Ankara'da İşçilerin Sağlığı ve Güvenliği Araştırması - Ankara İSİG Meclisi

Bu çalışma İSİG Meclisi’nin Ankara’da istihdam yoğunluğu baz alınarak işkollarına uygulanma sayısı belirlenen ve bunun yanı sıra işkollarında yapılan nitel anketlerle zenginleştirilen bir araştırmadır. Bu araştırma, başta İSİG Meclisi üyeleri olmakla birlikte 30’u aşkın gönüllünün işyelerinde sürdürdüğü anket ve nitel görüşme çabalarının bir ürünüdür.

Başta İSİG Meclisi üyelerine, araştırmamıza destek olan herkese ve bu çalışmanın bir parçası olan emekçilere teşekkür ediyoruz.

Araştırmamızı, iş cinayetlerinde ve meslek hastalıkları sonucu yaşamını yitiren işçilerin anısına adıyoruz. Hiçbir arkadaşımızı iş cinayetleri ve meslek hastalıkları yüzünden kaybetmek istemiyor, bu araştırmanın işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesinin sürdürülmesi ve büyümesi için yüzlerce çabadan biri olmasını diliyoruz.

Araştırmanın Verileri
Bu araştırma Ankara’da istihdamının işkollarına ve sektörlere göre ağırlığı baz alınarak 272 kişiyle yapılmıştır. Katılımcıların yüzde 74,7’si erkek ve yüzde 25,3’ü kadındır. Katılımıların yüzde 75,2’si 26-50 yaş aralığında bulunurken bu yaş aralığını yüzde 14,8 ile 18-26 yaş aralığındaki kişiler oluşturmaktadır. Katılımcıların eğitim düzeyleri incelendiğinde ise yarısına yakınının en az lise düzeyinde eğitim aldığı görülmektedir. Çalışma süreleri dikkate alındığında 1/3 oranınki katılımcının 20 yıldan fazladır çalışma hayatındadır. Katılımcılardan yüzde 12’si ilkokul mezunu, yüzde 14’ü ilköğretim (ortaokul) mezunu, yüzde 49’u lise mezunu ve yüzde 24’ü üniversite mezunudur.

Çocuk işçiler ve mülteci işçiler; kayıt dışılık, ulaşma güçlüğü, dil problemi gibi engeller nedeniyle araştırmaya dahil edilememiştir. Kayıt dışı çalışma, sendikasız işçilere ulaşmanın güçlüğü sebebiyle, araştırmada yer alan işçilerin yüzde 34’ünün sendikalı olduğu gerçeği ile birlikte düşünüldüğünde işçi sağlığı ve iş güvenliği koşullarının bundan çok daha vahim bir tablo sergilediği ortaya çıkacaktır. Kayıt dışı ve güvencesiz çalışma ile küçük işletmelerin ve tarım sektörünün çevre ilçelerde birikmesi, bu durumun nedenlerindendir.

Ankete katılanların yüzde 5’i 0-1 yıl arası, yüzde 20’si 1 ila 5 yıldır çalışmaktadır. Yüzde 19’u 6 ila 10 yıl arası, yüzde 25’i 11-20 yıldır bir işte çalışmaktadır. Yüzde 30’u ise 20 yıldan fazladır çalışma hayatındadır.

1. İşçiler Çok Çalışıyor, Onayları Olmadan Mesaiye Bırakılıyor ve Resmi Tatillerde Çalıştırılıyor!
İşçi sağlığı ve iş güvenliği koşullarının yalnızca koruyucu donanım, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı varlığı ya da işçi sağlığı ve iş güvenliği eğitimlerinin verilip verilmediği, ne aralıklarla verildiğiyle kavranabilmesi mümkün değildir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği değerlendirmesi için en başta çalışma biçimi, çalışma koşulları, örgütlülük ile pek çok başka unsurun da değerlendirilmesi gerekmektedir.

İşçilerin çalışma koşulları; kaç saat çalıştıkları, kaç saat mesaiye kaldıkları, izin günlerinde çalışıp çalışmadıkları ve bu çalışmaların angarya olup olmaması da işçinin sağlığını ve güvenliğini doğrudan etkileyen unsurlardır. İşçilerin yüzde 48,5’i 1-8 saat arası çalışırken, yüzde 38,6’sı 9-10 saat, yüzde 11,03’ü 11-12 saat, yüzde 1,84’ü ise 13 saat ve üzerinde çalışmaktadır.

