Murat Çakır: “İş cinayetlerine karşı kararlı eylemler yapalım”

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nden Murat Çakır ile 28 Nisan’ın ön günlerinde iş cinayetlerini konuştuk, Kale Kayış ve Soma Katliamı’na ilişkin güncel gelişmeleri de ele aldık.

- Gerekli önlemler alınmadığı, denetimler yerine getirilmediği için iş cinayetleri kesintisiz bir şekilde devam ediyor. Öncelikli olarak iş cinayetlerinin yaşanmasının gerisindeki nedenler hakkında neler düşündüğünüzü belirtebilir misiniz?

- Esas neden işçilerin örgütlü olmaması ve bunun gerçekleşmemesi için de patronların elinden geleni yapmasıdır. Çünkü asgari bir sendikal örgütlülük bile patronların sınırsız tahakkümüne ket vuruyor. İşçiler birlikte olduğunda sorunlarına çözüm buluyor, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında da. Dikkat ederseniz sendikalı işyerlerinde ölümler daha az. Çünkü işçi kendini asgari düzeyde de olsa savunabiliyor. Bu noktada sendikasızlaştırma, grev yasakları vb. saldırılar yaşanıyor.

Bağlı olarak maliyet ne olursa olsun gerekli önlemlerin alınması ve devletin de denetlemesi gerekiyor. Ancak son dönemdeki ekonomik kriz bu önlemlerin tamamen rafa kaldırılmasını da beraberinde getirdi. Keza devlet, grevleri yasaklayarak bu süreçte sermayenin elini güçlendirdi. Yine denetim fiilen yok. Bir örnek verelim: Geçtiğimiz hafta yapılan açıklamaya göre Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 2010’dan bu yana dokuz yılda 416 işyerinde çocuk işçi ihlali tespit etmiş. Oysa İSİG Meclisi 2013’ten bugüne 377 çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini açıkladı. Bırakın denetimi, tespit etmiyorsunuz bile.

Türkiye’de iş cinayetleri minimuma indirilebilir tabii ki. Ancak uluslararası işbölümünde yeri ucuz işçilik olan bir ülkede ekonomik daralmalar dışında iş cinayetlerini azaltan bir sebep mümkün değil. Ancak işçi sınıfının mücadelesi iş cinayetlerini azaltabilir.

- Kale Kayış’ta direnişe geçen işçilerin temel gündeminin iş güvenliği olduğu biliniyor. Buradaki tabloya hakim olan biri olarak neler söylemek istersiniz?

- Kale Kayış’taki direniş tamamen bir işçi sağlığı-iş güvenliği direnişi. İşçiler yaşamak için sendikalı oldular ve direnişe geçtiler. Tıpkı BEDAŞ’ta ve 3. havalimanı’nda olduğu gibi…

Fabrikada tam bir kuralsızlık hakim. İş güvenliği uzmanı aynı zamanda ortaklardan biri. Direniş öncesi işçilere ağır hakaretler ediliyor, sendikalı oldukları için. Yasada belirtilen hiçbir uygulama hayata geçirilmiyor. Genel önlemler bir yana, kişisel koruyucu donanımlar bile yetersiz. Yoğun bir şekilde iş kazaları ve meslek hastalıkları gözüküyor.

Tabii Petrol-İş Sendikası’nın önümüzdeki süreçte daha atak bir çizgi izlemesi gerekiyor. Çünkü direniş artık ikinci ayına doğru gidiyor. Ama bu noktada bizlerin de aktif destek vermesi gerekiyor. Keza mücadele edilen sadece Kale Kayış patronu değil, bölgede sendikasız 450 fabrikanın patronu. Kale Kayış’a sendika girerse bir başlangıç olabilir. Bu yüzden sermaye ortak hareket ediyor. Bölgede acilen işçilerin birliğinin gösterilmesi ve Kale Kayış direnişinde somutlaştırılması lazım.

- Soma’da 301 madencinin katledildiği maden şirketinin başındaki kişi 5 yıl dahi tutuklu kalmadan serbest bırakıldı. İş cinayetleri ve yargı süreçleri konusunda neler söylemek istersiniz?

- Ülkemizde 2000’li yıllarda devrimcilerin önderliğinde işçi sınıfı hareketinde özel bir başlık olarak işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesi ilmek ilmek örüldü. Tuzla tersanelerinde, kot kumlama işçileriyle, Davutpaşa’yla başlayan bu hareket yayıldı. Ancak 2014 Soma Katliamı sonrası bir durgunluk ve inişli-çıkışlı bir süreç olduğunu düşünüyorum. Çünkü Soma Katliamı sonrası gerçek anlamda bir karşılık veremedik. Bölgeyi, maden işçilerini örgütleyemedik. 10-20 işçinin öldüğü katliamlar sıradanlaşmaya başladı. Bugün de Soma’nın failleri serbest bırakılıyor. Bu bir sonuç.

Bu anlamda işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesinin bölgesel ve işkolu düzeyinde yaygınlaştırılması, özel başlıkların oluşturulması ve kolektif hareketin güçlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Yargı sürecindeki tutumumuz ancak sınıf mücadelesinin bir parçası haline getirilebilirse ve işçiler basınç oluşturabilirse görece anlam kazanır.

- Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 2001’de, 28 Nisan’ı ‘Dünya Çalışma Güvenliği ve Sağlığı Günü’ ilan etti. Türkiye’de de yakınlarını iş cinayetlerinde kaybeden aileler 28 Nisan’ın “İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü” ilan edilmesi için eylemler gerçekleştiriyor. Aileler bu durumun, farkındalık yaratmak ve yeni iş cinayetlerinin yaşanmasını engellemek için önemli olduğunu ifade ediyor. Siz bu konuda neler söyleyeceksiniz?

- Öncelikle iki etkinlik duyurusu yapayım. Birincisi, İzmir İSİG Meclisi 27 Nisan’da iş cinayetleri sokak resim sergisi düzenliyor. Saat 14.00-15.00 arasında ve ardından basın açıklaması yapacak, Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde. 15.30’da ise Mimarlar Odası Toplantı Salonu’nda bir sunum gerçekleştirecek. İkincisi, Ankara İSİG Meclisi 28 Nisan’da saat 13.00’te Madenci Anıtı önünde basın açıklaması yapacak. Ardından ‘Kumun Gecesi Belgeseli’ gösterimi olacak, Mülkiyeliler Birliği’nde.

Aileler konusuna gelirsek. Yakınlarını kaybeden ailelerle ilk 28 Nisan etkinliğini 2012 yılında İSİG Meclisi olarak beraber gerçekleştirmiştik. Sonrasında iki yıl ortak etkinlikler yaptık ve aileler kendi bağımsız çizgi-eylem süreçlerini gerçekleştirdiler. Oldukça önemli ve ülkemiz için yeni sayılabilecek bir adım. Ancak bu adımların işçi sınıfı mücadelesinde yer bulması gerekiyor. Tarih 1 Mayıs evveline geldiği ve bu sürecin zorluklarını gördüğümüzde pratik sorunlar çıkıyor.

- Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

- Söyleyecek çok şey var. Ama kısaca özetleyeyim: İSİG mücadelesini yaygınlaştıralım. İşyerlerini örgütlemek için amansız bir çizgi tutturalım. İş cinayetlerine karşı kararlı eylemler yapalım. Düzeni değiştirme ufkumuzu hiç kaybetmeyelim...

Kızıl Bayrak / İstanbul