Linç dalgasına karşı ne yapılabilir? - Ercüment Akdeniz

Geçtiğimiz hafta Küçükçekmece’deydik. Neslihan Karyemez arkadaşımızla birlikte, haber peşinde. Meramımız mültecilerin uğradığı linç olaylarını araştırmak, bu fevkalade vahim hadisenin önüne arkasına bakmaktı.

Gördüğüm kadarı ile İstanbul halkı başta olmak üzere memleket henüz yaşanan dehşetin farkında değil.

Çünkü orada, o vahim gecede...

Dükkanları taşlamakla ölüme sebebiyet vermek arasında yahut evlere saldırmakla bir yangına neden olmak arasında pamuk ipliği kadar mesafe kalmış!

Sahi...

Bilinçli olarak ya da bir “kaza” ile iş ölümlere varsaydı eğer; toplum olarak bunun altından nasıl kalkacaktık?

Almanya’nın Solingen kentinde evleri yakılarak katledilen Türk ailesini düşünün. Ve Solingen’deki iklimin Küçükçekmece’ye yakınlığını.

İşin en kötüsü...

Küçükçekmece olayları (çabucak unutulsa bile) geçmişte kalmadı, kalmayacak. Mülteci düşmanlığı; kulak arkası etmeye devam ettiğimiz sürece, çok daha vahim şiddet dalgalarına yelken açacak. Bizden söylemesi.

***

Kabul...

Mültecilere yönelen nefretin arkasında işsizlik var, yoksulluk var. Emekçilerin işini kaybettiği, kazanımlarını yitirdiği, mültecilerle en dipte yarıştırıldığı vahşi bir sömürü düzeni bu.

Ne gelen mültecilerin ne de geleni karşılayan toplulukların ‘entegrasyona’ hazırlanmış olmaması da sorunu büyüten başka bir neden. Yani hükümetin mülteci politikası (politikasızlığı) nefret patlamasında işin tuzu biberi oldu. Toplumsal kutuplaşma, çarpık algı ve kültürel kodlar da ön yargıyı düşmanlığa dönüştürdü.

Ama böyle olmakla birlikte maruz görülemeyecek bir başka gerçeklik var.

O da şu...

İktidarın ekonomi politikalarına ve yanlış mülteci politikasına duyulan tepki ne kadar haklı ise; mültecileri hedef alan eylemler de bir o kadar haksızdır, yanlıştır ve ırkçı/faşist hareketlerin ağzının suyunu akıtan bir yedek güçtür.

***

Küçükçekmece derslerine bakınca, şu soruyu sormadan edemiyor insan: Mülteci dükkanları taşlanırken nasıl olur da muhafazakarlarla milliyetçiler, Aleviler ile Kürtler, hatta ‘ben solcuyum’, ‘ben sosyal demokratım’ diyenler kendilerini aynı eylemin içinde buldular?

Enteresandır...

Cumartesi gecesi, şurasından ya da burasından linç eylemine dahil olan kimi Alevi gençler üç gün sonra yapılan 2 Temmuz anmasında Sivas’ta linç edilenlere, yakılarak ölenlere gözyaşı döktüler!

Gariptir...

Görüştüğümüz kimi Kürt esnaflar, 90’larda yaşadıkları göçün acı anılarını anlattıkları halde “Bir Kürt ile bir Suriyeli aynı değil, onlar sığınmacı” diyebildiler.

Üzerine çokça tartışma yürütülebilecek, çok yönlü analize muhtaç ciddi bir sosyolojik eğilim bu. Ama en azından şunu söyleyelim: “kurucu unsur” ve “vatandaşlık” bağları ötekileştirilenlerle ötekileştirenleri bütün iç kutuplaşmalara rağmen bir arada tutmayı başarırken; mülteciler bu ulusal aidiyet duygusu karşında kolektif olarak itilen, ötekileştirilen bir halk haline geliyor. Bu durumda onların evrensel değerler çerçevesinde hak talep etmesi, hele hele eşitlikten bahsetmeleri pervasız bir tahammülsüzle karşılaşıyor. Ki, demokratik, ilerici çevrelerin üzerinde bolca düşünmesi gereken bir toplumsal kırılma bu.

