(13) İstanbul’un yeni havalimanı, sermayenin altında ezilmek, işçi tanıklıkları

İstanbul Havalimanı projesinin insanlar, çevre ve ekonomi üzerindeki etkilerini inceleyen taz.gazetesi, hazırladığı kapsamlı dosya çalışmasıyla yeni İstanbul Havalimanı’nı mercek altına alıyor.

Havalimanı direnişinde tutuklanan İnşaat-İş sendikası üye ve temsilcilerinin röportajlarına da yer veren yazı dizisi; “İstanbul’un yeni havalimanı”, “Sermayenin altında ezilmek”, “İşçi tanıklıkları”, “Uslu durmayan işçiler”, “Parayı kim ödeyecek?”, “Türkiye ve Almanya’nın ortaklık tarihi”, “Bir mühendislik hikâyesi”, “Yeni İstanbul’un köyleri”, “Nereden gitsen 40 kilometre” ve “Leyleklerin göç yolunda” başlıklarıyla yayınlandı.

taz.gazetesi’nin hazırladığı dosya çalışmasının ilki olan “İstanbul’un yeni havalimanı” başlıklı yazısını paylaşıyoruz.

İstanbul’un yeni havalimanı

İstanbul’un yeni havalimanından 6 Nisan günü saat iki buçukta Ankara‘ya yolculuk eden THY uçağının kalkış anı, kamu yayın kuruluşları tarafından haberleştirildi. Defalarca ertelenen taşınmanın ardından başkente hareket eden bu uçakla birlikte, İstanbul Havalimanı artık yolculara düzenli hizmet vermeye başladı.

İstanbul Havalimanı, pek çok açıdan “en” lerin projesi. 76,5 milyon metrekarelik alanda kesilen milyonlarca ağacın yerine milyarlarca metreküp beton döküldü. Projenin ilk etabına şu ana kadar 10,3 milyar euro harcandı. Resmi sayılara göre 55 işçi hayatını kaybetti. 42 aylık inşaat süresinin ardından resmi açılışı 29 Ekim 2018 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın da katıldığı gösterişli bir törenle yapan yeni havalimanı, THY‘nin Atatürk Havalimanı‘ndan taşınmasıyla birlikte 6 Nisan‘da tamamen operasyonel hale geldi.

İki pistten oluşan ilk etapta, yıllık 90 milyon yolcu ağırlanması bekleniyor. Havalimanının tüm altı pistinin de kullanıma açılmasıyla 2028 yılında 200 milyon yolcuya hizmet vermesi bekleniyor. Eğer bu hedef tutturulursa, İstanbul Havalimanı dünyanın en büyük havalimanı olacak.

2010 yılında “Yakında İstanbul‘da üçüncü bir havalimanı görürseniz şaşırmayın,” diyen Erdoğan, “Şu anda ikisi ihtiyaca cevap vermiyor.“ ifadesiyle İstanbul’un yeni mega projesini müjdelemişti. Dokuz sene önce dünya kamuoyu, Türkiye‘nin lideri hakkında farklı bir fikre sahipti. Siyaset bilimciler, liberal demokrasiyi ve İslamı birleştirmeyi başaran “Türkiye modeli“nin, bölgedeki diğer ülkeler için iyi bir örnek olabileceği ifade ediyorlardı. O dönem AKP‘nin iktidarına meşruiyet kazandıran en önemli etken, Türkiye‘nin ekonomik büyümesiydi.

Bazı uluslararası gözlemcilerin o dönem göz ardı ettiği gerçek, ekonomik büyümenin sürdürülebilir olmadığıydı. Dış ve özel sektör borcuna dayalı büyüme modelinde inşaat sektörü büyük bir rol oynadı; üçüncü köprü ve yeni havalimanı gibi mega projeler buz dağının yalnızca görünen kısmıydı. Erdoğan, bu mega projeler aracılığıyla bir yandan iktidarına meşruiyet kazandırırken, diğer yandan kendi mirasını inşa etti.

