İş cinayetleri ve kazalarına karşı: Yolumuz engel dolu ama çıkmaz değil! - Pınar Abdal

Türkiye’de ne yazık ki kadınların yaşadığı meslek hastalıkları, iş cinayetleri, iş kazaları daha da görünmez durumda. Bunun en büyük nedeni de kadın emeğinin getirildiği yer ve kadın emeğine ilişkin politikalar. Bunu iki noktada değerlendirmek gerekiyor. Zaten toplamda Türkiye’de işçilerin canlarının hiç kıymeti yok, üstüne kadınların hayatının hiçbir değerinin olmaması eklenince çarpan etkisi yaratıyor. Öte yandan kadınların çalıştığı alanlar, kadınların çalışma biçimleri ya da çalıştıkları yerde kadınların konumu da bu durumda çok etkili. Bir devlet politikası olarak kadın emeği giderek daha fazla kayıtdışı hale getiriliyor. Tarım, tekstil, ev işçiliği gibi kadın emeğinin yoğunlaştığı sektörlerde meslek hastalıkları, iş cinayetleri ve iş kazaları daha da görünmez hale geliyor.

KRİZ GÜVENCESİZLİĞİ, GÜVENCESİZLİK ÖLÜMLERİ ARTIRIYOR
Bir yandan da krizin çalışma koşullarını biz kadınlar aleyhine daha da sertleştirdiğini görüyoruz. Kriz dönemleri sermayenin çıkarlarını korumak ve sermayeyi krizden çıkarmak için işvereni koruma politikasının daha belirginleştiği dönemler oluyor. En güvencesiz çalışan kesimler, en çok etkilenenler haline geliyor. Kadınların ağırlıklı olarak cinsiyet rollerinin uzantısı olan işlerde çalıştığını, bir yandan ev ve bakım işlerini üstlendiklerini, çifte mesai yapmak zorunda kaldıklarını, bir yandan da kriz dönemlerinde daha da kötü çalışma koşullarına mahkûm edilen kesimler olduklarını düşündüğümüzde kadınların iş kazaları, iş cinayetleri ve meslek hastalıkları bakımından en fazla risk altında olan kesim olduğunu görüyoruz. Kriz süreçleri aynı zamanda denetimlerin azaldığı, kötü çalışma koşullarına daha çok göz yumulan süreçlerdir. Bu koşulları kadınlar daha sert yaşıyorlar. Çünkü kadınlar geçici, parça başı, part-time, uzaktan çalışma gibi esnek çalışma biçimlerinde daha fazla istihdam ediliyor, bu güvencesiz çalışma kadınlar iş kazaları ve meslek hastalıkları yaşadığında kadınların haklardan yoksun halde bırakılmalarının da bahaneleri haline getiriliyor.

KADINLARI SUSTURMAYA ÇALIŞIYORLAR
Kadınların geçirdiği iş kazaları, meslek hastalıkları ya da yakınlarının geçirdiği iş cinayetleri sonrası kadınlar genelde susturulmaya çalışılıyor, patronlar kadınları baskı altına alıyor. Bunun çok basit bir nedeni var; işverenlerin kadınları işe almasındaki en büyük nedenlerden biri ucuz, güvencesiz ve esnek çalıştırabilmeleri, kadını “uysal emek” olarak görmeleridir. Bu “uysallık”a bir de kadınların örgütsüzlüğü ekleniyor. Kadınların güvencesizliği örgütsüzlüğü de beraberinde getiriyor. Örneğin geçtiğimiz yıl iş cinayetinde yaşamını kaybeden kadınların yüzde 99’u, yani tamamına yakını örgütsüzdü ve yüzde 75’i kayıtdışı çalışıyordu. Bu koşullarda çalışmayı kabul etmiş bir kadının hak arama mücadelesinin bastırılması, kadınların susturulması daha kolay görünüyor patronlara. Ne yazık ki çoğunlukla da başarılı oluyorlar. Ama bunu yırtan, direnç oluşturan kadınlar da var.

YALNIZ KALIRSAK BAŞ EDEMEYİZ!
Aslında Türkiye’de iş cinayetleri, iş kazaları ve meslek hastalıkları davaları bütün eşitsizliklere ve adaletsizliklere, sürecin uzunluğuna rağmen çoğunlukla işçi lehine sonuçlanıyor. Ama; kadınların bu çok yoğun, adaletsiz ve çok zaman isteyen süreçler için ne zamanları ne de ayırabilecekleri maddi imkanları var. Zaten işverenler de çoğunlukla kadınların bu durumlarını fırsata çevirmeye çalışıyor.

Ancak tüm bu saydığımız olumsuzluklara rağmen hak ve adalet ısrarımızı sürdürmemiz gerek. Elbette bireysel hak arama mücadeleleri önemli, ama kadınlar için asıl önemli olan; kadınları görünmez kılan koşulların değişmesi için mücadele etmek. Bedenimizi ve ruhumuzu yaralayan, bizi canımızdan eden çalışma koşullarına “hayır” demek istiyorsak, bu eşitsizlikleri bir bütün olarak ele alıp, kadınları ikinci konuma iten koşullara karşı topyekun mücadele vermeliyiz.

Unutmayalım ki hak arama mücadelesinin yolu örgütlülükten geçer. Hakkını arayamayan, dayanışma oluşturamayan, birlikte duramayan işçiler dağılmaya, baskılanmaya, yalnız kalmaya mahkum oluyorlar. Tüm kadın emekçiler için hak mücadelesinin yolu; nerede, ne koşulda, hangi işte çalışıyor olursa olsun, öncelikle diğer kadın emekçilerle, ve tüm emekçilerle birlikte durabileceği, dayanışabileceği bir örgütlülük yaratabilmelerinden geçiyor. Bunun en önemli şartı da sendikal örgütlenme.

Ekmek ve Gül