(1) Bursa'da toplama kampı gibi çadırkent

Bölge illerinden “mevsimlik işçi” olarak çalışmak için Bursa’nın Yenişehir İlçesi’ne gelen işçiler yerleştirildikleri çadırkentte çok ciddi sorunlarla yaşamak zorunda kalıyor. 300 aileden oluşan 2 bin 500 kişinin kaldığı çadırkentte, elektrik ve su bulunmazken, işçilerin çıkardığı kuyu suyuna, tuvalet suyu ve yakın tarlalarda bulunan kimyasal atıkların karışması birçok hastalığı beraberinde getiriyor. Kadınlı erkekli 70 kişinin bir tuvaleti ortak kullandığı çadırkenteki görüntüler toplama kampını aratmıyor.

Diyarbakır, Mardin, Batman, Urfa gibi bölge illerinden mevsimlik işçi olarak çalışmak için her yıl Bursa’nın Yenişehir İlçesi’ne bağlı Çardak Köyü’ne 300 aileden oluşan yaklaşık 2 bin 500 kişi geliyor. Tarlalarda çalışmak için Bursa’ya gelen aileler, Bursa’da ayrımcılığın yanı sıra zor şartlar ile de mücadele etmek zorunda kalıyor. İşçiler, çadırkentte elektrik ve su gibi temel doğal ihtiyaçların olmamasından dolayı zor şartlar altında yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyor. Günde 20 TL yevmiye ile tarlalarda çalışan işçiler, sadece tarlalarda çok sıcak hava ile mücadele etmiyor, aynı zamanda çalışma dışında kaldıkları çadırkentte de çok zor şartlar ile mücadele ediyor. 2 bin 500 kişinin kaldığı çadırlarda, özellikle kadınlar ve çocuklar sabah saat 05.00’da tarlalara gidip yaklaşık 40 derece sıcaklık altında akşam 06.00’a kadar çalışıyor. İşçiler, çadırkentte su olmadığı için sondaj ile yerin yaklaşık 7 ile 20 metre altından su çıkarıyor; ancak çıkardıkları su da hem çamurlu hem de hemen yanı başlarında kurdukları tuvaletlerden sızan su karıştığı için birçok hastalığa da davetiye çıkıyor. İşçilerin kullandığı suya sadece tuvalet suyu da karışmıyor. Çadırkentin hemen yanı başında bulunan tarlalarda gübreleme için kullanılan kimyasal maddeler de karışıyor. Çadırkentte su olmadığı halde çeşmelerin yapılması çadırkent sakinlerinin tepkisine neden olurken, çadırkentteki elektrik sorunu da jenaratörler ile karşılanıyor.

BİR TUVALETİ 70 KİŞİ KULLANIYOR!

Kadınlar kazdıkları yerlere yerleştirdikleri tandırlar ile ekmek pişirmeye çalışırken, çamaşır ve bulaşıklar da sondajlanan kirli sularla yıkanmaya çalışılıyor. Çocuklar ise, yaşanan tüm zor şartlara rağmen gülmeye ve eğlenmeye devam ediyor. Bir tuvaleti kadınlı-erkekli yaklaşık 70 kişinin kullandığı çadırkentte, mutfak ve banyolar ise aynı yerde bulunuyor. Ramazan nedeniyle oruç tutanlar iftarlarını karanlıkta açarken, namaz kılanlar ise, abdestlerini sondajla çıkan kirli su ile almak zorunda kalıyor.

‘ÇOCUKLARIMIZIN HEPSİ HASTA OLDU’

Mardin’in Derik İlçesi’nden 3 ay önce 9 kişilik ailesi ile birlikte Bursa’ya mevsimlik tarım işçisi olarak gelen Recep Cacu (60) ise, ekmek parası için geldiklerini, ancak kimsenin kendilerine sahip çıkmadığını dile getiriyor. Cacu, çok çaresiz kaldıklarını belirterek, aç kalıyoruz, susuz kalıyoruz, çocuklarımızın hepsi hasta oldu. Temiz su olmadığı için bu kirli suyu hem içiyoruz hem bu su ile banyo yapıyoruz hem de abdest alıyoruz. Ne yapalım mecburuz” diyor. Cacu, büyük bir zulüm yaşadıklarını ve yetkililerin seslerini duymalarını istiyor.