SGK verilerine göre iş kazalarının dörtte biri 9. çalışma saati ve sonrasında gerçekleşmektedir. Fazla çalışmanın kayıtlara yansımaması, kayıt dışı çalışma gibi faktörleri hesaba kattığımızda bu oranın çok daha yüksek olduğunu söylemek mümkün. Bu veri, iş kazalarının önemli nedenlerinden birinin uzun çalışma saatleri olduğunu kanıtlayan önemli bir göstergedir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği eğitimi almamış olmak, güvencesiz koşullarda çalışmak da iş cinayetlerinin “somut” nedenlerinin arka planındaki en büyük nedenlerdir.

Haftanın 6 günü çalışma işçiler arasında en yoğun çalışma şeklidir. İşçilerin yarısından fazlası 6 gün çalışmaktadır. 6 günden sonraki en yaygın çalışma düzeni 5 gün çalışmadır. Her 10 işçiden 3’ü haftada 5 gün çalışmaktadır. 5 gün çalışmanın daha çok kamuda yaygın olduğu görülürken, özel sektörde başat çalışma düzeni 6 gün çalışmadır. Kayıt dışı çalışma ve ikinci bir işte çalışan işçilerde ise 7 gün çalışma da söz konusudur.

2. Ek İş Demek, İşçinin Sağlığı ve Güvenliği Bakımından Çifte Risk Demektir!
Emekçiler hem ağır koşullarda çalışmakta hem de çalıştıkları işle elde ettikleri gelir yeterli olmadığı için ikinci, kimi zaman da üçüncü bir işte daha çalışmaktadır. İşçinin ek iş yapması ise işçinin sağlığı ve güvenliği bakımından hem çalışma süresinin uzaması hem de dinlenme süresini de çalışarak geçirmek zorunda kalması nedeniyle çifte risk demektir. Ek iş yapan işçilerin daha çok ucuz ve güvencesiz işlerde çalışmalarından kaynaklı olarak ek iş yapmak zorunda kaldıkları da göz önüne alındığında, ek işin işçinin sağlığı ve güvenliğini kötü etkileyen koşulların çok daha fazla arttığı görülmektedir. Dahası işçilerin çalıştıkları ek işler çoğunlukla kayıt dışıdır. Bu işlerde, sağlıkları ve güvenlikleri çok daha fazla tehlike altındadır.

Araştırmamıza katılan her 4 işçiden birisi (yüzde 24) ek iş yaptıklarını söylemiştir. Araştırmamızın anketlerinin uygulandığı dönemde ekonomik krizin emekçiler üzerindeki olumsuz etkisi bugün olduğundan daha az olduğu düşünülürse, geçim sıkıntısı gibi sebeplerle emekçilerin ek işe yönlenmesi durumunda artış olacağını söylememiz gerekiyor.

İşçilerde mesaiye kalma durumu ve işçinin onayı alınmadan mesaiye bırakılması durumu oldukça yaygındır. İşçilerin yüzde 68’i mesaiye kaldıklarını belirtirken, mesaiye kalan işçilerin yüzde 34’ü kendilerinin onayı alınmadan mesai yapmak zorunda kaldıklarını söylemiştir.

3. Patronlar, Sigortasız Çalışmayla İşçinin Sağlığı ve Güvenliğiyle Oynuyor
İşçilerin sigortasız bir işte çalışması, sağlığını ve güvenliğini tehlikeye düşüren koşulların başında gelmektedir. Sosyal güvenlik koruması olmayan işçinin en temel sağlık ve güvenlik hakları dahil gasp edilmekte, işçi bunun karşısında çoğunlukla hakkını arayamamaktadır. Dahası sigortasız çalışılan işlerin güvencesiz ve ucuza çalışılan işler olması, işçinin sağlığı ve güvenliğini tehlikeye düşürmektedir. Çalışmamıza katılan işçilerin yüzde 13’ü sigortasız işlerde çalışmaktadır. Sigortasız çalışan işçilerin %60’ı son 1 yılda işyerlerinde iş kazası yaşandığını ifade etmiştir.

Sigortasız işlerde çalışan işçiler bakımından işyerinde koruyucu donanım ve ekipmanların verilmesi de diğer işçilere nazaran oldukça düşüktür. Sigortasız çalışan işçilerin yüzde 51’i işyerlerinde koruyucu donanım ve ekipmanların temin edilmediğini söylerken yüzde 3’ü bu konuda bir bilgilerinin olmadığını söylemiştir.

