Tarafımız Kaptan Carola’nın yanıdır - Ercüment Akdeniz

ALKIŞLAR YÜCEER'E
Bu köşeden daha önce kayıp mülteci çocuklar meselesine dikkat çekmiş ve devleti, elindeki bilgileri açıklamaya çağırmıştık.

Kamuoyunu da “Türkiye'de kaç kayıp mülteci çocuk var?” sorusunu sormaya davet etmiştik.

Geçtiğimiz hafta sevindirici bir gelişme yaşandı ve nihayet kayıp mülteci çocuklar konusu TBMM gündemine geldi.

CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer Türkiye'de yaşayan mülteci çocukların akıbetini İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya sordu.

Göç İdaresi Müdürlüğü de aynı bakanlığa bağlı olduğu için en somut veriler onlarda olmalı. Yüceer'in verdiği soru önergesinde öne çıkan başlıklar şunlardı:

- Türkiye'de kaç milyon mülteci çocuk var?

- Türkiye'ye sığınan ve Türkiye'de kaybolan mülteci çocuk sayısı kaçtır? Uyruklarına göre dağılımı nedir?

- Refakatçisiz çocuk sayısı kaçtır?

- Mülteci çocuklarla ilgili bir politikanız var mı?

Gelecek yanıtları merakla bekliyoruz. Candan hanımı konuyu Meclis gündemine getirdiği için kutluyorum.

Umalım ki bu girişim Meclis'te bulunan diğer partileri de harekete geçirir ve bir sonraki adım kayıp mülteci çocuklarla ilgili bir araştırma komisyonunun kurulması olur.

KAPTAN CAROLA DER SPİEGEL KAPAĞINDA
Akdeniz'de mahsur kalan ya da batmak üzere olan mülteci botlarına, teknelere sivillerin el uzatması yasak!

Kaptan Carola Racette ve arkadaşları bu insanlık dışı yasağı deldikleri için gönüllerde taht kurdular.

Carola ve arkadaşları için İtalya yargı makamları hapis cezası istiyor. Avrupa halklarının cevabı ise sokak gösterileri yaparak Carola'ya destek vermek oldu.

Bu arada Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier de boş durmadı ve yüksek tondan efelenerek İtalya hükümetini eleştirdi.

Ünlü Der Spiegel dergisi de "Captain Europe" (Kaptan Avrupa) sloganıyla Carola'nın resmini kapak yaptı.

Aslında verilmek istenen mesaj Carola şahsında Avrupa'nın vicdanını bir Alman'ın temsil ettiği idi.

Buna kısaca, Almanya'nın günahlarını temize çıkarma operasyonu diyebiliriz.

Çünkü Akdeniz'i ölüm denizine çeviren güvenlikçi politikaların arkasında AB ile birlikte Almanya'nın imzası var.

Frontex gemileri ile mülteci teknelerinin önüne çıkmak da bu politikanın bir parçası. Almanya özel olarak bu stratejinin ve geri kabul anlaşmasının mimarı.

'Kale Avrupa'sını korumak adına 'mülteci yükü'nü perifer ülkelere yıkan da o.

Kaptan Carola ya da başka kahramanlıklar, Alman burjuvazi için sadece perde arkasına gizlenecek birer fırsat figürü.

Bu durumda sormak lazım:

Avrupa'nın vicdanı İtalyan ya da Alman devletleri midir, yoksa denizde mülteci kurtaranlar, göçü yasa dışı ilan edenlere “Asıl siz yasa dışısınız” diyerek sokaklara çıkanlar mı?

Bizim tarafımız elbette Kaptan Carola ve ikincilerin yanıdır.

KARAR GAZETESİNİN MANŞETİ
Irkçı saldırılar sonrasında fatura yine mültecilere çıktı. Haberi Karar'dan okuduk. Buna göre İstanbul Emniyeti harekete geçerek “Suçun niteliğine bakılmaksızın kamu düzeni ve güvenliği ile toplumun huzur ve sükununu bozucu olaylara karışanlar”ın İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edileceğini ilan etmişti.

