Memur mu Kamu emekçisi mi? - Erbil Karakoç

Kimi sarı sendikaların yaptığı gibi çözüm; kamu emekçilerinin özellikleri "sendikal mücadeleye" uymuyorsa, o zaman kamu emekçilerini ikinci sınıf bir sendikal mücadeleye layık görmek değildir. Çözüm; sendikal mücadeleye uyumlu özellikleri kamu emekçileri arasında geliştirecek, kolaylaştıracak, kurumları, mekanizmaları, anlayışları "fantezi olarak değil, ihtiyaç olarak" görmekten geçer.

Literatürümüze giren “memur zihniyeti.” “Memur gibi bakma şu işe.” Literatürde yer ettiğine göre bunu değiştirme şansımız yok mudur. Gogolun palto romanındaki Akaki Akakiveç karakteriyle özleştirdiği “memur” tipi evrensel ve sonsuz bir gerçekliğe mi sahiptir? Memur büyük bir çarkın isteksiz, çaresiz, kişiliksiz dişlileri midir? Elbette bizim memur tanımlamamız bunların dışında “kamu emekçisi” olarak geçiyor. Bu tanımlama sebepsiz değildir, memura onurunu ve kimliğini yeniden kazandırmadır. Keza örgütlü olduğumuz sendikamız KESK inde açılımının bu yönde olması tesadüf değil kurucu kadroların bilinçli tercihidir. Yazıyı, Osmanlı tarihinde ve Cumhuriyet tarihinde memurun durumunu anlatarak boğmadan, ülkemiz eğitim sistemi ve onun dinamik ve ilerici unsurlarından kaynaklı “öğretmen hareketlerini bir kenara koyarsak” her iki rejimde de topyekûn kamu hareketinin kayda değer ilerlemesi yoktur. KESK in kuruluş dönemi ve çeşitli iş kollarındaki sendikalaşma faaliyetleri yazının konusu olmadığından dönemin kamu hareketi yazdıklarımın dışındadır. Fakat kısa da olsa şunu belirtmeliyiz; KESK, doksanlı yıllarda “memurun sendikası mı olur bilinçsizliği yerine” tüm memurları kuşatamazsa da küçümsenmeyecek büyüklükte bir kitleyi kamu emekçisi bilincine evriltmeyi başarmıştır. Bu başarı hem Osmanlı hem de Cumhuriyet dönemlerinde kamu emek hareketi lehine ciddi bir atılımdır.

Görünür başlıklarla kısa bir durum tespiti yaptıktan sonra. Tüm bu soruların altına bizim; memurun kim olduğunu ya da kim olmadığını belirleyecek sıfatlar üretmekten ziyade, çağdaş ve akılcı bir kamu yaratmaya yöneleceksek sendikal aktivistler olarak kamu emek hareketine ne vermemiz ve hareketten ne beklememiz gerektiğini yeniden değerlendirmemiz gerekiyor. Her tarafı dikenli tel gibi mevzuatlarla çevrilmiş, inisiyatif almaktan çok uzak, her yaptığının amirleri tarafından yanlış anlaşılacağını düşünen, emir almadan hiçbir işe koyulamayan “memurun” hakkını ararken sendikalı olmasına rağmen, haklı sebeplerden dolayı sendikasını bir güvence olarak görmemesi elbette büyük korkuları ve çelişkileri doğurmaktadır.

Gerçek anlamıyla yaratıcı, kolaylaştırıcı, istekli, dinamik ve üretici kamu emekçisi yaratacağımıza inanmışsak, kamu hareketinin her alanına yepyeni bir yaklaşım getirmek zorundayız. Kimi sarı sendikaların yaptığı gibi çözüm; kamu emekçilerinin özellikleri "sendikal mücadeleye" uymuyorsa, o zaman kamu emekçilerini ikinci sınıf bir sendikal mücadeleye layık görmek değildir. Çözüm; sendikal mücadeleye uyumlu özellikleri kamu emekçileri arasında geliştirecek, kolaylaştıracak, kurumları, mekanizmaları, anlayışları "fantezi olarak değil, ihtiyaç olarak" görmekten geçer.

Beşinci dönem toplu sözleşme sürecinde kamu emekçilerinin yaşadığı hayal kırıklığını giderecek ilerici adımları örgütlerken, kendimizi de örgütlememiz gerekecektir. AKP tarafından kamu emekçilerinin elinden alınmak istenen iş güvencesi olmazsa olmazımızdır, hatta denizin bittiği yerdir. Bir kurumun etkinliği özellikle sendikaların etkinliği temsiliyet gücüne bağlıdır. Beşinci dönem toplu iş sözleşmesinde nitelik bakımından, aslında niteliksizlik örneği olarak “kimin kiminle ne adına ne ölçüde temsil yeteneği taşıdığını beşinci kez gördük.” Çağdaş demokratik bir toplumda tek bir sınıfın üstünlüğü kesinlikle kabul edilemez. Karşıt toplumsal güçlerin eşitliğini sağlaması gereken devlet, yani hakem heyeti ve yetkili sendika kamu emekçilerinden yana herhangi bir inisiyatif kullanmadığı gibi “mevzuatlarla” kamu emekçisini el birliğiyle yoksulluk sınırının hayli altında bir ücrete mahkum etmişlerdir. Sadece ücret sendikacılığında ki böylesi bir başarısızlık bile kamu emekçilerinin yüzünü KESK’e dönmesini gerektirirken , kuşatılmışlık ve belirsizlikler içinde kırık aynanın gösterdiği kadarıyla yetinen anlayış ya da anlayışlar bize sendikal mücadelede yürüyeceğimiz yolu tarif edemez.

Kamu emek hareketini dinamizmine kavuşturacak yol, sınıf ve emek bilincini öne çıkaran gerçek bir sendikal literatürü yeniden yazmaktan geçiyor.