4. Taşeron ve Geçici İşçilerin Sağlığı ve Güvenliği Hiçe Sayılıyor!
İşçi sağlığı ve iş güvenliği bakımından en önemli belirleyenlerden birisi çalışma biçimidir. Türkiye’de özellikle 2000’li yıllarda yaygınlaşan taşeron ve geçici çalışma biçimleri ile işçilerin güvencesiz koşullarda, sağlıklarını ve güvenliklerini tehlikeye atacak biçimde ve ucuza çalışması yasal kılıfla desteklenmektedir. Pek çok taşeron ve geçici işçi çalışma biçiminin getirdiği güvencesiz koşullar yüzünden yapmaması gereken işleri yapmış, aynı işi kadrolu işçilerden çok daha ucuza yapmış, kuralsız bir şekilde çalıştırılırken iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiş ya da iş kazaları ve meslek hastalıkları ile sağlığına ve güvenliğine zarar verilmiştir.

Araştırmamızda; sözleşmeli statüde çalışan oranı, işçi statüsünde çalışan kimi emekçiler bakımından sorunun yanlış anlaşılmış olması dolayısıyla yüksek çıkmıştır. Bu sebeple istihdam biçiminlerindeki işçi sağlığı iş güvenliği koşullarına ilişkin değerlendirmelerimizde geçici sözleşmeli işçilere ilişkin olanlar dahil edilmeyecektir. Taşeron ve geçici işçiler çok daha güvencesiz koşullarda çalışıyor iken, kadrolu işçiler diğer işçilere nazaran görece daha “iyi” koşullarda çalışmaktadır.

İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri bakımından işçinin çalışma biçimi önemli bir belirleyendir. Yine, işçinin çalışma biçiminin geçici ya da taşeron olması, işçiye verilen eğitimin verilmemesi ya da geçiştirilmesi konusunda önemli bir belirleyendir. Örneğin, kadrolu işçilerin hiçbirisi eğitim verilip verilmediği hususunda “bilgim yok” seçeneğini işaretlemezken geçici işçilerin yüzde 5’i taşeron işçilerin de yüzde 3’ü eğitimler konusunda bir bilgilerinin olmadığını söylemektedir.

5. İşverenler Zorunlu “İş Sağlığı Ve Güvenliği” Eğitimlerini Vermiyor ya da “Kağıt Üzerinde” Veriyor!
İşyerlerinde işverenin çalışan işçilerin işkolunun tehlike durumuna göre yasa gereği zorunlu olarak vermesi gereken iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri verilmemekte, kağıt üzerinde verilmekte ya da eksik verilmektedir. Bunların yanı sıra eğitimlerin içerikleri de oldukça sorunludur. “İşçiyi korumak” işlevli yürümeyen eğitimlerin, işçinin sağlığını ve güvenliğini koruduğunu söylemek de güçtür. Dahası, bu eğitimlerin uygun ve iyi verildiği düşünülse bile, çalışma koşullarının güvencesizliği asıl belirleyen olmakta, işçinin tehlike ve riskler konusundaki bilgisi tek başına işçiyi korumaya yetmemektedir. İşçilerin üçte biri bu eğitimi almamışken, işçilerin verdiği yanıtlardan eğitimin içeriği, periyodu, işlevinin de oldukça problemli yürüdüğü görülmektedir.

Emekçilerin çalışma biçimleriyle birlikte düşünüldüğünde bu eğitimlerin uygulanmadığı ya da nasıl uygulandığı daha çarpıcı bir biçimde görülmektedir.Kadrolu işçilerin yüzde 87’si iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin verildiğini ifade ederken,taşeron işçilerin yüzde 34’ü, sözleşmeli çalışanların yüzde 34’ü, geçici işçilerin ise yüzde 74’ü hiçbir iş sağlığı ve güvenliği eğitimi almadıklarını ya da bu konuda bir bilgilerinin olmadığını ifade etmiştir.

İş Sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin verildiği hallerde de çoğunlukla işkoluna göre tehlike durumu; dolayısıyla eğitimin periyodları belirlenmesi gerekirken eğitimlerin 32’si yılda bir kez, yüzde 24’ü yılda 2 kez, yüzde 6’sı 3 kez, yüzde 7’si ise 3’ten fazla verilmektedir.

