Al ihaleyi ver taşerona - Hatice Yurttaş

Şirketlerin geçmişleri örtbas edilmese, ihalelere girebilmeleri için yaptıkları işlerde ölümlü kazalar olup olmadığına bakılsa... İSKİ ihaleleri, Tuzla Tersaneleri, ruhsatsız, denetimsiz, kanunsuz işyerleri söz konusu olan...

Bir aymazlık var ortada. Neredeyse her gün birileri "iş kazası" sonucu ölüyor; işyeri ruhsatsızmış, tüp patlamış, her türlü önlem alınmış ama vinç devrilmiş, işçinin orada ne işi varmış, hay Allah nasıl olmuş gibi bir aymazlık. Ama daha da hayret verici olan, boğaz geçiş hattına, yapımı sırasında Sarayburnu şantiyesinde vinç devrilmesi sonucu hayatını kaybeden harita mühendisinin adının verilmesi. Hayırlı olsun İstanbul, Gülseren Yurttaş adında bir boğaz geçiş hattınız var. Hatta bir de bu mühendis Kadir Topbaş tarafından şehit mertebesine yükseltildi. Bir çarpıklık var ortada. İyi niyetli gibi görünen -iyi niyet her ne demekse- bir davranış; unutmadık, bak adını verdik, anıyoruz gibi. Ama ortada cinayet gibi bir kaza varken, anılacak başka konular yok mu? Kazanın olduğu 27 Eylül'ün hemen ertesi günü Sarayburnu'nda çalışmalar devam ediyordu. Daha sonrasında da şantiyede herhangi bir durdurma, denetleme vb. bir şey olmadı; ne Kutay İnşaat hakkında (ki sahibi Mahmut Kutluay eski bir İSKİ yöneticisi; projeyi de açık ihaleyle değil davetiye usulüyle aldı) ne de Detek hakkında bir inceleme yapılmadı. İSKİ ihaleleri söz konusu edilmedi (beş ölüm; küçük Dilara, zehirlenerek hayatını kaybeden üç işçi, Gülseren Yurttaş). Tuzla tersanelerinin söz konusu edilebilmesi için son sekiz ayda 18 ölüm (18 hayat, gelecek, aile, ne kadar çok acı... Rakamlar ne anlatabilir?) gerekti. Nihayet teftişler, denetimler, çözüm yolları arayışları başladı. Sadece başladı, birkaç gün sonra hâlâ yapılıp yapılmayacağı, sonucun ne olacağı belli değil. Geçen hafta bir gazetede Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in Tuzla tersaneleri hakkında söylediklerini okuyunca şaşırdım. Gerekli önlemleri almak zorundalar, gerekli yaptırımları yapacağız diyor, denetimlerde yapılanların göstermelik olduğunu fark ettiğini söylüyordu. Nihayet Allah'tan gelen kaza mantığı dışına çıkılıyor diye düşünecektim, okuduğum bir haber düşündürtmedi: Mersin'de makine mühendisi Sabahat Aslan'ın görev yeri değiştirilmiş. Bu mühendis akaryakıt istasyonlarının projelerini yeterli güvenlik tedbiri olmadığı için onaylamamış. Aklım karıştı, düşünemedim. Tuzla tersaneleri artık örtbas edilemeyecek boyutta, diğer işyerleri her zamanki merciye havale.

