Tersane işçisi ölmeye devam ediyor!..-Özgür Müftüoğlu

Limter-İş Sendikası’nın çağrısı ile TMMOB İstanbul İl Koordinasyonu ve İstanbul Tabip Odası İstanbul İşçi Sağlığı Enstitüsü’nün bir araya gelerek oluşturduğu Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu, bir süredir yürüttüğü çalışmalarını rapor haline getirdi. “Tuzla Tersaneler Bölgesindeki Çalışma Koşulları ve Önlenebilir İş Kazaları Hakkında TUZLA TERSANELER GERÇEĞİ” başlıklı rapor 16 Aralık 2007 günü kamuoyuna açıklandı. Raporda, uzunca bir süredir Tuzla tersanelerinde yaşanmakta olan ölümlü iş kazalarının gerçek nedenlerinin ortaya konulması amaçlanmıştı. Ve bu rapor, son derece önemli gerçekleri tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.

Tersaneler gerçeği raporunda ortaya çıkan gerçekler, sadece Tuzla tersanelerinde yaşananlar değildi. Bu raporla birlikte bunun çok daha ötesindeki gerçekler gözler önüne serildi.

2001 yılından 2007 yılına kadar Türkiye gemi inşa sanayisinin üretim kapasitesi yaklaşık 10 kat artmış, ihracat 2.5 milyar dolara yükselmiş. Artan üretim kapasitesi ile birlikte Türkiye, gemi inşa sanayisinde dünyanın önde gelen ülkelerinden biri haline gelmiş. Gemi inşa sanayisindeki bu büyük “başarı”nın karşılığını patronlar almışlar elbette; kârlar, eşine az rastlanır oranda yükselmiş, bu kârlılığı gören yabancı sermaye de bu alana göz dikmeye başlamış bile. Peki bu büyük başarının ardındaki gerçek neymiş? Gerçek, raporda çırılçıplak gözler önünde; üretimin 10 kat arttığı dönemde iş kazaları nedeniyle ölen işçi sayısı 12 kat artmış. Yani iş kazaları, raporda da ifade edildiği gibi “seri iş cinayetleri”ne dönüşmüş.

Tersaneler gerçeği, sadece yüksek kârların ardındaki gerçeği göstermekle kalmıyor, devletin bu süreçteki durumunu da tüm açıklığıyla gösteriyor. Devlet, Anayasa tarafından “sosyal bir hukuk devleti” olmakla görevlendirilmiş. Çalışma yaşamını düzenlemek, sermayenin karşısında emeğin de haklarını en asgari düzeyde de olsa korumak üzere yasalar çıkartmış, bu yasaları uygulatmak ve denetletmek üzere Çalışma Bakanlığı’nı oluşturmuş, yasaların uygulanmasındaki itilafları çözmek üzere iş mahkemelerini kurmuş. Peki tüm bu kurumsal yapısı ile tersanede işçiler ölürken devlet ne yapmış? Onca işçi ölürken yasalar, müfettişler, mahkemeler ne yapmış? Söyleyelim; yapılan, kocaman bir hiç!.. Devletin tersanede bu seri iş cinayetleri işlenirken yaptığı tek iş; tersanelerde ölümüne sömürüye karşı örgütlenme hakkını kullanmak isteyen, emeğinin karşılığı olan ücreti almaya çalışan işçiyi kolluk güçleriyle baskı altına almak olmuş. Yani, devletin tersanelerdeki varlığı, sadece ölmek istemeyen, insanca çalışmak, yaşamak isteyen işçiyi baskı altına almak için ortaya çıkmış.

Tersanelerde yaşanan gerçekler başka gerçekleri de ortaya çıkartmış. Bunlardan biri Avrupa Birliği gerçeği. Her fırsatta demokrasinin, insan haklarının, sosyal hakların kaynağı olarak gösterilen AB, birçok konuda Türkiye’de yapılanlara müdahale ederken tersanede ölen işçiler ve onlar için mücadele eden sendikacıların cezaevlerine gönderilmesini hiç mi hiç dert edinmemiş. Nasıl edinsin ki, AB konusunda hiç sözü edilmeyen Kopenhag ekonomik kriterleri söylemiyor mu piyasa ekonomisinin gereklerini yap diye? Hem tersanedeki patron, hem de devlet, AB’nin istediklerini yapıyorlar işte. Yani, işçilerin ölümünde AB ve onun dayattığı politikalar var, işçiler aynı zamanda AB için ölüyor. Neden karşı olsun ki buna AB?

Tersanelerde bir başka gerçek daha çıkıyor ortaya: O da sözde işçi sınıfını temsil eden sendikaların gerçeği… Bir sendika tüm olanaksızlıklara, tüm baskılara karşı tersane işçisinin ölümüne sömürüsünü engellemek için onları örgütlemeye çalışıyor. Ama kasaları dolu sendika(cı)lar “sosyal diyalog”, “uzlaşma” deyip bakanlarla, patronlarla otel lobilerinde buluşmanın yollarını arıyor. Tersane işçisine destek vermek akıllarına bile gelmiyor. Gelse de koltuklarını, kasalarını tehlikeye atmak istemiyorlar.

Tersane gerçeği ile birlikte ortaya çıkan bir başka gerçek de Türkiye’de “aydın” geçinen, “demokrat” geçinenlerin gerçeği oluyor. Tersanelerde onca işçi ölürken, ölümler seri cinayet haline dönüşürken kıllarını kıpırdatmıyorlar. Hiçbirinin aklına gelmiyor “HEPİMİZ TERSANE İŞÇİSİYİZ” diye sokaklara çıkmak, akıllarına gelse de işlerine gelmiyor besbelli. Kim bilir belki de AB’nin karşı çıkmadığına karşı çıkmak istemiyorlardır!
Sözün özü: Kârlar artıyor, sermaye birikiyor, ekonomi büyüyor, milliyetçilik yükseliyor, siyasal İslam güçleniyor, sendikacıların genel kurullarda devlet büyüklerini alkışlamaktan elleri şişiyor, Anayasa “sivil”leşiyor, AB’den demokrasi görüntüsü ardından piyasanın tüm gereklerini dayatıyor.
Ama bugün bayram.

Bugünün bayram olması bir şeyi değiştirmiyor: TERSANE İŞÇİSİ ÖLMEYE DEVAM EDİYOR!..

21 Aralık 2007 / Evrensel