Eviçi işçilerin can güvenliği yok

Güneşli bir cumartesi sabahı, dertlerine deva arayan yüzlerce hastanın geldiği bir hastane bahçesinde yaralarını sarmak, kendi dertlerine deva bulmak için örgütlenmeyi ve dayanışmayı seçmiş üç kadın işçiyle buluştuk.

İÜ Çapa Tıp Fakültesi’nin bahçesinde buluştuğumuz Ev-işçileri Örgütlenme Girişimi'nden Gülhan Benli, çalıştığı evde silahlı saldırıya uğrayan Nilgün Oğuz ve Genel-İş Sendikası Konut İşçileri Şube Başkanı Nebile Irmak, Nilgün’ün yaşadığı saldırıyı ve eviçi hizmet kolunun zorluklarını konuştuk.

Bir süredir örgütlenmek üzere çalışmalar yürüten evişçisi kadınlar daha sağlıklı ve insanca çalışma koşulları için verdikleri mücadeleyi dayanışmayla büyütüyor. Temizlik ve bakım hizmetinde çalışan kadın işçilerin çalışmak için girdikleri evlerin içindeki şiddet, onlara da yöneliyor. Bu nedenle talepleri arasında sadece sigorta ve çalıştırma koşulları yer almıyor. Can güvenliği de yer alıyor.

Her şey bir gazete haberiyle başlıyor

Evişçisi kadınları örgütleme girişiminden Gülhan gazetelerden kendisi gibi evişçisi olarak çalışan Nilgün’ün öyküsünü okuyunca onu bulmaya karar veriyor. Bakıcılık yaptığı evde silahlı saldırıya uğrayan ve saldırıya uğradığı sırada sekiz aylık hamile olan Nilgün’e ulaşarak ona maddi, manevi ve hukuki destek sunmaya çalışıyor. Gülhan kuralsız çalıştırmanın oldukça yaygın olduğu ev hizmetlerinde bu yaşanan olayın ilk olmadığını bildiklerini fakat son olmasını umut ettiklerini söylüyor.

Nilgün Oğuz 37 yaşında. Yaklaşık iki yıl önce kocasıyla beraber kendilerine ait işyerini kapatarak Denizli’den İstanbul’a gelmişler. Barınma karşılığı hasta ve yaşlı bir çifte bakıyor. Fakat bir gün bakıcılık yaptığı çiftin bir yakını, akrabalarının kendilerine ait mülklerden birini Oğuz ailesinin üstüne yaptığı şüphesiyle uzun süredir psikolojik olarak taciz ettiği Nilgün’ü silahla yaralıyor. Kurşunlar sekiz aylık hamile olan bebeğe isabet ediyor ve bu da Nilgün'ü bir şekilde koruyor. Saldırı nedeniyle erkenden dünyaya gelen bebek ise halen İ.Ü Çapa Tıp Fakültesi’nde tedavi görüyor. Nilgün bebeğinin vücudunun bir bölümünün alçıda olduğunu anlatıyor. Yaşadığı saldırının yanısıra evsiz kalma sıkıntısının da üstesinden gelmeye çalışıyor.


Sosyal güvencesi olmayan ve hastane masraflarını dahi dayanışmayla karşılayabilen Nilgün’e bebeğinin durumunu sorduğumuzda şunları anlattı:

“Bebeğimin durumu kötü. Bugün 18 gün oldu doğduğu. Hayatımın en kötü 18 gününü yaşadım. Bir anne olarak diyebilirim ki çok zor günler yaşadım. Onu ilk gördüğümde benim çocuğum yaşayamaz diye düşündüm. Vurulduğumuz için prematüre doğdu. Kolu ve bacağı alçıda. Her tarafı yaralı. Ama bugün onun hayata tutunma mücadelesini gördükçe ben her türlü sıkıntımı unutuyorum. Çocuğum doğmadan bana hayat verdi. Çünkü kurşun ona geldi. İlk doğduğunda bebeğim için doktorlar her şeye hazırlıklı olun diye uyardılar.

Şu an sağlık durumu takipte. Risk halen ortadan kalmış değil. Halen tedavi görüyor. Bugün bir kolunun alçısı alındı. Normal biçimde idrarını yapamıyor mesaneden kurşun geçtiği için. Doktorlar bize sabırla beklememiz gerektiğini söylüyor. Her gün, bir adım, küçük de olsa bir adım iyileştiğini görüyorum.”


