Bize Yalan Söylediler - Ücretli Çalışan ve İşsiz Mimarlar Forumu

“bir aleme indim yalnız
yerde toprak, gökte yıldız
bir yan susuz bir yan deniz.
iki el, bir baş verdiler
bir çift göz ağlar da güler
dört bir yana benim gibiler” 1

Bu yazı, mimarlık mesleğine henüz adım atmış ya da yakın zamanda atacak meslek insanlarına yönelik bir farkındalık çağrısıdır.

Mimarlık pratiğini salt tasarım sürecine indirgeyen dar bir görüşün hakim olduğu meslek ortamımızda, üretilen çoğu sözün bu alanı/sınırı aşamadığını belirterek başlayalım. Eğitim hayatımızda bizlere öğretilen çok boyutlu, multidisipliner bir mesleğin, pratikte nasıl olup da tek bir aşamaya sıkıştırıldığı ayrı bir inceleme konusu. Ancak söylemek gerekir ki tasarım dünyasının yüceltildiği; tasarımcı olabilmek/olamamak ayrımında suni bir sınıflandırmanın dayatıldığı; mimarlığa dair sözü olan meslek insanlarının bu sınıflandırma üzerinden değerlendirildiği bir ortam bekliyor sizleri. Tüm toplam içerisinde %10’luk bir orana bile tekabül etmeyen, yeterince “iyi” bir tasarımcı olabilirseniz, görünür/duyulur olabileceğinizi düşündürten bir tohum yeşertilecek içinizde.

Fiilen yerdeki toprağa bassa da, s(g)özünü yıldızlara dikenlerin etrafını göremeyen bakış açısı ile karşılanacaksınız. Bir süre sonra yıldızlara ulaşma arzusu sizde de derinleşecek.

İşte bu arzuya kapıldığınızda yapamayacağınız şey olmayacak:

Öne geçme dürtüsü,
Verilecek tavizler,
Karşılıksız çalışma,
Piyasa beklentilerine uyum,
Sebat, sabır, özveri,
Her gün artan beklentiler…

Tüm bu koşturmacanın sonunda tecrübe ile sabit olan ise, tükenmiş bir mesleki tatmin ve "dört bir yanda sizin gibiler”…

“GENÇ MİMAR NASIL İŞ BULUR?” SORUSU ÜZERİNE DÖKÜLENLER
Nisan ayı ortasında, Yapı Dergisi’nin girişimiyle, genç mimarların iş bulma süreçlerine katkı sağlamayı amaçladığı söylenen bir panel duyurusu yapıldı. Aynı zamanda Yapı Dergisi’nin Mart 2019, 445 sayısının dosya konusu da olan “Genç Mimar Nasıl İş Bulur?” sorusu, çarpıcı bir başlık olarak atılmıştı. Elbette böyle bir başlık, ayyuka çıkan krizi henüz deneyimlememiş olsa bile tedirginliğini yaşayan kesimin, mesleğe yeni dâhil olanların, uzun süredir iş arayanların ilgisini çekecekti.

Öyle de oldu; Ücretli Çalışan ve İşsiz Mimarlar Forumu iletişim ağına da aynı gün şöyle bir çağrı düştü:

“Genç mimarların iş bulma arayışında bir adım öne geçmek için neler yapmaları, kendilerini nasıl geliştirmeleri ve iş başvurularında nelere dikkat etmeleri gerektiği konularında ofis sahibi tecrübeli mimarların değerli yorumlarına yer verilecek olan panelde ayrıca, “Portfolyonun ve ön yazının önemi nedir?”, “Yabancı dil bilgisi ne derece önemlidir?”, “BIM temelli tasarım, ofislerde ne derece geçerlidir?”, “Revit bilgisi mimarların genç adaylarda aradığı özelliklerden biri midir?”, “Genç mimarlar çalışacakları ofislerden ne tür beklentiler içerisine girmeli?”, “Mimarlık ofislerinde kuşak çatışması söz konusu oluyor mu?” ve “Y kuşağının arayışları ve çalışma tarzları mimarlık ofislerinin çalışma disiplinine ne kadar uyum sağlayabiliyor?” sorularına da yanıtlar aranacak.” (Vurgular yazara ait)

Henüz çağrı metninde rekabet, beklentileri sınırlama, y kuşağının disiplin eksikliği gibi yorumlara yer veren etkinliğin konuşmacıları belirtildiği gibi ofis sahibi mimarlardı. Elbette ki yorumları da kendi beklentilerini yansıtacaktı. Derginin Mart sayısına yansıyan ifadelerini Işık Üniversitesi’nde bir kez daha tekrarladılar.

