Makina MO: İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, iş kazaları, iş cinayetleri ve meslek hastalıklarına çözüm getirici nitelikte değildir

Yıllardan beri hazırlıkları yapılan "İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu", 30.06.2012 tarihli Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yasanın kapsamı "kamu ve özel sektöre ait bütün işler ve işyerleri" olarak belirlenmekle birlikte bu kapsam kamu uygulamaları için iki yıl sonraya, küçük işyerleri için bir ve iki yıl sonraya ertelenerek daha baştan sınırlanmıştır.

Oysa Odamızca yayımlanan "İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Raporu"nda belirtildiği üzere, resmi verileri açıklanmış bulunan 2010 yılındaki iş kazalarının yüzde 56‘sı, aktif sigortalıların yüzde 62‘sini, işyerlerinin de yüzde 68‘sini oluşturan, 1-49 arası çalışanı bulunan ve İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimi ile işyeri hekimi, iş güvenliği mühendisi, işyeri hemşiresi veya sağlık memuru istihdam zorunluluğu bulunmayan işyerlerinde gerçekleşmektedir. Yasa hazırlayıcısı ve onaylayıcıları, ne yazık ki daha en baştan, 50‘nin altında çalışanı bulunan işyerlerinde yaşanan iş kazalarının sürmesini göze almıştır. Bu durum iş kazası ve cinayetlerinin süreceğini göstermektedir.

Yasada ayrıca işverenlere "iş sağlığı ve güvenliği uzmanı" olma olanağı tanınmaktadır. Bu durum uluslararası etik kurallara bağlanan mesleki bağımsızlık kuralına aykırıdır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinde kusurlu bir işveren acaba kendini Bakanlığa şikayet edecek midir? V.b. v.b.

Yasada işçi sağlığı ve iş güvenliğine Bakanlıkça sağlanabilecek olan destek "ondan az çalışanı bulunanlardan, çok tehlikeli ve tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri" ile sınırlanmakta ve "ondan az çalışanı bulunanlardan az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinin de faydalanmasına" Bakanlar Kurulunun karar verebileceği belirtilmektedir. Oysa bilinmektedir ki, tehlike sınıfından bağımsız olarak iş kazaları işyeri ölçeği küçüldükçe artmaktadır ve en küçük ölçekli işletmeler ile çalışanlarının tamamı desteğe muhtaçtır.

Yasada işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının mesleki bağımsızlığının nasıl tesis edileceğine, mesleki bağımsızlık ile hekim ve uzmanın ücretinin kim tarafından ödendiği arasındaki ilişki sorununa dair hiçbir şey söylenmemektedir.

Yasada işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarının gerekli önlemleri almayan işvereni Bakanlığa şikayeti sorun savma yaklaşımıyla belirlenmiştir. İşvereni şikayet eden hekim ve uzman veya bu hizmeti dışarıdan belirli bir ücretle sağlayan kuruluşun sözleşmesine işverence son vermesi olasılığına karşı işverene uygulanacak yaptırımlar belirlenmemiştir. Mesleki bağımsızlık ve iş güvencesi koşulları bulunmayışı konunun, azami kâr amaçlı piyasanın insafsız işleyişine terk edilmesi ve meslektaşlarımızın mağduriyeti sonucunu yaratacaktır.

Yasa işveren kesimini kayırmakta, iş güvenliği uzmanlarının içinde bulundukları ağır koşulları gözetmemektedir. Zira iş güvenliği uzmanları ile işyeri hekimlerinin çalışma koşulları ve işyerlerindeki statüleri oldukça zayıf ve korunmasızdır. İş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri işyerlerinde tam süreli olarak çalışamamaktadır. İş güvenliği uzmanlarının işyerlerinde yaptıkları iş, aslında bir danışmanlık hizmetidir. Uzmanların tespitlerinin işyerlerinde mutlaka yerine getirilmesi için bir yaptırım gücü bulunmamaktadır.

Tespitleri ve önerileri yerine getirilmeyen ancak iş kazası ve meslek hastalıklarından sorumlu tutulan iş güvenliği uzmanları ile hekimlerin belgelerini askıya almak mühendislik ve tıp bilimlerini dikkate almamak ve cezalandırmak anlamına gelmektedir.

