…… sağlığı - İzzettin Önder

Başlık tuhaf ya da eksik gelebilir. Hayır, bir eksiklik yok başlıkta, ancak noktalı alanlar farklı sözcüklerin geleceğinin işareti olarak kullanılmıştır.

Geçtiğimiz hafta sonunda Ankara’da sağlık meslek birlikleri, meslek dernekleri ve sendikaların oluşturduğu Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Çalışma Grubu tarafından, “Sağlık Personelinin Sağlığı” konulu fevkalade yararlı bir toplantı düzenlenmiştir. Değerli sağlık personelinin çeşitli konularda sunumunu içeren konuşmacıların katıldığı toplantıda bana da “Sağlığa Ekonomik-Politik Yaklaşım” konulu bir sunum alanı verilmişti. Sunumuma sağlığın çok önemli bir kamu hizmeti olduğu ifadesi ile başlayarak, hizmeti iki başlık altında topladım. Halk sağlığı hizmetinin topluma yaygın yarar sağladığı gerekçesiyle gerçek anlamda kamu hizmeti, buna karşın tedavi edici sağlık hizmetlerinin ise yararlanana kullanım değeri çok yüksek yarar sağlama özelliğiyle, bazı bulaşıcı ve dışsallık oluşturan hastalıklar dışında, teknik açıdan özel hizmet niteliğinde olduğunu belirttim. Bu ilk saptamayı gelir dağılımı sorunları havuzuna aktardığımızda korkunç adaletsizlikle karşılaşılacağından, konunun tümü ile kamu hizmeti olarak ele alınmasının yararlı olacağını belirttim. Ne var ki, kapitalist sistemde yüzdüğümüzden ve korkunç bir gelir adaletsizliği ile karşı karşıya bulunduğumuzdan dolayı, hizmetin tümü ile kamu alanı içine alınmasıyla meselenin çözülemeyeceği, bazı sapmalar yaşanacağı, hatta usulsüz ve suç olarak algılanabilecek durumların oluşabileceği açıktır. O nedenle meseleyi kapitalist sistemde sisteme özgü yöntemlerle çözmenin, ancak ana hedef olarak sistem sorununu daimi olarak devrede tutmanın yararlı olacağını belirttim.

Toplantıda ilginç bir sunum yapan Prof. Dr. Cem Terzi, sağlık konusunda önemli çalışmaları olan “Gavin Mooney Anısına” başlıklı ilginç bir sunumla okuyucuları aydınlattı. Mooney sağlığın ekonomi politikası ve örgütlenme biçimi üzerinde çalışmalar yapmış olan önemli bir akademisyendir. Prof. Terzi, Mooney’in Türkçeye tercümesini de yapmış olduğu Halkların Sağlığı kitabı hakkında çok değerli bilgiler sundu. Kitapta ülke örneklerine de yer verilmiştir. Ülkeler sağlıkta sağladıkları başarılar açısından ikiye ayrılmıştır. Verilen örneklerin tasnifinde, başta ABD olmak üzere kapitalist alanda kalan ülkelerde hizmet kalitesinin düşük, buna karşın sosyalist uygulamaların önde olduğu, örneğin Küba’da ise hizmet kalitesinin yüksek olduğu ifade edilmektedir. Çok zengin farklı alanlarda gezinildiği toplantıyı kısa sürede terk etmek durumunda olduğumdan değerli okuyucularıma anlatacaklarım, maalesef, bu kadar.

Yazının başlığını bu kez de “adalet” ile doldurarak, farklı açılardan içimi acıtan konuya, İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde aylardır “destekli” gösteride bulunan emekçi dostlarımın sorunlarına değinmek istiyorum. Adalet Bakanının bu konuda bir açıklama yapması bence zaruridir. Adalet Bakanı, alanı içindeki adalet hizmetlerinden emin ise, lütfen bir şekilde söz konusu emekçi dostlarımızın böylesi günlerini sokaklarda sefil olarak geçirmeyip, sağlıklı adalet yolu ile “kaybedilmiş” haklarını aramalarını salık vermelidir. Aksi halde, ortaya iki kuşkulu durum çıkmaktadır. Birincisi adalet bakanı da hukuk sisteminden kuşku duyuyor olmalı ki, emekçi dostlara hukuk yolundan ziyade sokak yolunu dolaylı şekilde salık vermektedir; ikincisi ise, eğer bu görüş doğru ise Adalet Bakanı binlerce akademisyeni adaletin önüne sürüklerken hiç mi vicdanı sızlamadı, adalet hizmetinin bunca anlamsız maliyete katlanmasını hiç mi düşünmedi!

Başlıktaki noktaları üçüncü sırada da “Dış Politikanın” ifadesi ile doldurmak istiyorum. Nasıl oluyor da biri Okyanus’un ötesinde, diğeri de inanılmaz uzaklarda olan iki ülke Ortadoğu sorunu üzerinde böylesine söz sahibi olabiliyor ve işin ilginci de sözleri bu derece geçerli sayılabiliyor! Bu durum emperyalizmin uzaktan kumandalı yönetiminin hikmeti olsa gerek! Nasıl oluyor da bölgenin çok dışında olan iki devlet Ortadoğu’daki gruplarla ilgili bu denli hassasiyete sahip olabiliyor? Bu sorunun yanıtı petrol, su, İsrail ve nihayet Akdeniz’in sıcak sularına inme politikası olabilir. Ancak, bu yanıt yeterli sayılamaz. Zira bir dış elemanın sert kabuklu dokuyu haiz bir ülkeye ya da bölgeye nüfuzu olanaklı olamaz ya da çok zordur. Hal böyle ise, Ortadoğu devletlerini çevreleyen politik doku dış etmenleri engelleyebilecek kadar sert değil midir, acaba? Buradan, neden Ortadoğu halklarının kendi aralarında sulh ve paylaşım derdini aşmış olarak, emperyalistleri kovucu ve kendi yaşamlarına hakim olucu hayat ve politika benimseyememekteler? İşte bunun yanıtı da politik değil, ekonomiktir. Çünkü bölge halkları kapitalist sistemde umut görürken, sistem dinamiklerinde nasıl ufalandıklarını ve birbirlerini nasıl dışlayıp yabancılaştırdıklarını algılayamamakta ve anlayamamaktalar. Hal bu ki, emperyalistlerin çıkarı bölge halkının birbirini boğazlamasından geçmektedir. Emperyalistler bölge halkını öylesine birbirine düşürür ve sömürür ki, sömürdüklerini kendi yarattıkları cehennemden bu kez de çıkarmada şefkat gösterisine soyunurlar.

Bu ve benzeri konuları bir daha sağlık açısından konuşmayacak şekilde huzura kavuşmayı dilerim!

Evrensel