‘YETKİLİLER İLGİSİZ’

Konuya ilişkin Yenişehir’de bulunan yetkililerle konuştuklarını dile getiren BDP Bursa İl Başkanı Mehmet Dilek ise, yetkililerin işçilerin sorunlarına duyarsız kaldığını söylüyor. Dilek, çadırkentte yaşanan sorunlara ilişkin BDP’li milletvekilleri üzerinden Meclis’e soru önergesi verdiklerini, Meclis’in önergeye verdiği cevapta, “çadırkentteki bütün sorunların çözüldüğünü, bütün altyapı sistemlerinin oluşturulduğunu ifade ettiklerini”; ancak gerçekte öyle bir şeyin olmadığını ifade ediyor. Dilek, 25 Temmuz’da bir kez daha kaymakam ile görüştüklerini ve kaymakamın işçi çavuşları üzerinden çadırlarda yaşayan her aileden 2 bin lira depozito aldıktan sonra elektrik verebileceklerini söylediğini belirtiyor. Ancak iki ay sonra işçilerin sonbaharın gelmesi ile başka bir yere göç edeceğini dile getiren Dilek, kaymakamlığın hangi ara ihale yapacağını ve hangi ara işçilere elektrik vereceğini pek anlayamadıklarını ifade etti. Çadırkentte yaşayanların da Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olduğunu belirten Dilek, çadırkente yaşayanların Kürt olmasından kaynaklı hem yetkililer hem de Yenişehir halkı tarafından dışlandığını belirtiyor. Çadırkente yaşayan insanların çoğunluğunun kirli su nedeniyle hasta olduğunu ve Bursa Tabip Odası’nın da yaptığı araştırmalarda bunu belirttiğini aktaran Dilek, Bursa’daki yetkililerin korkularının çadırkentte yaşayan insanlara elektrik ve su verilmesi ile insanların Bursa’ya yerleşilmesi olduğuna dikkat çekiyor. 

ÇADIR BAŞI 2500 TL

Diyarbakır’dan mevsimlik işçi olarak çalışmak için Bursa’ya gelen İsa Alukmen (55) adlı yurttaş, yaşananlara isyan ediyor. Bursa’ya gelerek perişan olduklarını ifade eden Alukmen, içi çamurlu su bulunan bidonu kaldırarak, “Başbakan ve Cumhurbaşkanı’na sesleniyorum; eğer siz bu suyu içecekseniz ben de içerim. Hepimiz bu su yüzünden hasta olduk. Ben Başbakan’a, Cumhurbaşkanı’na, CHP’ye, Bursa’da bulunan mülki amirlerin hepsine yazı yazdım; ama kimse bize yardımcı olmadı. Bir sokak lambası bile yok. Çocuklarımız geceleri korkuyor dışarı çıkamıyor. Bize diyorlar, ‘size elektrik vereceğiz, ama her çadır başı 2 bin 500 TL para vereceksiniz.’ Ben nereden bulayım o parayı; ama kimsenin umurunda değil. Kürt oldu mu kimsenin umurunda olmuyor. Bize ‘ölün’ diyorlar. Bizim hayvandan farkımız yok, yük hayvanı gibi iş yapanı çalıştırıyorlar, iş yapamaz oldu mu diyorlar sen öl.

Evrensel 

6 ay gurbette 13 saat tarlada...

