Çocuk işçilik ! - Barbaros Tantan

Dünya ve ülkemizde, 12 Haziran Çocuk İşçilik Günü olarak kabullenilmiş ve bu alanda yaşanan sıkıntılara dikkat çekilen bir gün olarak da anılmaktadır.

Tüm bu çabalara rağmen, hem ülkemizde hem de dünyada çocuk işçilik bir türlü önüne geçilemeyen yara olmaktan çıkamamıştır.

Türkiye nüfusunun yüzde 28’ini oluşturan çocukların, 2018’de işgücüne katılım oranı yüzde 21’e yükselmesi de bunun en somut göstergesidir. Hal böyleyken, Türkiye’de çocuk işçiliğin bu denli yaygınlaşması ve geldiği boyutun önemli nedenlerinden biri de devletin bu alana ilişkin diğer politikaları ile birlikte denetimsizlik ve cezasızlık politikasıdır. Ülkemizde, çocuk işçilik en çok, 50 ve daha az işçi çalıştıran tarım ve orman işlerinin yapıldığı yerlerde, ev hizmetlerinde ve 3 kişinin çalıştığı işyerlerindedir. Oysa, bu alanların tümü İş Kanunu’nun kapsamı dışında, dolayısıyla denetlemenin de dışındadır. Bu durum çocuk işçiliğinin temelini oluşturan yerlerin denetim dışı bırakılarak “çocuk emeğinin daha fazla sömürüsüne göz yumma” politikasıdır.

Durum böyle olunca, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi verilerine de yansıdığı üzere, 2013 yılında 59, 2014 yılında 54, 2015 yılında 63, 2016 yılında 56, 2017 yılında 60, 2018 yılında 67 ve 2019 yılının ilk 5 ayında ise en az 26 çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğine tanık olduk. Süreç yıl sonuna kadar artan sayıda tanıklığımızı da getirecek.

TÜİK'in açıkladığı çocuk istatistiklerinde sadece 15-17 yaş grubu çocuklara dair işgücü istatistikleri yer almasına rağmen, “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Yılı” ilan edilen 2018’de çocuk işçi sayısı 7 bin arttı ve Türkiye’de, en çok çocuk iş cinayetinin yaşandığı yıl oldu.

İşsizlik, adaletsiz gelir dağılımı, ekonomik kriz, kayıt dışı ekonomi çocuk işçiliğin daha da artmasına sebep olurken çocuk işçilerin yüzde 41,4’ü “hane halkı gelirine katkıda bulunmak”, yüzde 28,7’si “hane halkının ekonomik faaliyetine yardımcı olmak” amacıyla çalışmak zorundayken, yarısı çalışmak zorunda olduğu için okula devam edemedi.Yılın ilk 5 ayında yaşamını yitiren çocuk işçileri anımsayarak devam edelim. 

Arda Kaan Keskin, İsa Boğa, Ali Soyer, Ferhat Arslan, Burak Türker, Nurullah Karakuş, Emrullah Alptekin, Yakup Çetin, Diyar Bilen, Tevfik Fukra Erikli, Ahmed El Ahmed, Asiye Torun, Ahmet D., Nergiz Kinno, Göksal Çolak, Ömer Demet, Gökhan Özkan, Berivan Karakeçili, Ahmet Çiftçi, Abdul Şükür Türkmen, Hakan Güneş, Yakup Yıldız, Muhammed Emin, Zinnur Tomay, İbrahim Halil Oruç, Ramazan Uysal.

Unutmayalım, unutturmayalım...

TÜİK verilerine yansıyan değerler dikkate alındığında, Türkiye’de çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinin sokakta çalışma, küçük ve orta ölçekli işletmelerde ağır ve tehlikeli işlerde çalışma, aile işleri dışında, ücret karşılığı gezici ve geçici tarım işlerinde çalışma en yaygın alanlar olarak özetlenebil.

Çocuk işçilerin çok geniş bir kesimi hala çocuk emeğinin en kötü biçimlerinden olan tarım sektöründe çalışmaktadır. Tarım sektöründeki çocukların hepsi kayıt dışı. Çocuk ve kadın emeği sömürüsü üzerine kurulu tarım istihdamı artışının yüzde 66’sının ve ücretsiz aile işçilerindeki artışın yüzde 90’ını 6-14 yaş arası çocuklar oluşturmaktadır.

Çocuk işçilik kapsamında istihdam edilenlerin hemen hepsi dengesiz ve yetersiz beslenme ile karşı karşıya. Çünkü çoğu hizmet sektöründe olan ve genel olarak ayakkabı boyacılığı, seyyar satıcılık, araba camı silme, atık toplama gibi işlerde çalışırken, genel olarak kalabalık şehir merkezlerinde tehlikeli ortamlarda bulunuyorlar. Bunun sonucu, öngörülemeyen hastalıklara ve iş kazalarına uğruyorlar. Bu kazalar, çoğunlukla da ‘iş cinayetlerine’ dönüştüğü için, üretim sürecindeki emek sömürüsünü canlı biçimde yaşayan çocuk işçiler, iş yaşamındaki kuralsızlığın tavan yaptığı süreçlerin ardından ağır bedel ödüyorlar.

Bir de mülteci/göçmen çocuklar var ki, sormayın gitsin…

Ülkedeki yaklaşık 5 milyon mülteci/göçmen nüfusunun yarısı çocuktur. Özellikle Suriyeli sığınmacı çocuklar, emek piyasasında daha kötü koşullarda ve düşük ücretlerle çalışmakta ve ayrımcılığa uğramaktadırlar. Özellikle küçük işletmelerde, ucuza ve uzun sürelerle çalışabilecek ve ücret pazarlığına girmeyecek, temel işçi haklarını aramayacak, her türlü çalışma koşulunu kabul edecek mülteci çocukları karın tokluğuna çalıştırılıyorlar. 

Genel durumun bu olduğu ülkemizde çocuk işçilik konusunda daha söylenecek o kadar çok şey var ki, bugüne kadar alınan yolun, halk deyimiyle ‘bir arpa boyu yol’ bile olmadığını söylemek gerek.

Dolayısıyla, çocuk işçiliği önlemek, önlenemiyorsa daha insani koşulları sağlamak ve haklarını eksiksiz karşılamak için önce siyasilere sonra da toplumun her kesimine önemli görevler düşmektedir.Var mısınız ? 

Gebze Haber