Yavuz Özkan’ın ardından / Sınıf Bilincinin Oluşumunda Bir Sinema Deneyimi: Maden Filmi - Tufan Sertlek

Maden filmi 1978 yılında çekilmiş. O yıllarda televizyon henüz bugünkü kadar etkili değil. Sinema kitle iletişiminde oldukça etkili. Neredeyse her semtte bir yazlık sinema var ve mahalle halkı aileler halinde buluşup birlikte sinemaya gidiyorlar. Maden filminden önce de sinema tarihimiz açısından değerli birkaç işçi filmi diyebileceğimiz örnek var. Ama Maden filmi sınıf mücadelesinin iyice kızıştığı bir dönemde çekilmesi bağla­ mında oldukça kıymetli. Yönetmen Yavuz Özkan, Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nin ilk açılış gecesinde yaptığı konuşmada “Bizim de bu mücadeleye bir katkımız olsun istedik” diye anla­tıyor Maden filmini. ..

Sinema işçi mücadelesine nasıl destek olabilir? Kuşkusuz sinema bir kitle iletişim aracı olarak, işçinin bilinç ve hayal dünyasının oluşmasında etkili olabilir. Zira işçinin kendiliğinden oluşan bilincinin sınıf bilincine dönüşmesinin çeşitli zorlukları vardır. Bu zorlukların aşılmasında sinema (ve bugün pek çok sosyal medya unsuru) yardımcı rol oynayabilir. Yardımcı diyoruz zira sınıf bilincinin oluşumu ya da sınıf dışı bilinç biçimlerinin sı­nıfsal bilinç biçimlerine dönüşmesi esas olarak gerçek hayatın değişimi, işçinin (işçilerin) bir sınıf olarak kendi hayatlarına müdahalesiyle ilgili bir sorunsaldır.

Bu müdahale belki “gerçeği görme” ile başlayabilir ancak “gör­me eylemi” esaslı bir bilinç değişimi için yeterli olmaz. Zira gör­menin değişik biçimleri vardır ve bunu belirleyen egemen olan sınıfın ideolojik hegemonyasıdır. Bu bağlamda eğer “gerçeği gör­me” beraberinde “gerçek hayata müdahale” olarak işlevlenmezse kolaylıkla egemen sınıfın ve devletinin ideolojik araçları tarafın­dan bertaraf edilebilir ve hatta tersine çevrilebilir.


Bu anlamıyla bilinçlenme faaliyeti; işçilerin sendikal örgütlen­me mücadelesinden başlayarak işyerindeki sorunlara müdaha­le, sınıf kardeşleriyle siyasal-sosyal dayanışma, yaşadığı alanda aile içinde ve dışında sınıf kimliğiyle yer alma ve en önemlisi sömürü düzeninin değiştirilmesine yönelik siyasal tutum alışla birlikte gerçek bilinç dönüşümüne ve yeni bir insanın inşasına katkı sunabilir.

Maden filmi bu anlamıyla birkaç yönden işçi mücadelesiyle ger­çek bir düzlemden ilişki kurmuştur. Birincisi, filme sendikadan maddi destek talep edilmiş, doğrudan işçilerin aidatlarıyla bu film çekilmiştir. İkincisi, filmin yönetmeni hiçbir komplekse kapılmadan sendikanın işçilere doğrudan gösterim için “film sansür heyetine gitmeden bir kopya istiyoruz” talebini kabul etmiştir. Üçüncüsü ise, filmin işçi-emek sorunsalını bir bütün olarak kavrayıp işyerinden aileye, sokağa kadar bütün alanları eleştirel tarzda ele alıp bir işçi duruşunu vermeye çalışmasıdır. Maden filmi doğası gereği madencileri ve madencilerin ekmek kavgasını anlatan bir film. Filmin finansmanı için sendikaların desteği önemsenmiş. Bu desteğin büyüklüğü filmin güvence­si olarak görülmüş. Yeraltı Maden-İş Sendikası film çekilmeye başlamadan önce senaryoyu görmek istemiş ve filmin yapımcıları senaryoyu bir işçi sendikasıyla paylaşmakta bir sakınca gör­memişler.