Bu noktada, sözün hangi zeminden geldiği gerçeğinin en az sözün kendisi kadar önemli olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Çünkü konuya dair bilgisine başvurulan değerli katılımcılarda tecrübeden biraz daha fazlası göze çarpıyor. Öyle ki, 4 katılımcıdan 3’ü 46 yıllık Yapı Dergisi’nin devredildiği, aynı zamanda bir PR şirketi olan yeni adresinden kurumsal iletişim danışmanlığı alan firmalar arasında gözüküyordu.

Ticari bir ilişki sınırında anlaşılır olacak PR çalışmasının, mesleğe yeni dahil olmuş insanların kaygılarına ve gelecek hayallerine alet edilmesi anlaşılır değildir. Hele de yayınlanmış röportajlarda, “ehlileştirilmiş çalışan ol” mesajları öne çıkan kişilerin ayrıca panele davet edilmiş olması, en naif ifadeyle kaygı vericidir. Her ne kadar dergi, gelen tepkiler üzerine ilgili ifadeleri web sayfasından kaldırmış olsa da, bu ifadelerin yayınlanması ve farklı mecralarda tekrarlanıyor olması yayının yeni adresi ile 40 yıllık birikimin arasında ciddi bir makas oluştuğunu göstermektedir.

İşin bir noktası bu iken, halen ilgili sayıda ulaşabilecek içeriğe dönük de bir şeyler söylemek gerekiyor:

Kişisel gelişimi, hedef belirlemeyi, hayatın her alanından beslenmeyi gündemleştiren kıymetli önermelerin yanında, kimi meslektaşlarımızın yeni mezunlara yönelik bazı önerilerini kişisel gafların ötesinde kamusal alanda hesaplaşılması gereken birer gerçeklik olarak görüyoruz, es geçmeyeceğiz.

İşveren kimlikleri üzerinden, kendilerine daha fazla değer üretecek çalışan profilini arayan görüşlerin, kriz ortamında iş bulma çabası içine giren yeni mezunları “ehlileştirme” çabasına dönüşmesini normalleştirmemiz mümkün değildir.

Tasarımdan çok çizim tekniklerine ağırlık verilmesini salık veren, beklenen “özveri ve sadakat” karşısında “dayanım eşiklerinin” düşük olmasını problem eden, kendilerini öğrenme durağı olarak tanımlayarak para beklentisi ile gelenleri de entelektüel bir zeminde bertaraf etmeye çalışanlar… Bilin ki yalan söylüyorlar!

İnşaat sektörünün yakın geçmişteki suni parlaması ile birlikte açılan mimarlık okullarının son 15 yılda 4 katına ulaşması; her yıl 8 bin genç mezunun dahil olduğu bir alanda, bir de krizin yansımaları ile boğuşmak zorunda kalacağınız sır değildir. Ancak bu durumu, mimarlığın yaratıcı doğası ile birleştirip işveren lehine çeviren fırsatçı anlayışlara da prim vermemek gerekiyor.

İşe alımlarda, -işin ne olduğundan bağımsız- sağlıklı olma koşulunun ilk sırada olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Sadece bu farkındalık üzerinden dahi mesleki kariyerimizi "sürdürülebilir" şartlarda yapmak en insani ve mesleki talebimiz olmalıdır. Günlük pratikte bu koşulu zorlayan işveren beklentilerinin, uzun vadede mesleki tatmin ve sağlık koşullarımızı olumsuz etkileyeceğini, en nihayetinde yeni bir sağlıklı bireyin yerimizi alacağını unutmayın arkadaşlar.

Mimarlık mesleğinin meslek hastalıklarından azade olduğunu ima eden, bilimdışı görüşlerin artık ciddiye alınmaması gerekiyor. Bel ve boyun ağrıları, karpal tünel sendromu, migren, stres bozukluğu gibi hastalıkların meslektaşlarımız arasında yaygınlaşması kişilerin dayanıksızlığı değil, denetimsiz çalışma koşullarının sonucudur.

Bu gafları ticari hayatlarında iş sözleşmesi olarak sunan firma yetkililerinin ofislerinde sürekli bir sirkülasyon olması, aylık ücretlerin asgari ücret seviyesinde olması, sigortaların düşük yatırılması, bedelsiz fazla mesailer tesadüf değil, aksine meslek içerisinde yaygınlaşmasını umdukları koşullardır.