6. İşyerlerindeki “İş Sağlığı Ve Güvenliği Kurulları” Göstermelik İşliyor ya da İşlemiyor!
İşyerlerinde “iş sağlığı ve güvenliği kurulları” yasal olarak 50’den fazla çalışan olan işyerlerinde kurulması gereken, çalışan ve işveren temsilcileri ile birlikte işyerinin işçi sağlığı ve iş güvenliğini ilgilendiren konularda karar alması gereken kuruldur. Ancak araştırmamız, düzenli aralıklarla işlemesi gereken bu kurulların işyerlerinde çoğunlukla yalnızca kağıt üzerinde göstermelik işlediğini, işçilerin çoğunun bu kurulun varlığından dahi haberdar olmadığını göstermektedir. Bunun yanında, bu kurullar düzenli işlese dahi sendikanın olmadığı yerlerde kurullara katılacak “çalışan temsilcisi” çoğu kez işverenin isteği doğrultusunda seçilen ve işlevsizleştiren, herhangi bir söz söyleme ya da talepte bulunma olanağı olmayan bir pozisyondadır.

Bu kurulların göstermelik işleyişi, bu kurullarda işçilerin söz sahibi olamaması ve çalışan temsilcilerinin çoğunlukla işveren tarafından seçilmesi işçilerin güvencesiz koşullarıyla birebir alakalıdır. Sendikalı işyerlerinde bu kurulların görece daha iyi işlediğini görüyoruz. Sendikalı sendikasız İşçilerin yüzde 47’si işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği kurulu olduğunu söylerken, yüzde 33’ü iş sağlığı ve güvenliği kurulu olmadığını, yüzde 20’si ise bu konuda bir bilgilerinin olmadığını söylemektedir. Bilgisi olmadığını söyleyen yüzde 20’lik kesimin işyerlerinde bu kurulların sağlıklı işlediğini söylemek mümkün değildir.

Bu konudaki en önemli verilerden biri de işçilerin, İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulu’nda işçilerin söz sahibi olup olmadığına ilişkin değerlendirmeleridir. İşçilerin ancak yüzde 17’si bu kurulun gündeminin belirlenmesinde işçilerin söz sahibi olduğunu düşünürken, yüzde 40’ı işçilerin söz sahibi olmadığını, yüzde 43’ü ise bu konuda bir bilgilerinin olmadığını söylemiştir. Bu soruya verilen “hayır” ve “bilgim yok” yanıtlarının her ikisi de işçilerin söz sahibi olmadığı, bu kurulun varlığından haberdar olmadığı bilgilerini vereceği için birlikte düşünülmelidir. Sonuç olarak, 100 işçiden ancak 17’si işçilerin iş sağlığı ve güvenliği kurullarında emekçilerin söz sahibi olduğunu düşünmektedir. Bu sonuç, var olan İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları’nın göstermelik ve kağıt üzerinde işlediğinin, daha da önemlisi üretim ve denetim sürecinde söz sahibi olmayan işçi kitlesinin, bu ve benzeri kurullarla söz sahibi olamayacağını göstermektedir.

Bunun yanında işyerinde iş sağlığı ve güvenliği kurulu olduğunu ifade eden emekçilerin neredeyse yarısı (yüzde 48) iş sağlığı ve güvenliği kurulu çalışan temsilcisinin nasıl belirlediği hakkında bir bilgisinin olmadığını, yüzde 39’u ise bu temsilcilerin yönetim tarafından belirlendiğini ifade etmiştir. Emekçilerin yalnızca yüzde 13’ü çalışan temsilcilerinin seçimle belirlendiğini söylemektedir. Bu veri dahi tek başına işyerlerinde bu kurulların işleyişine ilişkin somut bir bilgi sağlamaktadır.

Üstelik bu kurullar çoğu zaman yalnızca kağıt üzerinde işler görünmekte ve toplantıları düzenli yapılmamaktadır. Araştırmaya katılan emekçilerin yüzde 36’sı bu kurulun düzenli işlemediğini söylerken, yüzde 27’si bu konuda bir bilgilerinin olmadığını ifade etmiş, ancak yüzde 36’sı bu kurulun toplantılarının düzenli olarak yapıldığını ifade etmiştir.

7. İşyerinde İşyeri Hekimi ve İş Güvenliği Uzmanları Çalıştırılmıyor ya da İşlevsizleştiriliyor!
İşyerlerinde işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanları yasaca işyerinin sağlığı ve güvenliği ile ilgili tedbirleri almak, işvereni bu konuda uyarmakla yükümlü kılınmışken araştırmamızda, işçilerin önemli bir kısmı işyerlerinde bir işyeri hekiminin ve iş güvenliği uzmanının bulunmadığını ifade etmiştir. Elbette ki tek başına işçinin beyanı o işyerinde işyeri hekimi ya da iş güvenliği uzmanı olup olmadığını göstermez. Ancak işçinin işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının varlığından haberdar olmayışı ilgili işyerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği profesyonellerinin eliyle etkili bir müdahalede bulunulmadığının göstergesidir.