Filmle ilgili görüştükleri Yeraltı Maden-İş Sendikasının o dö­nem genel başkanlığını yapan Çetin Uygur, Yavuz Özkan’a açık­ça “film sansüre gitmeden bir kopya istiyoruz” der. Yavuz Özkan için bu öneri risklidir. Zira Çetin Uygur bu kopyaları kendi sen­dikal faaliyetlerinde “işçi eğitimi” için kullanacaktır. Kendisiyle yaptığımız görüşmede Çetin Uygur “Bu önerimizin kabul edile­ceğini çok sanmıyorduk, çünkü o dönem bir sansür kurulu var­dı ve kimseye nefes aldırmıyorlardı. Eğer film sansüre uğrar ve gösterimde olandan başka bir kopyanın ortalıkta dolaştığını öğ­renirlerse, bunun sonucu film yapımcıları için riskli olabilirdi.” diyerek olumlu cevap almalarından doğan şaşkınlıklarını ifade ediyor.

Zonguldak, Sivas (Divriği), Malatya (Hekimhan), Erzurum (Aşkale), Amasya (Yeniçeltek) madenlerinde örgütlü olan Yeraltı Maden-İş Sendikası kopyalar kendilerine ulaşır ulaşmaz hemen bir projeksiyon makinesi alırlar ve bir beyaz seyyar bez perdeyle maden ocaklarının bulunduğu köy ve kasabaları ziyaret etmeyi planlarlar.

Madencilik hemen hemen dünyanın bütün ülkelerinde kırsal nüfusun işçileşmesinden oluşur. Topraksız köylüler yerleşim yerlerine en yakın yerdeki madenleri ekmek teknesi olarak gö­rürler ve madene inerler. Bu nedenle madenciler ve aileleri köy­lülerden oluşmaktadır. Bu durum; madencilerin, bugün dahi ülkemiz için eğitim seviyesinin en düşük olduğu toplumsal ke­simlerin başında geldiği gerçeğini ifade etmektedir.

Sendika, maden işçisinin yaklaşık 10 saat yeraltında kaldığını ve ertesi gün tekrar işe başlayabilmek için 10 saate yakın uyuması gerektiğini bilmektedir. Bir başka deyişle sendikanın madenci­lerle özel zamanlar geçirip onları sendikal eğitime tabi tutması için neredeyse hiç zaman boşluğu yoktur. Bu sıkıntıyı aşmakta zorlanan sendika yönetimi Maden filmiyle tanışınca aklına he men doğal olarak bu filmin yaygın biçimde madencilere göste­rilmesi gerektiği gelir.

Böylece derse benzeyen anlatımlardan sıkılan, ellerine verilen broşür, dergi gibi materyalleri okumaya yanaşmayan işçi top­luluğuna bazı şeyleri anlatmanın yolu bulunmuş olabilecektir. Film gösterim aletleriyle birlikte yola çıkan sendika görevlileri köy köy dolaşarak Maden filmini göstermeye başlar. İlk başlarda sadece erkek madenciler filmi izlerken sonraları kadınlardan da talep gelmesiyle kadınlara ayrı gösterimler düzenlenir.

Gösterim için gittikleri her yerde benzer bir tabloyla karşıla­şırlar. İşçiler, filmin kahramanlarını kendi hayatlarındakilerle karşılaştırırlar ve çok benzer bulurlar. Şu sana benziyor, öbür­kü patrona benziyor, falanca da sendika başkanına … vb. değer­lendirmeleri sıkça yaparlar ve bu benzerlik onlara çok ilginç ve hatta zaman zaman komik gelir. İlk gösterimlerde madencilerin kahkahalarla güldüğüne tanık olurlar.

Birkaç gün sonra yapılan ikinci gösterimlerde ise eğlencenin ye­rini sorgulayan bakışlar almıştır. Temaşa sanatının büyüleyici sahnesi artık madencileri kendi hayatlarının gerçekleriyle yüz­leşmeye davet etmektedir. Köy meydanında kerpiç bir evin du­varına tutuşturulmuş beyaz perdeye yansıyan hareketli görün­tüleri izleyen madencilerin sessizliğini sadece perdeden gelen replikler bozmaktadır.