Kutsal olan
Şehit kutsal bir savaşta ölen kişidir, bu ölümün de gönüllü olduğu varsayılır- sadece varsayılır-, zira ölmek isteyen kişi intihar eder, bir başkası para kazansın diye ölmeye kalkmaz ya da en azından Gülseren için insan hayatı paraya feda edilecek kadar değersiz değildi. Kutsallık da başlı başına bir muamma. Şimdi kutsal olan, İSKİ'nin Salacak-Sarayburnu arasında Boğaz geçiş hattı projesini Kutay İnşaat'ın alıp taşeronu Detek Ltd. şirketine vermesi midir? Bu şirket hayrına değil, para kazanmak amacıyla bu ihaleyi alır ve işi teslim eder. Kutsal olan tarafını görmek zor ya da en azından Gülseren için böyle bir kutsallık söz konusu değildi. Ayrıca savaş kısmını da bu "iş kazası" çerçevesine oturtmak zor. Boğaz geçiş hattının yapılması için kimse kimseyle savaşmadı. Bir ev yapmak, yol yapmak gibi bir şey. Daha kaliteli bir yaşam için gerekli şeyler, konfor için, insan için. Aslında bu insan için kısmı biraz eğreti duruyor, bir kısım insan için demek daha doğru olur belki de, bir kısım insanların da bu çalışmalar sırasında ölmesi bu kadar olağan karşılandığına göre... Bir de ardından "hay Allah kaza" tadında açıklamalar. İşte İSKİ'nin cevabı: "Söz konusu kazanın bir iş kazası olması sebebiyle işi feshetme girişimimiz olmamıştır. Kutay İnşaat'ın alt yüklenicisi de ihaleden önce İdaremize bildirilmiş resmi taşeron firmadır. Boğaz Geçiş Hattı inşaatı şantiyesinde kurumumuz gerekli iş güvenliği tedbirlerinin alınmasını sağlamış ve müteahhit firmayı yapılan sözleşme çerçevesinde yazılı ve sözlü olarak ikaz etmiştir. Ancak alınan tedbirlere rağmen yaşanan elim bir kaza sebebiyle Harita Mühendisi Gülseren Yurttaş hayatını kaybetmiştir.
Meydana gelen kazanın ardından Savcılık ve Kurumumuz tarafından soruşturma başlatılmıştır. Kaza ile alakalı savcılık raporunda kazada ihmal bulunmadığı, kazanın tamamen bir iş kazası olduğu tespit edilmiştir".

Vurgulanan bölümlerden (benim tarafımdan) anlaşıldığı üzere, kazaların tedbirsizlik, önlemsizlikle yakından uzaktan bir ilgisi yok. Tedbir de alsan vinçler devrilir, o kadar. Kızıldeniz'in ikiye ayrılması gibi bir şey yani bu. Kutay İnşaat'ın bu projeyi İSKİ'nin belirlediği maliyetin altında alarak kâr edebilmesi, onun da altında bir maliyetle Detek'in bu projeyi yapması, bir vincin devrilmesi, üstüne bir de bu projeye yapımı sırasında hayatını kaybeden harita mühendisinin adının verilmesi bu kadar olağan karşılanamaz.

Gemi yapmak, su içmek için kan akıtmak gerekiyor mu?.. Kurban bayramları yeterli değil mi düzeni sürdürmek için?.. Hem, insan kurban edilmesi, İbrahim peygambere gökten bir koyun inmesiyle sona ermemiş miydi? Yoksa 21. yüzyılın, adına iş kazası denilecek yeni kurban ritüellerine mi ihtiyacı var?
Bu çarpık mantık yerine, ne kadar çok insanın ne kadar aymaz ihmaller sonucu öldüğünü anlamak için, bu "kazaların" olduğu yerlere, mesela siyah bir gül ambleminin koyulması bir şeyleri değiştirebilir. Mesela yolda yürürken, bir işyerinin önünden geçerken, bir binaya girerken siyah gülleri görsek de görmemezlikten gelemesek? Muhtemelen her adım başı göreceğimiz bu siyah güller sayesinde her işi Allah'a havale etmekten kurtulsak? Sonra mesela şirketlerin geçmişleri örtbas edilmese, ihalelere girebilmeleri için, daha öncesinde yaptıkları işlerde ölümlü kazalar olup olmadığına bakılsa? Kızıldeniz ikiye ayrılmadı; İSKİ ihaleleri, Tuzla tersaneleri, ruhsatsız, denetimsiz, kanunsuz işyerleri söz konusu olan... Modern toplumun modern kurban ritüelleri...

Hatice Yurttaş / Avukat 

Radikal / 2 Mart 2008