Sendikanın giremediği tersaneye ölüm girer-Aziz Çelik

Tuzla Tersaneleri’nde ölüm kol gezerken, 500 metre ötedeki Pendik Tersanesinde 1998’den bu yana ölümlü iş kazası yaşanmamış. Bu kadar yakın olan Tuzla ve Pendik tersaneleri arasında aslında devasa bir fark var: Pendik’te sendika var Tuzla’da yok. Pendik Tersanesi’nde Harb-İş Sendikası örgütlü. Tersaneler bir zamanlar Haliç’teydi; Camialtı, Haliç ve Taşkızak gibi. Haliç tersanelerinde iş cinayetleri kol gezmezdi, tersaneler tabutluk olarak bilinmezdi. Çünkü bu tersanelerde sendika vardı, toplusözleşme vardı. Sonra zaman değişti; tersaneler Tuzla’ya taşındı, kamu tersaneleri özelleşti. Tuzla bir tersane cenneti ve bir işçi cehennemi hâline geldi.

Tuzla, kuralsız, esnek, güvencesiz, sendikasız ve toplusözleşmesiz çalışmanın adıdır. Tuzla kendi kendine işleyen, kural tanımayan, dizginlerinden boşalmış piyasanın ta kendisidir. Tuzla, insan hayatının rekabete feda edildiği çalışma kampının adıdır. Türkiye’nin çalışma koşullarının aynası, piyasacılığın karanlık yüzüdür: “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” ve bırakınız ölsünler! Nasılsa, kapıda işsizler ordusu var. Nasılsa, herkes üç dört çocuk yapınca bu ordu daha da büyüyecek!

Sendikanın, toplusözleşmenin hatta yasaların giremediği tersanelere tabutlar girmektedir. Kimse teknik tedbirlerden, yer darlığından, işçinin eğitimsizliğinden ve mukadderattan söz etmesin. Sendikanın giremediği tersanelere ölüm girer. Asıl mesele o pahalı, ihtişamlı gemileri ucuza, daha ucuza imal etmek, siparişleri yetiştirmektir. Bu yüzden Tuzla bir alt işveren (taşeron) cenneti, işçi cehennemi haline gelmiştir.

İş sağlığı güvenliğini, işçi ölümlerini bir teknik emniyet sorununa, eğitim sorununa, sipariş yoğunluğuna, yer sorununa indirgemek aymazlıkların en büyüğüdür. Neden sendikalı işyerlerinde iş kazaları yok mertebesine inmişken; sendikasız işyerleri bir tabutluk haline geliyor? Lafı dolandırmaya gerek yok: Sendika, sermayeyi dizginler. Sendika yaptırım gücüne sahiptir. Sendika yasaları uygulatır, toplusözleşme yoluyla yeni yasalar koyar. Sendikanın girdiği işyerine ölüm kolay kolay giremez. Ama ne çare sendikaya giren işçi de tersaneye giremez. Kimse sendikanın yasal bir hak olduğundan söz etmesin. Piyasa yasayı döver!

Sendika kapatan, Taksim’i kapatan, grev yasaklayan AKP hükümeti Tuzla’daki cinayetleri seyretmektedir. Sermayedara destek için istihdam paketleri çıkaran, suç işleyip sigorta primlerini yatırmayan işverenleri bir çırpıda affeden AKP, iş cinayetleri karşısında suskun. Dahası, iş cinayetlerinin en büyük nedeni olan kuralsız taşeron düzenini önlemek bir yana İstihdam Paketi ile işverenlerin sağlık ve güvenlik yükümlülüklerinin taşeronlara devredilmesine olanak tanımaktadır. Çünkü sağlık ve güvenlik harcamaları işçilik maliyeti olarak görülmektedir.

AKP hükümetinin Tuzla konusundaki suskunluğu tesadüf değil. Tuzla, muhafazakârlığın karanlık yüzüdür. Hükümetin, Bakanlığın eli kolu bağlı cinayetleri seyretmesi, “ölümler sürecek” demesi tesadüf değil. Malum; sermayedar sosyal hak sevmez, sendika sevmez. Muhafazakâr sermayedar, muhafazakâr politikacı ise hiç sevmez; ayakların baş olmasından haz etmez.

İşte bu yüzden Tuzla, Türkiye’de siyasetin nirengi noktasıdır. Soru ve tercih nettir. Piyasanın ihtiyaçları mı toplumun ihtiyaçları mı esas alınacak? Tuzla cinayetleri, bu soruya “piyasa” yanıtını veren sağ, muhafazakâr, yeni-liberal siyasetin vardığı yerdir.

22 Mayıs 2008 / Birgün