Bu yasa ile Bakanlık anayasal denetim görevinden feragat etmiştir. Oysa bugüne kadar hukuksal metinlerde söz konusu yasadan daha yeterli düzeyde koruyucu hüküm bulunmasına karşın, iş cinayetlerinin artarak devam etmesinin nedeni Bakanlığın denetim ve gözetim sorumluluğunu fiili olarak yerine getirmemesiydi. Bugün ise bu sorumluluktan Bakanlık yasal olarak da arındırılmıştır. Bakanlığın kendi açıklamalarına göre bugün itibariyle kayıtlı 1.400.000‘in üzerinde işyeri ve Bakanlığın denetimle görevli 300 müfettişi vardır. Bugüne kadar fiili olarak feragat ettiği sorumluluktan bugün yasal olarak da kendini arındıran Bakanlık, yalnızca ceza tahsilatı yönünden varlığını korumuştur. Bunun anlamı ise, devletin kaza olan işyerlerinde ancak ceza tahsildarı olarak varlığını gösterecek olmasıdır. Buradan çıkan sonuç, devletin iş kazalarının önlenmesi doğrultusunda bir gözetim ve denetiminin olmayacağı, yaşanacak iş kazası üzerinden gelir elde edeceğidir.

Bu yasa ile Bakanlık denetim görevinden feragat ederken, sorumluğu iş güvenliği uzmanlarına ve işçiye yüklemiştir. Yasaya göre, iş güvenliği uzmanları "ortak iş sağlığı ve güvenliği birimi"nin işçisi olup, işyerlerine bu birimlerce kiralanacaklardır. Yasada hiçbir güvence ve yetki verilmeyen iş güvenliği uzmanları, tıpkı işyerinde çalışan diğer işçiler gibi iş güvencesinden yoksundur. Bu yasada iş güvenliği uzmanları, hem "ortak iş sağlığı ve güvenliği birimi"ne hem de görevlendirildiği işyerinin işverenine karşı sorumludur. Kendi iradesi ve işyerinde çalışanların onayı olmaksızın işyerlerinde görevlendirileceklerdir. Güvencesiz çalışan ve adına iş güvenliği uzmanı denilen ama aslında kiralık bir işçinin, işyerinde koruyucu önlemler alınması için işveren üzerinde kendiliğinden etkili bir güce sahip olması düşünülemez. Bu yasa, çalışanların tehlikeden korunması için önlemlerin alınmasında etkili bir araca sahip değildir. İş güvenliği uzmanları sorumluluk yönünden bir araç haline getirilmiş ve "ihmal" kavramı ile işçiye verilen zarardan sorumlu tutulmuşlardır. Bu yasa ile iş kazasından doğan tazminat yükümlülüğü ve ceza sorumluluğu hak ve yetkiden yoksun mühendis ve mimarlara yüklenmiştir.

Çalışanları temsil eden sendikalar bu yasanın bir bileşeni değildir. Çalışanlar da yasanın isminden anlaşılacağı üzere özne değildir. En kutsal hakların başında gelen yaşama hakkı işçilere seçimlik hak olarak sunulmuştur. Yasa, "ölmek ya da sakat kalmak istemiyorsan işini bırak" diyerek "Kırk katır mı? Kırk satır mı?" misali "çalışma hakkından feragat et" demektedir. İnsan onuruna yaraşır biçimde çalışma hakkının sağlanması devletin en önemli ödevleri arasında yer almasına karşın, devlet bu ödevini de taşeronlaşma ile uzun zamandan bu yana piyasanın insafına terk etmiştir. İnsanlar evine ekmek götürmek için hem sosyal haklar verilmeden hem de güvenliksiz işyerlerinde ölümüne çalışırken, bu insanlara "önlem almayan işverene karşı iş akdini feshetme hakkının olduğunu" söylemek, olsa olsa çalışanlarla alay etmenin yasal ifadesidir.

Bu yasa ile "işçi sağlığı ve güvenli ortamda çalışma hakkı" üzerinden yeni bir sektör yaratılmış ve bu sektörün kölesi olarak da mühendis-mimar ve hekimler belirlenmiştir. Ancak bilinmelidir ki; mühendis ve mimarlar, insan haklarına uygun tarzda ihdas edilmeyen bu yasanın gönüllü aleti ve kölesi olmayacaklardır.

Korkarız ki; önümüzdeki dönem bu alanda çok daha ciddi acıların yaşanacağı ve kayıpların devam edeceği görülecektir.

Yaşanacak iş cinayetlerinin sorumlusu; çalışma alanlarında kaza olmaması, meslek hastalıklarının gelişmemesi için çaba harcayan mühendis, hekim ve teknik elemanlar değil, işverenler ve gerçek sorunu görmezden gelerek bu haliyle yasanın çıkmasını sağlayan hükümet yetkilileri ve Bakanlık bürokratları olacaktır. Bu sorumluların yanında yasayı onaylayan Cumhurbaşkanının da manevi sorumluluğu büyük olacaktır.

Özet olarak, piyasacı bir anlayışla çıkarılan bu yasanın, ülkemizde yaşanan iş cinayetlerini önlemekle uzaktan yakından bir ilgisi bulunmamaktadır.

 

Mehmet Soğancı
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı

" /> TMMOB: İş Sağ, İşveren Selamet! Peki, Ya İşçi? - İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi

TMMOB: İş Sağ, İşveren Selamet! Peki, Ya İşçi?

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı ölümlü kazaların art arda yaşanmasından sonra aceleyle TBMM‘ye sevk edilerek 19 Haziran 2012 gecesinde yasalaştı. Yasa, Cumhurbaşkanının onaylamasını takiben ağır tehlikeli işlerde 1 yıl, az tehlikeli işlerde 2 yıl sonra yürürlüğe girecek.

Yasanın TBMM Genel Kurulu‘na sevki sürecinde gösterilen telaşın uygulamada yerini ertelemeci bir tutuma terk etmesi hükümetin ve yasa koyucunun niyetleri konusunda haklı olarak bir takım kuşkular doğuruyor. Yasa dikkatli bir gözle incelendiğinde soruna "çözüm sunan" değil, "yasak savan" bir anlayışla kaleme alındığı apaçık bir biçimde görülmektedir.

Bu yasanın uygulanma olanağı yoktur. Çünkü bu yasa derli toplu, bütüncül bir ulusal politikaya dayanmamaktadır ve uygulanabilmesi için kurumsal destek ve sistemden yoksundur. Hatta yasa, şu anda uygulanmakta olan mevzuat ve yargı içtihatlarının gerisindedir. Yasadaki kavramlar ete kemiğe büründürülmemiş; Bakanlığın keyfiyeti ile çıkarılacak yönetmeliklere havale edilmiştir.