Tuzla Tersaneleri’nde “Dış Mihraklı Provokasyon”!-Türkel Minibaş

Kimin aklına gelirdi ki, gün gelecek devletimizin Sanayi Bakanı sanayinin dış güçler tarafından engellenebileceğini söyleyecek! Bu amaçla iş kazaları yaratıldığını ima edecek!

Ama Türkiye, 80’li yılların darbeci siyasetçilerinin rahlei tedrisinden geçmiş bir toplum. Dolayısıyla, “dış mihraklı” ya da “ucu dışarda” tanımlamalarını kullananların ne demek istediğini çok iyi bilmekte.

Bu nedenledir ki… Tuzla tersanelerindeki iş kazaları sonucu yaşamlarını kaybedenlerin “dış mihrakların” oyununa gelip kendilerini yüksekten atacaklarını, elektriğe çarptırabileceklerini hiç düşünmedi.

Aslında, Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan’ın Tuzla tersanelerindeki ölümleri “tersanecilik sektöründe dünyanın 8. büyük, mega yat üretiminde de üçüncü durumda olmamızı engellemek için” yapılmış provokasyon olarak nitelemesini cinayet ihbarı olarak nitelendirmek de mümkün. Gözdağı olarak algılamak da!

Zira, Bakan Çağlayan sıradan bir siyasetçi değil! Sosyal güvenlik reformunun AKP iktidarına açacağı sorunları iyi bilen sanayicilerden. Özellikle de bu sözleri Tuzla tersanesinin kapatılacağı, tersanelerin kıyı boyuna dağıtılarak kayıt dışı üretimin yaygınlaştırılacağı, tersane işçilerinin sendikasızlaştırılacağı haberleri uçuşurken söylemiş olması gözdağı olasılığını arttırmakta.

Yani? Tuzla’daki kazaların sorumluluğu ne olduğu belirsiz dış mihraklara atılamayacağı gibi… İşçilerin baret, emniyet kemeri gibi koruyucu donanımları kullanmayı reddettikleri ya da dikkatsizliklerinden de kaynaklandığı gibi nedenlerle geçiştirilemeyecek kadar ağır!

Geçen pazartesi günkü Göz ucuyla’da sözünü ettiğim “Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki Çalışma Koşulları ve Önlenebilir Seri İş Kazaları Hakkında Rapor”u (*) okuduysanız kazaların:

• esnek üretim: yasal çalışma sürelerinin üstünde çalışılması,

• kayıtdışılık: sigortasız ve geçici işçi çalıştırılması

• sermaye kesiminin iş güvenliği ve işçi sağlığına yönelik harcamaları kâr maksimizasyonunun önündeki tehditler olarak görmesi

olmak üzere üç temel nedene dayandığını fark etmişsinizdir.

Yani? Gemi inşa sektöründe kâr maksimizasyonu emek maliyetlerini aşağı çekerek sağlanmakta… Bunun için de mesleki beceri düzeyine bakılmaksızın istihdam edilen işçiler çalışma saatlerinin üstünde ve sigortasız çalıştırılarak verimlilik arttırılmaktadır. Şimdi gelin de tersanecilik sektöründe ilk 8’de yer almakla gururlanın, mümkün mü?

Kaldı ki, 8’inciliğin esnek üretim biçiminin yanı sıra sektörü sürekli besleyen devlet teşvikleriyle sağlandığını da unutmamak lazım! Büyük yatırımların finansmanı hâlâ Bülent Ulusu ve Turgut Özal zamanında verilmeye başlanan gemi inşa sanayi teşvik (GİSAT) fonlarından karşılanmakta. Girdi kullanımında ise, ithalata bağımlı çalışıldığından sektörün katma değer yaratma özelliği de az!

Gemi inşa sanayiciliğinde taşeronluğun bu denli yaygın olması da zaten bu nedenle! Taşeron firmaların çoğu, geçmişin işçilerinden oluşan türedi işverenler. Yani, daha önce tersanede çalışan ustabaşı ya da nitelikli işçilere kurdurulan şirketler.

Sektör girdi kullanımında dışa bağımlı olduğundan taşeron firmalar özellikle kurların arttığı yani ithalatın pahalılaştığı dönemlerde sektör için daha da önem kazanmakta. Çalıştırdıkları düşük ücretli, sosyal güvencesiz işçilerle can simidi işlevi yüklenmekteler!

Kısacası… Sektörün kâr paylaşıcıları yani sermaye-taşeron-armatör arasındaki bağlar hem çok karmaşık hem de çok çeşitli.

Bu ilişkiler ağını merak eden raporun hazırlanmasında yer alan araştırmacılardan Nevra Akdemir’in 2004’te Marmara Üniversitesi’nde yapmış olduğu yüksek lisans tezine de bakabilir. Akdemir, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde yaptığı alan çalışmasında bu karmaşık ilişki ağını incelemiş ve

• Ticari sermaye ile bütünleşmeyen üretken sermayenin büyüme şansının olmadığı…

• Sektörün güçlenmesiyle taşeronluk sistemi arasındaki bağlantıyı saptamıştı.

Kısacası, tersaneler bölgesindeki kazalar Sanayi Bakanı’nın dediği gibi “dış mihraklı provokasyonlar” nedeniyle değil, sadece ve sadece sosyal güvenlik sisteminin emek eksenli olmayan adaletsiz yapısından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla sorunun çözümü öncelikle:

• İş güvenliği teknik altyapının oluşturulmasında öncelikli olmalı;

• İş güvenliği yatırımları arttırılmalı;

• Taşeronluk sistemi ortadan kaldırılmadır.

(*) Raporun hazırlanmasında imzası bulunan araştırmacılardan Aslı Odman ve Nevra Akdemir’in isimleri 19 Mayıs 2008 tarihli Göz ucuyla’da hatalı basıldığı için özür dilerim.

turkmini@superonline.com

www.turkelminibas.net

Cumhuriyet / 26 Mayıs 2008