Nitekim...

Kadir Has Üniversitesi bünyesinde yapılan ve 4 Temmuz’da açıklanan “Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırmaları” da bu tehlikeli eğilimi doğruluyor.

Buna göre...

“Suriyeli sığınmacılardan memnun değilim” diyenlerin oranı yüzde 67.7 olarak kaydedilmiş. 2016’da bu oran yüzde 57.7 idi. Yani memnuniyetsizlik çıtası tam 10 puan yükselmiş!

Aynı araştırmada “Sığınmacıların yaşam koşulları iyileştirilmeli” diyenlerin oranı ise sadece yüzde 3.6 seviyesinde kalmış! Ki bu oran memnuniyetsizlikle nefret arasındaki makasın neden bu kadar daraldığının da bir kanıtı sayılmalı.

Ve son veri...

“Ülkemizde bulunan Suriyeli sığınmacılardan memnuniyet” grafiğinin parti bazında karşılığı da şöyle zuhur etmiş: AKP tabanında yüzde 59.0, CHP tabanında yüzde 82.6, MHP tabanında yüzde 63.6, HDP tabanında yüzde 71.6 ve İyi Parti tabanında yüzde 61.8 oranında kişi “sığınmacılardan memnun değilim” demiş. Özellikle CHP ve HDP verilerine bir daha bakıp şapkayı masaya koyma zamanı gelmedi mi?

***

Geniş ve uzun vadeli tartışmalar yürütürken (ki bu mutlaka yapılmalı) acil ve kısa vadede yapılacaklar listesini de unutmayalım.

Kritik soru: Mültecileri hedef alan linç dalgası karşısında neler yapılabilir?

Küçükçekmece özelinde yanıtlamaya çalışalım...

Oradaki demokratik kurumlar, sol, sosyalist parti ve örgütler, dernekler “mülteci düşmanlığı”na karşı önceki yıllarda bir basın açıklaması yapmışlar. Röportaj için görüştüğümüz insanlar, bunun şimdi zor olduğunu ve bir saldırı ihtimali ile karşılaşabileceğini söylüyorlar. İşin zorluk derecesi elbette yadsınamaz. Ama yine de kardeşlik adına yapılabilecek çokça şey var.

Örneğin...

- İlçede bulunan sendikalar, partiler, örgütler, yöre dernekleri, cemevi ve diğer inanç kurumları kendi içlerinde üyelerine dönük paneller yapabilirler. Sonrasında bu paneller ortaklaşabilir.

- Bölgedeki kurum ve kuruluşlar, ilçe belediye meclis üyeleri ve muhtarlıkları da çağırarak “düşmanlık değil kardeşlik kazansın” adı altında bir toplantı düzenleyebilirler. (Toplantının adı çok da önemli değil)

- Suriyeli ve diğer mülteci/göçmen toplulukların kanaat önderleri ile buluşmalar organize edilebilir. Giderek ortak açıklamalar ve halk buluşmaları yapılabilir.

- Düğün ve cenazelerde karşılıklı heyet ziyaretleri düşünülebilir.

- Evi taşlanan kadınlar, travma yaşayan mülteci çocuklar evlerinde kadın grupları tarafından ziyaret edilebilir.

- Sendikalar düşük ücrete, kayıt dışı çalıştırmaya, iş cinayetlerine ve rekabete karşı Türkiyeli ve Suriyeli işçilere seslenebilir. Bunun için iki dilli bildiriler dağıtılabilir vs.

Elbette, Küçükçekmece özelinde tartışmaya çalıştığımız mesele bütün bir memleket meselesidir. Çözüme gidecek kanalları açacak olan da her bir mahallede, her bir il ve ilçede halkın ve emekçilerin önde gelenleridir.

Evrensel