutuklandı. Bugün, 16 Haziran grevimizin ardından çok daha güçlü ve kararlı olarak yolumuza devam ediyoruz.

Fiili ve meşru mücadelemizde haklılığımızdan, tersane işçisine olan inancımızdan güç aldık. İşçi sınıfının ve sınıf dostlarımızın dayanışmamasına güvendik. Asla taviz vermedik, sınıf kardeşlerimizin üreten ve yaratan gücüne inandık. Tersanelerde yaşanan uzun soluklu mücadele ve 16 Haziran grevimiz bu inancımızın karşılığıdır.

16 Haziran grevimiz, tersane işçilerinin mücadelesinde çok önemli bir aşamadır, kazanımdır. Bu kazanım sendikamızın, tersane işçilerinin ve dayanışma içinde olan dostlarımızın kazanımıdır. Kazanmamızda şu veya bu düzeyde katkısı olan herkesi selamlıyoruz. Başta grevimize omuz veren, üretimi durduran kardeşlerimiz olmak üzere bütün tersane işçilerini selamlıyoruz. Greve hazırlık süreci boyunca sempatilerini bizden eksik etmeyen, çağrılarımızın ulaşmasına yardımcı olan evlerini ve işyerlerini açan, manevi desteğiyle bizlere moral ve güç veren havzamızın emekçi halkını selamlıyoruz. Toplumun vicdanını temsil eden, sesimizi soluğumuzu ülkenin dört bir yanına ulaştıran, eylem ve açıklamalarıyla destek olan, grev halayımıza omuz veren, bir ay boyunca kalbi bizlerle atan sınıf kardeşlerimizi ve dostlarımızı, aydın, yazar, akademisyen, öğrenci, memur, basın emekçisini, Türk, Kürt, Laz, Arap, Çerkez bütün milliyetlerden halkımızı ve sınıftan yana bütün dostlarımızı selamlıyoruz.

Grevimiz bitti, fakat daha kat edecek çok yolumuz var. Bu bir sınıf mücadelesidir. Bizler emekle sermaye arasındaki çelişkilerin en keskin olarak yaşandığı tersaneler havzasında sınıf mücadelesi yürütüyoruz. Tersane işçilerinin haklarını savunuyoruz. Bu zorlu ve onurlu bir mücadeledir, sabır ve kararlılık gerektiren bir mücadeledir. 16 Haziran grevimiz 27–28 Şubat grevimizin açtığı yolda ve kazanımları üzerinde şekillendi; sorunlarımızın çözümünü güçlü bir şekilde tersane patronlarına ve hükümete dayattı. Artık hiç kimse sorunlarımızın çözümünden kaçamaz, tersane işçilerini oyalayamaz. Artık hiç kimse sendikamız Limter-İş'i görmezden gelerek “çözüm” üretemez. Başbakanın Tuzla'yla ilgili yaptığı toplantı grevimizin yarattığı basınçtan bağımsız düşünülemez. TOBB'un girişimiyle yapılan ve bizim de katılarak düşüncelerimizi açıkladığımız toplantı grevimizin bir kazanımıdır. Daha düne kadar sendikamızı görmezden gelen, tersane işçilerinin ölümlerine seyirci kalanlar, bugün sendikamızla görüşmek ve çözüm arayışlarına girmek zorunda kalıyorlar. Grevden günler önce, provakatif ve saldırgan ithamlarla tersane patronlarını işbirlikçi Dok Gemi İş'le birlikte eylem yaptıran grev mücadelemizin yarattığı korkudur. Grevden bir kaç gün önce sermaye örgütlerini uzlaşma arayışlarına sevk eden de grev mücadelemizdir. Bütün bunlar yalnız bir güne değil, bir aya yayılan grev mücadelemizin kazanımlarıdır.

Grev mücadelemiz, etrafında ördüğü dayanışma hareketiyle birlikte daha grev öncesinden kazanılmıştır. 'Tuzla sadece Tuzla değildir' tespitimiz ülkenin dört bir yanında yankısını buldu. Tersane işçileri ve grev mücadelemiz yarattığı muazzam enerjiyle bütün toplumun dikkatini Tuzla'ya odakladı. Yeni bir sınıf hareketinin, yeni tipte bir toplumsal hareketin mücadeleci ruhu olduk.

16 Haziran grevimiz fiili bir hak alma grevidir. Bu grevi klasik grev pratiklerine uyarlamak, sınıf ezberini tersane gerçekliğine dayatmak havza grevinden hiç bir şey anlamamaktır. Grev alanında işçi katılımının görece azlığından hareketle 'işçisiz grev', 'grev değil eylem' gibi ucuz ve hasmane söylemler üretmek, düşmanlıktan değilse aymazlıktandır. Grevimize vicdan sahibi bir aydın kadar bile katkısı olmayanların, söylem ve eylemleriyle gericilik ürettiklerini hatırlatmak isteriz. Bir ay boyunca grevin başarısızlığı için ‘tanrıya’ yalvaran, varlık koşullarını grevin başarısızlığında gören, beyin hücreleri tavsiyecilikle zehirlenmiş olanlardan ne işçi sınıfımızın ne sınıf dostlarımızın ne de ezilenlerin mücadele ve kazanım namına öğreneceği hiçbir şey yoktur.

Enerjisini grev mücadelesini kazanmaya değilde, bilinç bulandırmaya, grev irade ve inisiyatifini zayıflatmaya harcayanlar, niye patronlarla yarışırcasına sendikamıza saldırdıklarını kendilerine sormalıdırlar.