BİR ADLİ SUÇ OLARAK #ÜCRETSİZSTAJYERLİK
İş kanununda yeri olmasa da bir istihdam şekli olarak dayatılan ücretsiz çalışmanın, mezuniyet sonrası staj olarak tanımlanarak yaygınlaşması sadece Türkiye'de değil uluslararası mimarlık ortamında da tartışılan önemli bir sorundur. Kendine güveni sistematik olarak zayıflatılan yeni mezunların bir de kriz dönemi ile birlikte işsiz kalma endişeleri eklenince bu dayatmaya karşı açık hedef oldukları görülmektedir.

"Genç mimarlar nasıl iş bulur?" sorusu vesilesi ile bazı deneyimli, işveren mimarların da ücretsiz stajyerliği gündeme getirdiğini, bunu eğitimin bir parçası olarak sunarak genç meslektaşlarımıza önerdiğini görüyoruz. Ağırlıkla özgeçmişe yazılması uzun vadede yeni kapılar açacağı ileri sürülen mimarların ofislerinde, iş gücünün bedelsiz sunulması olan ücretsiz stajyerlik her ne kadar işverene avantaj sağlasa da çalışanın ihtiyacı gibi sunulmaktadır. Böylelikle iş kanununda yeri olmayan, ücretsiz, sigortasız çalışmanın önünün kanunsuz biçimde eğitimin devamlılığı olarak açılmaya çalışıldığını biliyoruz. Y kuşağının disiplin eksiklerinden dem vuran deneyimli işverenlerimize, mevcut yasal düzenlemelere dahi uymayan bir öneri yaptıklarını hatırlatalım.

Genç meslektaşlarımız da böyle bir sistemin bizlere rağmen yaygınlaşamayacağını bir düşünsün. Proje üretimi sürecinde en büyük gider kaleminin çalışan maaşları olduğu bir gerçeklikte, işverenlere kendi ceplerinden nasıl muazzam bir kârlılık sunduklarını görecekler. Hiç bir işveren böyle bir kârlılığı reddetmek istemez, peki siz bu sistemi maaşsız sürdürebilecek kadar zengin misiniz?

İngiltere'de ücretsiz stajyerlik gündeminin çalışanlar nezdinde çok yönlü tartışılması sonucu bazı gelişmeler yaşandı. Serpantine Galeri'nin 2019 yılı pavyon tasarımı için görev verdiği ünlü bir mimarlık ofisine ücretsiz stajyer bulundurması durumunda birlikte çalışamayacaklarını açıklaması, bu yönde atılmış önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. Tüm dünyada ücretsiz stajyerlik kişisel gelişimin parçası değil kanunsuz bir işleyiştir.

BİZE YALAN SÖYLEDİLER
“Mimarlığın yaratıcı doğası böyledir” şeklindeki ifadelerle üniversite eğitiminden başlayarak her fırsatta yeniden üretilen kabulleniş, ücretsiz ve plansız fazla mesailer, pazar günü, resmi tatil, hastalık durumu gözetilmeden önceliğin sadece işe verilmesi, buna uyum sağlayanların takdir görüp, insani koşulları arayanların ötekileştirildiği dönem kapanıyor arkadaşlar.

Bilinmelidir ki, mimarlık mesleğinin sonuç ürün üzerinden değerlendirildiği anlayış günümüz koşullarında geçerli değildir. Mimar artık mimari ürünün geçtiği tüm aşamalardaki sorumluluğu üzerinden de değerlendirilmektedir. İşveren kimliği de bu sorumluluklardan biridir.

Artık “piyasa küçük” endişesi, sadece hakkını arayan ücretli mimarın değil, çalışan arayan işverenin gündemine de yerleşecektir. Mimarlığa dair önermelerini yüksek sesle ifade edip, özlük hakları konusunda ses çıkarılmasına izin vermeyen işveren profili için işler artık eskisi kadar kolay olmayacak, hep birlikte göreceğiz.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de kolektif hafıza ve kolektif pratik üzerinden bir deneyim yaşıyoruz. Başta iş ilanları ve iş görüşmeleri olmak üzere bu karşılaşmalar çalışan ile birlikte artık işverenlerin de sınandığı alanlar olacaktır.

Denetim sağlama noktasında zafiyet gösteren meslek kuruluşları bekleyedursun, mesleğin itibarını sağlayacak öncelikli tartışma meslektaş ilişkileri ve mimarın emeğine yabancılaşması üzerine olacaktır. Her türden hukuksuzluğu kara dönüştüren anlayış ile meslek etiğine uygun davranan meslek insanları birbirinden ayrışacak, mimarın bireysel saygınlığı da mesleğin saygınlığı da ancak bu sayede artacaktır.

Yeter ki farkındalığımızı yüksek, deneyimlerimizi şeffaf tutalım.

NOTLAR
1 “Bana yalan söylediler”, şarkı sözü: Fikret Şeneş