Araştırmaya katılan emekçilerin yüzde 28’i işyerlerinde işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı bulunmadığını söylemiştir. Yüzde 19’u ise işyerlerinde bir işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı bulunup bulunmadığı konusunda bilgilerinin olmadığını ifade etmiştir. Çalıştığı işyerinde İSİG profesyoneli olduğunu söyleyenlerin oranı ancak yüzde 53’dür. İşçilerin yarısının bu soruya “olumsuz” yanıt vermesi işyerlerinde iş güvenliği ve işyeri hekimi istihdam edilmediğinin, edilen yerlerde de sistemin sorunlu işlediğinin göstergesidir.

8. İşçiler İşyerindeki Tehlike Ve Risklere Karşı Korunmasız!
Araştırmamıza katılan işçilerin önemli bir kısmı işyerindeki tehlike ve riskleri bildiğini ifade etmektedir (Yüzde 78). Yüzde 15’i çalışırken karşı karşıya olduğu tehlike ve riskleri bilmediğini ifade ederken, yüzde 7’si bu konuda herhangi bir fikirlerinin olmadığını ifade etmiştir. Tehlike ve riskleri bilmeyenleri “bilgim yok” ve “hayır” ifadeleri ile birlikte değerlendirdiğimizde 5 işçiden birisinin işyerinde kendisini bekleyen tehlike ve riskler konusunda bilgisinin olmadığı görülmektedir.

Ancak, asıl sorun işçilerin büyük bir kısmının bildiğini ifade ettiği tehlike ve riskler konusundaki sınırlılıktır. Araştırmamızda bu tehlike ve risklerin neler olduğu sorusunu işçilerin ancak küçük bir kısmı yanıt vermiştir. Bunun yanında, işçilerin verdikleri yanıtlar batma, düşme, elektrik çarpması, enfeksiyon, havasızlık, kimyasal, radyasyon, saldırı, stres, uzuv kaybı, yanma ve yüksekten düşme gibi büyük çoğunluğu somut, ölçülebilir ve görünürlüğü en yüksek yüksek risk ve tehlikelerle sınırlı kalmıştır. Bu sınırlılık, iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin verimliliğini de ölçmektedir. Bunun yanında işçiler tarafından en fazla ifade edilen tehlike yüksekten düşme, elektrik çarpması, kimyasallar ve saldırı olmuştur.

9. İşverenler, İşçiye Kişisel Koruyucu ve Donanım Ekipmanlarını Vermiyor!
Araştırmamızda, işçilere yaptıkları işe uygun kişisel koruyucu ve donanım ekipmanları verilip verilmediğini, bu donanımların ne derece yeterli olduğunu ve verilen ekipmanların yenilenip yenilenmediğini ölçmeye çalışılmıştır. İşçinin sağlığı ve güvenliği bakımından oldukça önemli, ancak işverenler bakımından bir maliyet kalemi olarak kabul edilen bu kişisel koruyucu ve donanım ekipmanlarının özellikle de inşaat, petro-kimya gibi tehlikeli işkollarında büyük oranda verilmediği görülmektedir.

Araştırmaya katılan emekçilerin yüzde 34’ü çalışırken verilmesi gereken koruyucu donanım ve ekipmanların verilmediğini, yüzde 18’i ise bu konuda bir bilgilerinin olmadığını ifade etmiştir. Bu iki yanıt birlikte değerlendirildiğinde işçilerin yarısından fazlasına kişisel koruyucu ve donanım ekipmanlarının verilmediği sonucu ortaya çıkmıştır.

Dahası, işçilerin tehlike ve riskler konusundaki değerlendirmelerinde olduğu gibi, bu ekipmanların sağlandığını ifade eden işçilere verilen kişisel koruyucu ve donanım ekipmanlarının ancak temel düzeyde karşılandığı ortaya çıkmaktadır.

Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu ve donanım verildiğini ifade eden işçilerin ancak yüzde 20’si bu kişisel koruyucu ve donanımların neler olduğunu sıralamıştır. Bunlar; baret, yelek, eldiven, ayakkabı, gözlük, kulaklık, maske, önlük, kemer, defanfaktan ve sandalye ile sınırlı kalmıştır. Yine işçilerin ancak yüzde 44’ü bu kişisel koruyucu ve donanım ekipmanlarının düzenli aralıklarla yenilendiğini söylemektedir.