Film gösterimleri ardından yapılan sohbetler o kadar artar ki film gösterimi yapılan her köy birkaç gün sonra jandarma bas­kınıyla karşılaşır. Çetin Uygur bu durumu “Artık öyle oldu ki köylüler film gösteriminin ardından ‘sıra jandarmada o da gelir yakında’ diye şakalaşmaya başlamışlardı” diye anlatıyor. Yeraltı Maden-İş Sendikası “işçi filmi” konusuna belki doğaç­lama bir katkıda bulunmuştu. Film gösterimi için alternatif gösterim araçları ve mekanları oluşturulabilirdi. Maden filmini izlemek için köylerde konuşlanmış madencileri otobüslere doldurup şehir merkezine indirmek ve geleneksel sinema salonla­ rına doldurmak yerine uygun gösterim cihazlarını bularak filmi işçilerin yaşam alanlarına taşımak çok daha amaca uygun bir yöntemdi. Böylece gösterim ve dağıtım şebekesinin kontrolüne karşı bir alternatif geliştirerek faaliyetin güvencesini işçi örgü­tünün bizzat kendisi sağlamış oluyordu.

Maden filmini bir “işçi filmi” olarak başarılı kılan en önemli hu­sus belki de filmin senaryosunun çok başarılı biçimde örülme­siydi. Senaryo çok sağlam bir hikaye ve karakterler üzerinde inşa edilmiş. Filmin öyküsü yüzeysellikten ve karakterleri gerçek dı­şılıktan kurtulmuş. Öncü işçinin rolü abartılmamış, madenciler tarih dışı varlıklar gibi “her şeye kadir” işçiler gibi canlandırıl­mamış tersine cahillikleri, geleneksellikleri, bölgesel gerilikleri vb. halleriyle yansıtılmış beyaz perdeye.

Senaryoyu başarılı kılan diğer önemli husus işçi meselesinin sadece işyeri ile sınırlı ele alınmamış olmasıdır. Günümüzde çok daha fazla oranda olan ancak her zaman etkili olan “yeni­ den üretim alanı” olarak tarif ettiğimiz işyeri dışı mekanlardaki ideolojik belirlenim son derece önemlidir. Maden ocağının et­rafındaki içkili yeme-içme yerleri madencilerin yorgunluklarını atmak için tek derman olarak konumlanmıştır. Alkolle avunma neredeyse yeryüzündeki bütün madencilerin kaderi gibidir! Bu konuyu daha çarpıcı biçimde anlatmak için filmde bir panayır organizasyonuna yer verilir.

Maden kazalarının sıklığı karşısında morali bozulan ve öfke­ lenmeye başlayan madencileri yatıştırmak için patron kasabaya panayır getirir. Panayırda dansözler ve striptiz yapan kadınlar madencilerin en çok ilgilendikleri eğlenceler olmaktadır. Cinsel açlıklarını bastıramayan madenciler içinde sadece devrimci olan ilyas’ın sermayenin bu tür hedef saptırma operasyonlarına riayet etmemesi de filmin vermek istediği mesaj açısından son derece çarpıcıdır.

Sonuç olarak Maden filmi işçiyi “soyut proleter” olarak değil so­mut tarihsel gerçekliği içinde yaşayan canlı bir emekçi olarak ele almış, işçilerin madende yaşanan haksızlıklara karşı olan öfke­sinin devrimci bir işçinin katkısıyla sınıf bilinçli bir yönelime girdiğini ve bu yönelimin sadece madendeki sendikal mücade­leyi değil sokaktaki, ailedeki ilişkilerini de etkileyip değiştirdi­ğini ve topyekun sınıf mücadelesine aktardığını başarılı biçimde anlatabilmiştir.

Bu anlamıyla Maden filmi, pek çok parça parça eğitim konu­sunun, saatler sürecek eğitim toplantılarının yerini alarak işçi mücadelesinin bir parçası olabilmeyi başarabilmiştir.

Tufan Sertlek’in yazısı, İşçi Filmleri/”Öteki” Sinemalar (Haz: Funda Başaran, Yordam Kitap, 2015) kitabından alınmıştır.