Keza grev eylem alanındaki varlığını yalnızca kendi reklamını yapmakla anlamlandıranların eleştirilerinden öğrenecek bir şey bulunmamaktadır. Tersane işçilerinin örgütsüzlüğünü, sınıf bilincinin zayıflığını kendisine yoldaş edinenlerin tersane işçilerinin mücadelesine katabilecekleri ne olabilir?

Elbette sözümüz grevimizin ve sendikamızın eksikliklerinin tartışılmasına değildir. Bu eleştiriler bizi güçlendirir. Sendika olarak kendi eksikliklerimizden de öğrenerek, sınıf adına daha iyisini yapmaya çalışarak ilerliyoruz. Bugün olduğu gibi, bundan sonra da hatalarımız, eksikliklerimiz olacaktır.

Fakat bu grevin işçilerin örgütsüz ve dağınık, sınıf bilincinin geri, esnek ve geçici işçiliğin, hemşerilik ilişkilerinin yaygın olduğu bir havzada yapıldığı unutulmamalıdır. Bu grevin yeni palazlanan sermaye patronlarının ve arkaladıkları hükümetin dizginsiz saldırganlığı altında yapıldığı göz ardı edilemez. Bu grevin havza düzeyinde fiili bir hak alma grevi olduğun üzerinden atlanamaz.

Bu ülkede her zaman fiili grevler yaşanmıyor. Sendikamız ve tersane işçileri yeni tipte öncü sendikacılığın, yeni bir mücadele pratiğinin kararlı adımlarını atıyor. Sendikamızın da, grevimizin de gücü buradan geliyor. Sınıf hareketinin somut seyrine ve ihtiyaçlarına, gelişim sancılarına fildişi kulelerinden ve kitap sayfalarından bakanlar bu gerçekliğe dokunamazlar.

İşçi kardeşlerimiz %60'ı aşan oranlarda üretimi durdurdular, üretimden gelen güçlerini kullandılar. Birçok tersanede üretim ya tamamen, ya da büyük oranda durdu. Tersane işçisi bütün zorluklarına rağmen grevi sahiplendi. Bu grevimizin başarısıdır ve her türlü tartışmanın üstündedir. İşçilerin grev eylem alanına daha az katılmış olması elbette bir eksikliktir. Fakat bu işçilerin grevi sahiplendiği ve bunun fiili bir hak alma grevi olduğu gerçeğini değiştirmez. Dayanışma için gelenlerin, tersane işçilerinden sayıca fazlalığı da işçilerin grevi sahiplenmediği anlamına gelmiyor. Bu başka bir sorundur ve ayrıca üzerinde durulmalıdır. Grev eylem alanına bin değilde, üç- beş bin tersane işçisi gelseydi kimse grev tartışması yapmayacaktı. Üç-beş bin işçide nihayetinde tersane işçilerinin tamamı değildir.

Yalnızca eylem alanından bakılarak grevimizin başarısı ölçülemez. Her şey bir tarafa bu grev daha grev öncesinden kazanılmıştır. 27–28 Şubat grevimiz nasıl ki kazanmanın yolunu açtıysa, 16 Haziran grevimiz ise, sorunun çözümünü ertelenemez biçimde dayatmış, gündemleştirmiştir. Bugün masa başında da, kurulan her platformda da tartışılan grevimizin talepleri ve gündemleştirdiği sorunlardır. Grev sendikamızın meşruiyetini ve etki gücünü güçlendirerek sorunun herkesin kabul etmek zorunda kaldığı tarafı haline getirmiştir.

Grev meydanında patronların ve hükümetin iki yakasından tuttuğumuzu söylemiştik. Şimdi grevimizin kazanımıyla çalışma koşullarının değiştirilmesi ve yaşam hakkımız için yakalarını bırakmayacağız. Kazanımlarımızı somut değişikliklere dönüştürmeden ve sendikamızı bütün tersanelerde örgütlemeden geri durmayacağız.

Şimdi önümüzde yeni bir mücadele sürecini örmek bulunuyor. Bu mücadelede en az grev mücadelesi kadar zorludur. Duraksamaksızın bu yeni dönemin gereklerine göre konumlanmalıyız. Kazanımlarımızı somutlayıp pekiştirecek, eylem alanında olduğu gibi görüşme masalarında da taleplerimizin peşini kovalayan bir doğrultuda ilerlemeliyiz. Grev mücadelesi sendikamızın örgütlenmesininde önünü açmıştır. Bunun gücüyle çalışmalarımızı yoğunlaştırarak, sendikamızı bütün tersanelerde örgütlemeliyiz. Tersane işçileri ve sendikamız elbette yine grev, fiili grev mücadelelerine girişmek zorunda kalacaktır. Fakat bugün tek tek mevzi mücadelesi yürüten bir hattan ilerlemeliyiz. Yeni dönemi tanımlayan unsur mevzi mücadelesi olacaktır. Bütün tersanelerde sendikamızın örgütlenmesi, her bir tersanede yaşanan sorunlar ve ihtiyaçlar mevzi mücadelemizin konusu olacaktır. Taleplerimizin, görüşmelerde ve yapılan düzenlemelerin karşılığının her bir tersanede pratikte uygulanmasın kavgasını vereceğiz. Biliyoruz ki tersane patronları kuralsızlığa dayalı yüksek karlarından taviz vermeye kolayca yaklaşmayacaklardır. Bu yüzden her bir talebin her mevzide kavgasını verip, çözümünü dayatacağız.

Yıllardır yürüttüğümüz mücadeleden ve 16 Haziran grevimizden aldığımız güçle bu mücadeleyi de başarıyla yürütme azim ve kararlılığındayız. Birleşerek, örgütlenerek kazanacağımıza inancımız tamdır.

Buzu Kırdık Çıtayı Yükselttik Yola Devam!
Yaşasın 16 Haziran Grevimiz!

23 Haziran 2008