Haber, gazetenin manşetine şu başlıkla taşındı: “Sorun Böyle Çözülmez”

Gazete önemli bir uyarıyı dile getirmişti. Ama spottaki izahat ve manşette kullanılan fotoğraf, verilmek istenen mesajı tuzla buz etmişti! Zira fotoğrafta, elinde satırla adam kovalayan bir Suriyeli vardı. Görseldeki aksiyon her haliyle mültecileri potansiyel vandallar haline getiriyordu. Gazetenin izahatındaki falso da ‘rehabilitasyon’ ve ‘topluma kazandırma’ kavramlarında saklıydı. Yani mülteciler haklarıyla yaşayan insanlar değil rehabilite edilmesi ve topluma kazandırılması gereken suçlular olarak gösterilmişti.

Ne diyelim? Olmadı Karar gazetesi olmadı.

IRKÇILIK SADECE SURİYELİLERİ Mİ VURUR SANDINIZ?
Yer Manisa Turgutlu.

Mevsimlik tarım işçilerini son derece sağlıksız koşullarda, sigortasız ve üç kuruşa çalıştıran toprak sahipleri yeni bir uygulama başlatmış.

Buna göre çadırlarda yaşayan Suriyeli ve Kürt işçilerin köye girişleri yasaklanmış! Son günlerde yaşanan mültecilere yönelik linç olaylarının, ırkçı yaklaşımların Anadolu köylerine yansıması da böyle oluyor demek ki!

Tıpkı Alman papazın dediği gibi: “Naziler önce komünistleri götürdüler ses çıkarmadım. Sonra Yahudileri götürdüler yine ses çıkarmadım. Sıra bana geldiğinde ses çıkaracak kimse kalmamıştı...”

Irkçılık bir başladı mı yerinde durmaz. Bugün Suriyeliler, Kürtler derken sırada yarın diğer ezilen, ötekileştirilen kesimler olacak. Toplumun bütün işçileri, bütün ezilenleri bu gerçeği görmeli.

Geçen hafta Sinop'ta bir plajın girişine asılan ve Suriyeli mültecileri hedef alan o ırkçı pankartın yarın dönüp kimleri hedef alacağını da iyi düşünelim. Şurasından burasından o pankarta alkış tutan bilumum 'solcu'larımıza özellikle duyurulur.

KANALİZASYON ÇUKURU
Çocuk 6 yaşında, Suriyeli. Ankara Mamak'ta, pazar yerinde birden sır olmuş.

Rögar kapağı olmayan bir çukur görmüş babası. Bağırsa çağırsa ne yazar? Koca pazar onun dilinden anlamaz ki...

Dalgıçlar çıkardığında cansız bedeni, gerçek anlaşılmış: Atık sebze-meyve topluyormuş çocuk kanalizasyon çukuruna düşmeden önce, anne ve babası ile birlikte!

“Suriyeliler bizden iyi yaşıyor” diye nefret denizinde boğulanlar; 6 yaşındaki Salih yaşamıyor artık.

Yoksulluk, ekonomik kriz sizi/bizi vurduğu kadar mültecileri de vuruyor, görün artık.

Öfkenin adresi yanlış, yanlış, yanlış...

PROF. DR. ADNAN GÜMÜŞ'E KULAK VERMELİ
Sosyolog Adnan Gümüş geçtiğimiz hafta Birgün gazetesine röportaj verdi. Çok ama çok önemli hususların altını çizdi.

- Suriyeliler artık kalıcı ama entegrasyon politikamız yok, dedi. Gelenler entegre olmayı kabul etti ama yerliler etmiyor, dedi. Entegrasyonun çift taraflı olması gerektiğini belirten Gümüş, yerleşik toplulukların Suriyelileri kabul etmeme durumunu ‘tersine entegrasyon’ olarak niteledi.

- Suriyeli mültecilerin başlarda alt işlerde çalıştığını ama giderek temel işleri yapar hale geldiğini söyledi. Rekabet ve kutuplaşmanın artacağını söyledi.

- Klasik milliyetçiliğin yerini refah milliyetçiliği alıyor dedi.

- Şimdi olmasa da ileri de savunma refleksinden doğan bir Arap milliyetçiliğine dikkat çekti vs.

Sendikalar, meslek örgütleri, üniversiteler, siyasi partiler bu bilim insanına kulak vermeli. Bir adım daha ileri gideyim; Adnan Gümüş hocamızı sempozyum, çalıştay ya da forumlara davet etmeli.

Kıssadan hisse...

Kör nefret dipsiz kuyuya düşürür.

Bilim, akıl ve vicdan; her karmaşık meselede olduğu gibi mülteciler konusunda da insanlığın feneridir.

Herkese güneşli pazartesiler dilerim.

Evrensel