EYT'liler ve sosyal güvenliğe, muhalefetteyken başka, iktidarda başka bakan siyasiler - Murat Özveri

Sosyal güvenlik sisteminde yapılan değişiklerin tamamı reform başlığı altında gerçekleştirilmiştir. Sosyal güvenlik sisteminde reform diye yapılan her değişiklikte sosyal güvenlik sisteminin kapsamı daraltılmış, alabildiğince fazla prim al verebileceğin en az hizmeti ver anlayışı reform sözcüğü altında gizlenmiştir.

Sosyal güvenlik sisteminde reform isteyenler, sosyal güvenlik sisteminin dara girmesini, sosyal güvenlik hizmetlerinin devlet tekeli altında verilmesi, reform adı altında, kaynakların piyasaya göre değil, sosyal seçime daha doğrusu seçmen çoğunluğunun tercihlerine göre tahsisi, siyasetçilerin partizanca tutumları, seçmen çoğunluğunu memnun etme kaygısıyla izledikleri popülist politikalarla piyasanın işleyişini bozmaları tezleri üzerinde açıklamışlardır.

Bu görüşü savunanların bir kısmı daha da ileri giderek sosyal güvenlik sisteminin varlığı çoğunluğa, kendilerinden daha zengin olduklarına inandıkları azınlığın gelirine el koyabilmek için yasal yani meşru bir gerekçe sağlamaktadır. Böylece devletin sosyal güvenliğe müdahalesi, piyasa mekanizmasının başarısızlığını çözmek yerine, sisteme “Sosyal seçim mekanizmasını yani genel oyu ikame ederek israfa yol açmaktadır” diyebilmişlerdir.

İşin ilginç olan yanı ise konu sosyal güvenlik olduğunda muhalefette olan siyasi partinin iktidara geldiğinde söyleminin bir anda tam aksi yönde değişmesidir.

Örnek: 1999 sosyal güvenlik “reformuna” karşı Fazilet Partisi grubu adına Mahfuz Güler tarafından TBMM genel Kurulunda yapılan konuşmadan bir bölüm:

“Mevcut sosyal güvenlik tasarısı, yalnızca kâr-zarar mantığıyla hazırlanmış, sosyal kaygılar dikkate alınmamıştır. Tasarı, zenginlikte değil, yoksullukta eşitlik sağlamaktadır. Oysa, sosyal güvenlik, yoksulluğu ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.

Yapılan hesaplamalar göstermektedir ki, yalnızca emeklilik yaşını yükseltmek, SSK’nin finansman sorunlarını çözemez. Sosyal güvenlik açıklarında asıl sorun, sayıları 4.5 milyonu bulan kaçak işçi sorunudur. Emeklilik yaşını yüksek tutmanın ekonomik getirisi vardır; ancak, bunun doğuracağı sosyal riskleri ve tahribatı da hesaba katmak zorundayız.

Hükümetin ‘Hiçbir şekilde taviz vermem’ dediği kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaş sınırı, Türkiye gerçekleriyle bağdaşmamaktadır. Bu, yanlış bir limittir, yanlış bir tespittir; mutlak surette, indirilmesi gerektiği kanısını taşımaktayız. Peki, doğrusu nedir? Doğrusu, kadınlarda 50, erkeklerde 55 ve prim ödeme gün sayısı olarak belirlenen 5000 gündür. Bu yaş limitleri, bütün işçi, işveren ve diğer sivil toplum örgütlerinin uzlaştıkları bir yaş sınırıdır.

Türkiye’de emeklilik yaşını 60’a, prim ödeme gün sayısını 7000 güne çıkarmak demek, eksik bildirim, yoğun işten çıkarmalar, mevsimlik çalışmalar, geçici işçilik, grev ve lokavt hali, ücretsiz mazeret izni de dikkate alınırsa, çalışanların mezarda emekli olması demektir.

Devletin resmi belgelerine bakıldığında, devletin de, 50 yaş üzerinde işçi çalıştırmak istemediği görülmektedir. Çeşitli devlet kuruluşlarının temizlik işini verdikleri firmalarla yaptıkları sözleşmelerde bile, bu yaşın çok altında anlaşmalar yapıldığı görülmüştür. Bunlardan birkaç örnek sunmak istiyorum: Gülhane Askeri Tıp Akademisi 18-50 yaş, Posta İşletmeleri 18-45 yaş, Devlet Su İşleri 18-50 yaş, ETİ Holding 18-45 yaş. İller Bankası, çalıştırılacak temizlik işçileri için, 18 yaşından küçük, 45 yaşından büyük olmamasını istemektedir.

Bu, 58-60 yaş, mezarda emeklilik demektir. 58-60 yaşa evet diyenler, işçimizin, memurumuzun yüzüne bakamayacaklardır. Bu maddeye evet diyenler, bu akşam, bu gece evlerine döndüklerinde, eşlerinin, çocuklarının gözlerinin içine bakamayacaklardır. 58-60 yaşa evet demek, zorbalığa evet demektir, IMF’ye evet demektir. Bütün milletvekili arkadaşlarımın vicdanlarına sesleniyorum: Gelin, bu önemli maddeyi, bu akşam önergelerle düzeltelim, kadınlarda 50, erkeklerde 55 yaş olarak belirleyelim; prim ödeme gün sayısını 5000 gün olarak düzeltelim ki, bu akşam hepimiz -hepiniz- evlerimize vicdanı rahat olarak dönelim.”

Mahfuz Güler FP’den ayrılarak AKP’yi kuran ekibin önemli isimlerinden. 2002’de AKP milletvekili seçildi, 5 yıl boyunca TBMM Çalışma Komisyonu üyesi olarak görev yaptı ve SSGSS’nin hazırlıklarında yer aldı. Ağustos 1999’da eleştirdiği sosyal güvenlik yasasından çok daha tehlikelisinin hazırlanmasında etkin rol oynadı. Bugün EYT’li diye bir sorunu yaşıyorsak bu sorunun kaynağında 5510 sayılı Yasa ve bu yasayı hazırlarken kendi söyledikleriyle çelişmekte hiçbir sakınca görmeyen siyasiler ve siyaset ahlakı da vardır.

Sosyal güvenlik hakkının kapsamı daraltılırken hiç yaşlanmayacakmış gibi davranıp, sesini çıkartmayan kitleleri suçlamak kolaydır. Onlar da diyor ki “Bu ülkede hak arama özgürlüğü vardı kullanmadık mı?” Haklılar, bir ülkede haklarını arayanlar sadece haklarını aradıkları için bedel ödüyorsa kimseyi kınamak mümkün değildir. Ama söylemek zorundayız, haklar bedel ödemeyi göze alıp birlikte mücadele edilmeden de alınmıyor, alınan korunmuyor. EYT’liler hak almak için bu yola çıktılar. Destek gerek.

Evrensel