Kişisel koruyucu ve donanım ekipmanlarının verilmediğini ifade edenler taşımacılık, tarım-ormancılık, tekstil, gıda ve inşaat işkollarında yoğunlaşmaktadır. Taşımacılık ve tarım/orman işkolundaki emekçilerin yüzde 75’i kişisel koruyucu ve donanım ekipmanları verilmediğini ifade ederken, tekstil işkolunda çalışanların yüzde 67’si, gıda işkolunda çalışanların yüzde 47’si, inşaat işkolunda çalışanların yüzde 43’ü kişisel koruyucu ve donanım ekipmanlarıın verilmediğini ifade etmiştir.

10. İşyerlerinde İş Kazaları ve İş Cinayetlerinin Rutin Olduğu Bir Çalışma Rejimi Var!
Araştırmamız, emekçilerin pek çoğunun çalışma hayatında en az 1 kez iş kazası yaşadığını, işyerinde son 1 yılda iş kazası yaşanma sıklığını ve uzuv kayıplı iş kazalarının, iş cinayetlerinin yaygınlığını göstermektedir. Bunun yanında kaza ve cinayetlerin ardından işyerlerinde başka bir kaza ya da cinayet yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınmadığı da görülmektedir.

İşçilerin yarıya yakını (yüzde 44’ü ) son bir yılda çalıştığı işyerinde iş kazası yaşandığını, yüzde 38’i ise iş kazası yaşanmadığını söylemektedir. İşçilerin yüzde 18’inin ise işyerinde son bir yıl içerisinde iş kazası yaşanıp yaşanmadığı ile ilgili bir bilgisi yoktur.

İşyerinde yaşanan iş kazası ile ilgili bir bilgisi olmayanlar göz ardı edildiğinde dahi, işçilerin yarıya yakınının işyerinde, son 1 yılda iş kazası yaşanmıştır. İşyerlerinde uzuv kayıplı iş kazası yaşanıp yaşanmadığı sorusuna ise emekçilerin ancak yüzde 60 “hayır” yanıtını vermiştir.

Emekçilerin iş kazası ya da iş cinayeti yaşamasının rutin ve sıradan hale geldiği bir çalışma rejimi yaygınlaşmaktadır. Araştırmaya katılan her 10 emekçiden 3’ü çalışma yaşamları boyunca en az 1 kez iş kazası yaşamıştır. Her 100 işçiden en az 15’i işyerinde yaşanan bir iş cinayetine tanık olduğunu ya da duyduğunu ifade etmiştir.

İş kazalarının ve iş cinayetlerinin kayıt altına alınması başka bir sorundur. Özellikle kayıt dışı çalışma biçimlerinde kazanın ya da cinayetin kayıt altına alınmaması sık yaşanan bir durumdur. Araştırmamızda emekçilerin verdiği yanıtlar, iş kazası veya iş cinayetlerinin ardından rapor tutulmasına ilişkin net bir veri sağlamasa da işçilerin, en basitinden birlikte çalıştıkları çalışma arkadaşlarının yaşadıkları kaza ardından işleyen sürece ilişkin bir bilgi ya da müdahalelerinin oldukça az olduğunu ortaya koymaktadır. İşçilerin yüzde 20’si yaşanan kazaların ardından bir rapor tutulmadığını belirtirken, iki işçiden birisi (yüzde 44) bu konuda bir bilgisinin olmadığını söylemektedir. Bu durum aynı zamanda iş kazası geçiren bir emekçinin kaza ardından yapabilecekleri ve hakları konusunda sınırlı bir bilgi sahibi olduğunu ortaya koymaktadır.

İş cinayeti verilerinde gördüğümüz üzere, yaşanan iş cinayetleri ve kazalar basit önlemlerin alınmaması, aksayan iş organizasyonuna dair hiçbir iyileştirmenin yapılmaması ve işçilerin üretim sürecinde söz hakkının olmaması nedeniyle kazalar ve cinayetler tekrar ve benzer biçimlerde yaşanmaktadır. İşçilerin verdikleri yanıtlar da bu gerçeği kanıtlar niteliktedir. Yaşanan iş kazalarının ardından işyerinde gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı sorusuna işçilerin yüzde 29’u herhangi bir önlemin alınmadığı şeklinde yanıtlarken, yüzde 36’sı önlem alınıp alınmadığı konusunda bilgilerinin olmadığını ifade etmiş, işçilerin ancak yüzde 35’i önlem alındığını söylemiştir.