Nilgün ev içinde çalışmanın zorluklarını; “benim gibi çalışan insanların dayanışma içerisinde olması şart. Benim başıma gelen herkesin başına gelebilir. Duymadığımız görmediğimiz bir sürü olay vardır belki de. Evlerin içinde çalışıyoruz ve herkes orada tek başına bir sürü zorlukla karşılaşıyor” sözleriyle değerlendiriyor.

Can güvenliği için örgütlü mücadele
Evişçisi kadın işçileri kendi sendika şubelerinde örgütlemek üzere çalışmalar yürüten DİSK Genel-İş Sendikası İstanbul Konut İşçileri Şubesi Başkanı Nebile Irmak, ev hizmetlerinde çalışma biçimini kölelik dönemlerindekine benzetiyor. Devletin dahi bu işkolunda sigortasız çalıştırmaya ve sömürüye göz yumduğuna dikkat çekiyor. Irmak, devletin bu sömürü mekanizmasına nasıl göz yumduğunu şöyle aktarıyor:

“Ev hizmetlerinde çalışan kadınlar danışma firmaları vasıtasıyla iş buluyor. Bu şirketler Çalışma Bakanlığı'na bağlı İş-Kur’un denetiminde ve gözetiminde açılan şirketlerdir. Bu firmalar kadın arkadaşlarımıza iş buluyor. Komisyon alıyor ve bu komisyon Çalışma Bakanlığı'na intikal ediyor. Komisyonunu alacaksın. Bunun üzerinden bir aracı kurum komisyon alacak ama sigortasızlığına, tazminatsızlığına ve haklarının olmayışına da göz yumacaksın.”

Nebile Irmak, istihdam dışı bir alan olmasından dolayı çalışılan işyerlerinde resmi sigortalı olma zorunlulukları olmadığına dikkat çekiyor. Bu nedenle bu işkolunda çalışanların tazminat, sigorta, sendika, emeklilik haklarının olmadığını belirtiyor. Örgütlenme girişimi vesilesiyle tanıştığı kadınların bazılarının işyerlerinde gördükleri gayri insani muameleyi bazı örneklerle aktaran Imak, “Yaklaşım biçimi çok kötü. Bu bir profesör de olabilir bilim insanı da olabilir ama evinde çalışan insana insanca yaklaşımdan uzaklar. Hizmetçi parçası, görgüsüz gibi aşağılamalarla karşı karşıya kalıyor çalışan kadınlar. Kadını rencide eden küçük düşüren bir yaklaşım biçimi var. Başka bir yanı daha var bu sorunun. Bu alanda bir çalışan kadın var bir de çalıştıran kadın var. Kadınlar karşı karşıya geliyor. Gerçekten psikolojik yıkımın, sosyal yıkımın, kültürel ve ekonomik yıkımın iç içe yaşandığı bir alan eviçi hizmetler” diyor.

Irmak şu sözlerle Nilgün’ün başına gelenleri değerlendiriyor:
“Bu işkolunda bir de can güvenliği sorunu var. Çok sayıda kadın arkadaşımız çalıştıkları yerde birçok tehlikeyle karşı karşıya. Temizlik yaparken kayıp düşen hayatını kaybeden ya da sakat kalan arkadaşlarımız var. Bir de hasta bakıyor baktığı hastanın bulaşıcı hastalığı yüzünden sağlık güvenliği yok.

Nilgün’de olduğu gibi çalıştığı yerde birisi canına da kastediyor. Gencecik bir anne adayı bu kadar üzücü bir olayda yaşanıyor. Bu alanda çok kötü şeyler yaşanabiliyor. Nilgün’ü biraz daha şanslı görüyorum. Yaşanılanları kamuoyuyla paylaştı. Yaşadıklarını insanların gündemine soktu. Onun yaptığının, yaşadıklarını anlatamayan arkadaşlarımızın önünü açmasını umuyorum.


Irmak, sendika olarak yasalar tarafından sendikal alanın dışında bırakılan bu alana dair örgütlenme faaliyeti yürüttüklerini anlatıyor. Bakanlığın ev hizmetlerini bir işkolu olarak tanımlaması ve bu sektörde çalışanların haklarını tanımasını hedeflediklerini aktarıyor. Nilgün’ün yaşadığı sıkıntıların bu işkolunda bilenen örneklerden birisi olduğunu söyleyen Irmak her gün yüzlerce kadının benzer sorunlarla yüz yüze çalışmak zorunda kaldığına dikkat çekerek emekçilerin can güvenliği için örgütlü mücadelenin şart olduğunu söylüyor.

Nilgün Oğuz’a yardım etmek için
Gülfer Akkaya adına İş Bankası Şube kodu: 1144 Hesap no: 0345313

28 Eylül 2009 / Sendika.Org