Bölge illerinden Bursa’ya mevsimlik işçi olarak göç eden Kürtler, 20 liraya 13 saat çalışırken, kadınlar hem tarlada hem çadırda çalışarak bu mesailerini 20 saate çıkarıyor. Erkekler uyuyup dinlenirken, çocuklarını ve çadırın ihtiyaçlarını gidermek için durmadan çalışan kadınlar, sömürünün iki katını yaşıyor.

Mardin, Urfa, Batman, Diyarbakır illerinden, mevsimlik işçi olarak memleketlerinden göç ederek Bursa’nın Yenişehir ilçesine bağlı Çardak köyündeki çadır kente yerleşen 300 aile her yıl artan zor şartlara rağmen buralarda hayatını idame ettirmeye çalışıyor. Bir önceki yıl su verilirken, çadır kentte bu yıl su bile bulunmuyor. mevsimlik işçiler hijyenik olmayan şartlarda, çeşitli hastalık riskleriyle yaşıyorlar.

DÜŞÜK YAPAN ÇOK

Eşleri ya da babalarıyla birlikte binlerce kilometrelik yollardan Bursa’ya mevsimlik işçi olarak gelmek zorunda kalan kadınlar, kurdukları çadırlarda su ve elektrik olmadan ailelerinin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor.

Altyapının olmadığı bir boş arazide kurulan çadırlarda yaşıyor, 40 derece sıcakta 13 saatlerini tarlada çalışarak geçiriyorlar. Tüm bunların üzerine bir de ağır çalışma şartları ve hijyenik olmayan koşullarda kadınların çoğu çocuğunu düşürüyor. Hastaneye uzak kaldıkları için acil durumlarda hastaneye yetiştirilemeyen kadınlar, seyyar sağlık kabinleri kurulmasını ve sağlık ekiplerinin bulunmasını istiyor. Ailelerin 6 aylarını geçirdikleri çadır kentte birçok çiftin de evliliklerine şahit olunuyor. Çadır kentte henüz 15 gün önce evlenen çiftler de bulunuyor.

‘BİR DAHA ÖLSEK GELMEYİZ BURALARA’

Derik’ten gelen Zeynep Deniz de, birkaç metre kareden oluşan küçük çadırda 6 kişilik ailesiyle kalıyor. Deniz, günlerin kısır bir döngü halinde sürekli aynı geçtiğini ve erkekler otururken kadınların ne kadar adaletsizce çalıştırıldıklarını anlattı. Deniz, “Çadırdaki tüm yük kadının üzerinde ve gün boyu tarlada çalışıyoruz. Bir de üstüne gelip yemek, bulaşık, çamaşır yıkıyoruz. Çocuklara bakmak da cabası. Erkekler tarladan gelince oturuyor, biz kadınlar ise hiç durmadan çadırda da çalışmaya devam ediyoruz” diye konuştu. Gün boyu çalışmalarına rağmen 20 liralık yevmiye aldıklarını ifade eden Deniz, “Köylüler emek verdiğimiz tarlalarda bize bir bardak soğuk su vermekten bile acizler. Artık canımıza tek etti. Bir daha ölsek gelmeyiz buralara” dedi.

OMUZLARINDA AĞIR YÜK BULUNAN ÇOCUKLAR

Çadır kentte hastalık riski altında yaşayan çocuklar ise tarlada çalışarak ya da kardeşlerine bakarak günlerini geçiriyor.
Boş buldukları vakitlerde oyun oynamak isteyen çocuklar, dikenler ve cam kırıklarının bulunduğu yerlerde oyun oynamak zorunda kalıyor. Bu yüzden sürekli diken ve cam kırıkları batıyor ayaklarına. Yine de tek zevkleri olan oyundan vazgeçmeyen çocukları en çok üzen ise okullarına gidememeleri. Okullar kapanmadan iki ay önce çadır kente gelen çocuklar bir de okullar açıldıktan iki ay sonra dönüyor. 4 ay okuldan uzak kalan çocuklar, bu koşullarda yaşamak istemediklerini söylüyor.

Evrensel