11. İşçinin Meslek Hastalığını Tanıma ve Başvuru Yolları Yetersiz ve Engelleniyor!
Meslek hastalıkları işçi sağlığı ve iş güvenliği alanının en sorunlu alanlarından birisidir. Yaygınlığı bilinmesine rağmen, Türkiye’de meslek hastalığı tanısının konulması, tedavisi, istatistiklere yansıtılması süreci başlı başına sorunlu süreçlerdir.

ILO hesaplamasına göre, her bir ölümlü iş kazasının 6 katı kadar meslek hastalığına bağlı ölüm olması gerekir. Bu hesap esas alınırsa yalnızca 2017 yılında dahi 12 binden fazla meslek hastalığına bağlı iş cinayeti olması gerekirdi. Dahası meslek hastalığına bağlı ölümler bu denli yüksekken meslek hastalığı teşhisi konulan rakamın da bundan çok daha fazla olması gerekir.

Meslek hastalığının teşhis edilmesi çoğu zaman, hastalığa yakalanan işçi için dezavantajlı bir süreç haline gelmektedir. İşten atılmak ya da ayrılmak zorunda kalmak, işverenle karşı karşıya gelmek ve yeni iş bulmanın güçlüğü, teşhis ve tazminat süresinin uzunluğu gibi sebepler meslek hastalığı tanısı koymanın işçi için caydırıcı olmasına neden olmaktadır.

Araştırmamıza katılan emekçilerin yüzde 43’ü periyodik muayenelerden geçtiğini ifade ederken, yüzde 57’si periyodik olarak muayene edilmediğini belirtmiştir. Araştırmamızda, periyodik muayenenin her işkolu/tehlike sınıfı için periyodlarının ayrıntısına ilişkin bilgi verilmemiş ya da soru sorulmamıştır. Var olan periyodik muayenelerin geciktirildiği ve işçilerin kendilerine yapılması gereken periyodik muayenelerin periyodları hakkındaki bilgi sınırlılıkları düşünüldüğünde, periyodik muayene yapılan kişi sayısının çok daha az olduğu ortaya çıkacaktır.

İşçilerin meslek hastalıkları ile ilgili bilgileri ise oldukça sınırlıdır. Buna rağmen, araştırmaya katılan emekçilerin yüzde 35’i işe bağlı bir hastalıklarının olduğunu ifade etmiştir. Yüzde 53’ü bir meslek hastalığı olmadığını söylerken, yüzde 11’i ise meslek hastalığı olup olmadığına ilişkin bir bilgilerinin olmadığını belirtmiştir.

Meslek hastalığı tanısının konulması işçiler bakımından oldukça zor bir süreçken, araştırmaya katılan işçilerin yüzde 16’sı meslek hastalığı şüphesi ile hastaneye gittiğini, yüzde 84’i ise meslek hastalığı şüphesi ile hastaneye gitmediklerini belirtmiştir.

12. Sağlıklı Ve Güvenli Çalışmak İçin İlk Şart Örgütlülük!
Meclisimiz verilerine göre, iş cinayetinde yaşamını yitiren işçilerin en az yüzde 98’i sendikasızdır. Sendikalı olmak, işçilerin sağlıklarını ve güvenliklerini korumaları, söz ve karar sahibi olmaları bakımından başlıca şarttır. Ancak örgütlü işçiler, üretim ve denetim sürecinde söz sahibi olabilmektedir. İşçilerin sağlık ve güvenlikleri için bu söz yetki ve karar hakkı güvencesiz çalışma biçimlerine büyük oranda bağlıysa da, sendikalı çalışmak işyerindeki pek çok konuda mücadele imkanı verecektir. Araştırmamıza katılan işçilerin yüzde 40’ının işyerinde bir sendikalaşma vardır. Yine araştırmaya katılan işçilerin yüzde 34’ü bir sendikaya üye olduklarını belirtmiştir. Yüzde 66’sı ise örgütlü değildir.

Örgütsüz işçiler bakımından işyerleri çok daha sağlıksız ve güvensiz yerlerdir. Sendika üyesi emekçilerin yüzde 58’i işyerinin sağlıklı ve güvenli olduğunu belirtirken, sendika üyesi olmayan emekçilerin ancak yüzde 40’ı işyerini sağlıklı ve güvenli bulmaktadır.

