Çocukların sahibi kim - Esin Ergenç

12 Haziran Çocuk İşçiliği ile Mücadele Gününde her yerde çocuk işçilere ilişkin haberler verildi. Giderek artan çocuk işçi sayısı ve hepimizi derinden etkileyen işçi çocukların iş kazalarında hayatını ve uzuvlarını kaybetmesi haberleri...

Her yıl bir başka olumsuzlukla mücadele günü ilan edilir oldu. Çocuk varlığıyla yanyana gelmeyecek kelimelerden biri de “işçi.” Bize göre babalar, büyük şehirlerde hem babalar, hem anneler işçi, çocuklar ise sadece çocuk olur. Üretimin hiçbir alanı çocuk bedeni ya da ruhuna uygun değildir. Ancak yoksulluk herkesin yediği ekmeği kazanmasını zorunlu hale getiriyor. Eğitimi daha ilkokulda bırakmak zorunda kalan küçücük bedenler ağır koşullarda çalıştırılıyor ve devletin hiçbir kurumu bu çocukların burada ne işi var demiyor. Haberlerdeki rakamları hepimiz okuyoruz. Ben de Milli Eğitim Bakanı da, Aile, Sosyal Hizmetler ve Çalışma Bakanı da... Benim çocuk işçiliğine ilişkin haberleri okumamla, sorumlu bakanların okuması arasında bir fark olmalı ama yok.

Siz hiç yaşadığınız yerdeki sanayi sitelerine gittiniz mi? Ben içlerinden çok geçerim. Kızımın okulu bir sanayi sitesinin kenarında. Benim kzım ve akranları her sabah okula girerken onlardan yaşça küçük onlarca çocuk da sanayideki işlerinde mesaiye başlıyor. Lastik sökeni de var, zımpara yapanı da. Gazeteciliğe başladığımda çalışma hayatı muhabirliğine verildim. 25 yıldır da çalışma hayatının içindeyim. Sayısız defalar gittiğim bütün sanayi sitelerinde durum aynı. Sokak aralarındaki işyerlerinde de öyle, tekstil atölyelerinde de, tarlada da. Yetişkin insana bile ağır gelen işlerde çocukları görmeyi kanıksar olduk.

İşçi Sağlığı ve iş Güvenliği Meclisi (İSİG) çocuk işçilere dair bir rapor hazırladı. Bu raporda çalışmak zorunda kalan çocuklara dair çarpıcı bilgiler verildi.

Raporda verilen bilgilere göre; çalışan çocukların yüzde 41.4’ü “hane halkı gelirine katkıda bulunmak”, yüzde 28.7’si “hane halkının ekonomik faaliyetine yardımcı olmak” amacıyla çalışmak zorunda olduğunu belirtiyor. Gerçi bana göre ikisi de aynı şey. Demek ki, çocuklar yoksulluk nedeniyle okuldan alınıp işçiliğe veriliyor.

2016 TÜİK verilerine göre; beş çocuktan dördü kayıt dışı çalışıyor. Türkiye genelinde 6-17 yaş grubundaki çocukların haftalık ortalama fiili çalışma süresi 40 saati bulurken, bu süre 15- 17 yaş grubundaki çocuklar için 45.8 saat. Okula devam etmeyen çocuklar içinse haftalık ortalama fiili çalışma süresi 54.3 saat ile Türkiye ortalamasının dahi üstünde.

Çalışma hayatı özellikle de çocukların çalıştırıldıkları işler, insan sağlığına zararlı pek çok kimyasalla temas etmelerine de sebep oluyor. Yetersiz beslenme de bu ağır işçiliğin üstüne eklenince insanlık dışı tablo ortaya çıkıyor.

Yasalar çocuk çalıştırmanın önüne geçmede yetersiz kaldığı gibi, denetim mekanizmalarının da eksikliği çocuk işçiliğini körüklüyor. Merdivenaltı her türlü üretimin ve ayakkabı üretimi yapılan tiner ve boya kokularından nefes almanın mümkün olmadığı atölyelerde çalışan çocuk sayısı oldukça yüksek. Tekstilin ağır işçisi de çocuklar. Tekstil atölyelerinin hamalı hep çocuk yaştaki işçilerdir. Sadece bedenen değil, hakaret hatta şiddete varan müdahalelerle ruhen de ağır işçidir çocuklar.

Oysa gelişmişliğin ölçütü olmalı çocuklar ve kadınlar. Ekonomisi batan, bağımsızlığını kaybeden ülkelerde en fazla çocuklar zarar görüyor. Cumhuriyet sadece bir yönetim şekli değil, çocuk ve kadının el üstünde tutulduğu bir sistemdir. Türkiye Cumhuriyeti ilk kuruluşundan itibaren ilkokulu zorunlu kılmış ve çocuğunu okula yollamayan ebeveynlerin yakasına yapışmıştır. Bugün ise çocukalarını iş kazalarına günden güne daha fazla kurban vermektedir ve bunun hesabı sorulmamaktadır. Çocuğun dünyaya gelmesine anne ve babası sebep olabilir ancak 18 yaşına gelinceye kadar devlet sahip çıkmalı ve korumalıdır.

İşyerlerine yapılan vergi denetimi kadar çocuk işçiliğini önleme konusunda da aynı hassasiyet gösterilmeli. Ancak çocuğu sadece işçilikten kurtarmak yetmez, yaşam standardını ve onu işçiliğe zorlayan koşulları da değiştirmek gerekir. Sosyal devlet bunu sağlar. Ailenin maddi imkanı çocuğun sağlıklı beslenmesine ve eğitimini sürdürmesine yetmiyorsa burada devlet kurumları devreye girmeli. Devlet yetkilileri, sosyetenin sözde “Sosyal Sorumluluk Projelerinin” LANSMANINA(!) gitmek yerine görevlerini yerine getirmelidir.

Aydınlık