Yine yasa uyarınca kamu kurum ve kuruluşlarındaki işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarının asli görevlerinin yanında aynı kurum içinde veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevlendirilmeleri, hekim ve uzmanların uzmanlıklarını belirli bir yetkinlikle uygulamalarını ek iş yükü ile ortadan kaldırıcı bir uygulama olacaktır. İş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri böylece "kiralık işçi" durumuna düşürülecektir. Yasa uzman/nitelikli emek gücünü geliştirme yerine var olanı esnek bir biçimde kullanarak uzman hizmetini niteliksizleştirme, yapılacak işlerde eksiklik ve kaosa kapı aralamaktadır.

Yasada çalışanların görüşlerinin alınması ve katılımlarının sağlanmasından söz edilmekte ancak buna yönelik açık ve pratik argümanlar bulunmamaktadır. İşinden olma, güvencesizlik v.b. kaygılar ile çalışma yaşamının emek aleyhine örgütlenmiş olması bu konunun önündeki başlıca engelleri oluşturmakta, yasa bu konuda da zayıf belirlemeler ile geçiştirme yoluna başvurmaktadır.

Yasa "Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi"ni tavsiye ile sınırlamıştır. Oysa tavsiyelerin yeterli olmadığı, fonksiyonel ve yönlendirici kararlar gerektiği bilinmektedir.

Yasanın "İş sağlığı ve güvenliği kurulu" üzerine maddesinde "Elli ve daha fazla çalışanın bulunduğu ve altı aydan fazla süren sürekli işlerin yapıldığı işyerlerinde işveren, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili çalışmalarda bulunmak üzere kurul oluşturur" denilmektedir. Bu durumda 50‘den az çalışanı bulunan ya da yapılacak iş ve çalışan sayısının taşeron yöntemiyle 50‘den az çalışanı gerektirecek biçimde parçalandığı durumlarda İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulu kurulmayacak, kısaca bu kurullar bütün çalışanlar ve bütün işyerleri için geçerli olmayacaktır.

Yasada belirlenen birçok önemli husus ise yasa kapsamına alınmamış ve "Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle düzenlenir" denilerek geçiştirilmiştir. Mevzuat hiyerarşisinde yer alan yasa, tüzük, yönetmelik, genelge, tebliğ zincirinde bu kez tüzük bulunmamaktadır.

Yasa ile İş Yasasının birçok hükmü yürürlükten kaldırılmıştır. Bunlar arasında "Ağır ve Tehlikeli İşler" kavramı ve işyerlerine işletme belgesi alınması zorunluluğu da bulunmaktadır. Bu durum çocukların, gençlerin, kadınların, korumasız olarak çalıştırılması ve işyerlerinin daha az denetimi anlamına gelecektir. Daha az denetlemenin sonucu daha fazla kaza olacaktır. Yasa, bütünlüklü bir işçi sağlığı ve iş güvenliği ulusal politikasından yoksun bir içerikle hazırlanmıştır. Yasa yine tüm çalışanları kapsamamaktadır. Bakanlık yönetmelik düzenleme, para cezası tahsilatı ve birkaç konu dışında işlev üstlenmemiş, anayasal ve mutlaka gerekli olan kamusal denetim görevinden muaf tutulmuş; bütün sorumluluk iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri ve çalışanlara yüklenmiştir. Yasanın ruhu, sermaye kesimini kollamak ve devletin kamusal denetim yükümlülüklerinden uzaklaşmasıyla belirlenmiştir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatını artık sermaye çıkarları ve neo liberal politikalar belirlemektedir.

İş kazaları ve meslek hastalıkları sorunu, sermayenin azami kâr hırsı ve çalışma yaşamına yönelik politikaların emek aleyhine oluşmasından dolayı önemini artırarak sürecektir. Küreselleşme ve neo liberal serbestleştirme, özelleştirme, sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma, esnek istihdam politikaları ile kamu idari yapısı, personel rejimi ve kamusal denetim alanlarında gerçekleşen dönüşüm ve tasfiye sonucu bu alanda sayısız olumsuz gelişme ve olay yaşanacaktır.

Yasanın iş kazaları, iş cinayetleri ve meslek hastalıklarını önleyici bir yönü bulunmamaktadır. Yine de tek dileğimiz, tüzük, yönetmelik v.b. mevzuat çalışmalarında ilgili emek ve meslek kuruluşlarının görüşlerinin dikkate alınması ve tüm çalışanlar için sağlık ve güvenlik politikalarının oluşturulmasıdır.

Ali Ekber ÇAKAR
TMMOB Makina Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu Başkanı