13. İşçi Sağlığı Ve İş Güvenliği, Sendikaların Ana Gündemlerinden Biri Değil
İşyerinde işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin yapılanlar hususunda işyeri genelinde ve özel olarak sendikaların ne yaptığı ile ilgili iki soru sorulmuştur. İşçi sağlığı ve iş güvenliği işçilerin en önemli sorunlarından biriyken, araştırmamıza katılan işçilerin yüzde 74’ü işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili hiçbir faaliyette bul(ul)unmadığını söylemiştir. İşyerlerinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili en fazla yapılan faaliyet toplantıdır. İşçilerin yüzde 20’si işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili toplantı yapıldığını söylemektedir. Ancak yüzde 2’si grev yapıldığını söylerken, basın açıklaması, iş bırakma, iş yavaşlatma gibi eylemlere çok az başvurulduğu görülmektedir.

Bu durum, işçilerin en can yakıcı sorunlarından biri olan işçi sağlığı ve iş güvenliğinin işçilerin örgütlü tepki verme, mücadele etme bakımından oldukça sınırlı kaldığı bir alan olduğunu göstermektedir.

İşçilerin en can alıcı sorunlarından biri olan işçi sağlığı ve güvenliğinin sendikaların ana gündemlerinden biri olduğunu ya da etkin eylem/örgütlülük yarattıklarını söylemek mümkün değildir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği talebiyle işçilerin ve sendikaların eylemlilik/faaliyet düzeyi oldukça düşüktür.

Araştırmamız; işçi sağlığı ve güvenliği konusunda basın açıklaması,eylem, gazete, broşür, bildiri dağıtımı gibi faaliyetlerin sendikalarca çok az yapıldığını göstermektedir. Sendikaların, bu konuda en çok yaptığı faaliyet ise eğitimdir. Bu eğitimlerin önemlice bir kısmı, işverenin düzenlediği zorunlu “iş sağlığı ve iş güvenliği” eğitimleriyken, daha azı sendikaların düzenlediği işçi sağlığı ve iş güvenliği eğitimleridir.

Araştırmaya katılan her 4 emekçiden 3’ü (yüzde 73’ü) bu hususta sendikaların hiçbir faaliyette bulunmadığını ifade ederken, yüzde 20’si sendikaca eğitim toplantısı düzenlendiğini ifade etmiş, yüzde 5’i ise işyerindeki sendika tarafından gazete, bildiri, broşür dağıtıldığını ifade etmiştir.

14. İşyerleri Sağlıklı Ve Güvenli Değil!
İşçilerin çoğu işyerinin sağlıklı ve güvenli olduğunu düşünmüyor. İşyerini sağlıklı ve güvenli bulmama oranı, geçici ve taşeron çalışan işçilerde, mesaiye kalmak durumunda kalan işçilerde, sigortasız çalışan işçilerde, güvencesiz sektörlerde çalışan işçilerde yoğunlaşıyor. İşçilerin yüzde 48’i işyerini sağlıklı ve güvenli bulurken, işçilerin yarısından fazlası (yüzde 52’si) çalıştığı yerin sağlıklı ve güvenli olmadığını düşünüyor.

İşyerinin sağlıklı ve güvenli olup olmadığına verilen yanıtlar, işkolu bazında değerlendirildiğinde ortaya daha çarpıcı bir sonuç çıkıyor. İşyerinin sağlıklı ve güvenli olduğu düşünenler daha çok”tehlikesiz” ve “az tehlikeli” işkollarında çalışanlar iken işyerinin sağlıksız ve güvensiz olduğunu düşünen emekçiler en çok petro-kimya, inşaat,tarım-ormancılık ve sağlık işkolunda çalışanlardan oluşuyor. Petro-kimya işkolunda çalışan emekçilerin yüzde 86’sı işyerinin sağlıksız ve güvensiz olduğunu düşünürken, inşaat işçilerinin yüzde 80’i, sağlık emekçilerinin yüzde 64’ü işyerini sağlıksız ve güvensiz buluyor.

Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi

 

İlgili Haberler

https://gazete.alinteri1.org/ankarada-iscilerin-sagligi-ve-guvenligi-raporu

https://www.birgun.net/haber-detay/ankarada-isyerleri-guvenli-degil.html

https://ilerihaber.org/icerik/ankarada-isciler-guvenli-bir-is-yerinde-calistigini-dusunmuyor-98323.html

http://etha8.com/Haberler/uzun-calisma-saatleri-is-cinayetlerinin-baslica-sebebi/11/13238

https://www.evrensel.net/haber/380104/ankara-isig-meclisinin-calismasi-ortaya-koydu-is-cinayeti-rejimi

http://www.tekgida.org.tr/Oku/16659/Ankarada-Isyerleri-Guvenli-Degil!