Türkiye ekonomisi, 2018‘in son çeyreğinde daralma yaşadı. Türk lirası son yıllarda dünyanın en çok değer kaybeden paraları arasında. Ülkede yaşayan insanlar, iktidarın meşruiyetini sürekli olarak kanıtlama çabasından ötürü fazlasıyla kutuplaşmış durumdalar. Buna rağmen Mart ayının son günü gerçekleşen yerel seçimlerde Ankara ve İstanbul gibi siyasi ve ekonomik merkezler, Erdoğan‘ın AKP‘sinden muhalefete geçti.

Türkiye ve Almanya kamuoyunda havalimanı hakkındaki tartışmalar ikiye ayrılıyor. Bir kısım, havalimanını ekonomik büyümenin ve iktidarının gücünün bir sembolü olarak görüyor. Bu prestij projesi iktidarın anlattığı başarı hikâyesini ve kurmayı amaçladığı Yeni Türkiye‘yi temsil ediyor. Muhalefet ise ne pahasına olursun büyümeyi önceleyen iktidarın bu anlayışına karşı çıkarak, projenin çevre üzerindeki etkilerine, şantiyedeki çalışma şartlarına ve iş cinayetlerine dikkat çekiyor.

İnşaatta neden bu kadar çok insan öldü? Projenin inşaatın yapıldığı bölgeye olan çevresel etkileri nedir? Nasıl oldu da her şey 42 ay içinde bitirilebildi? Havalimanı buradan uçacak yolcular açısından işlevsel mi? Böyle bir projeye gerçekten ihtiyaç var mıydı?

Mega projenin inşaatı, kontrolsüz ve güvencesiz iş koşullarını beraberinde getiren bir taşeron sistemiyle mümkün oldu. Bu sistemin zorluklarını yalnızca Türkiyeli işçiler değil, gelişmekte olan ülkelerden gelen işçiler de tecrübe etti. İhaleleri almak isteyen küçük şirketler arasındaki rekabet yüzünden çok fazla taşeron firması iflas etti. Ağır çalışma koşullarından ötürü iş bırakma eylemi yapan inşaat işçileri gözaltına alındı, 61 kişi hakkında dava açıldı. Tüm bu yaşananların yanında bazı Alman şirketleri proje için mal tedarik etmekle yetinirken, bazıları da önümüzdeki 25 yıl boyunca buradan gelir elde etmeyi amaçlıyor.

İstanbul, gerçekleşen her büyük altyapı projesiyle genişlemeye devam ederken, yeni havalimanının çevresindeki emlak fiyatları da artıyor. Çevre köyler büyüyen şehir tarafından yutuluyor. Yüz binlerce hayvan, bu dönüşüm yüzünden yaşam alanını kaybediyor. Tehlike altında olan yalnızca göç rotaları Boğaz üzerinden geçen leylekler de değil; kuşların uçaklarla çarpışması, uçakların düşmesine neden olabilir. Havalimanının finanse edildiği yap-işlet-devret modeli kamu için büyük bir risk teşkil ediyor. Tüm bunların yanı sıra İstanbul Havalimanı‘ndan yolculuk edecek kişiler, uzun bekleme süreleriyle karşılaşacaklar.

Alınteri

İnşaat sektörü Türkiye’de iş cinayetlerinin en çok meydana geldiği iş kolu. Sendikacı Tezcan Acu iş güvenliği, taşeron sisteminin sonuçları ve tutuklanan havalimanı işçilerini anlattı.

taz.gazete: Sayın Acu, en son açıklanan resmi sayıya göre havalimanında 55 işçi öldü. Bu kadar ölüm nasıl meydana geldi?

Tezcan Acu: Yüksekten düşme, yük altında kalma ve çoğunlukla kamyon kazası sonucu meydana gelen ölümler var. Arkadaşlarımız havalimanına elektrik işçileri için gitmişlerdi. Ücretleriyle ilgili bir problem yaşıyorlardı. Orada işçiler bizim arkadaşların sendikacı olduğunu duyunca ölümlerden laf açılıyor. Hafriyat dökülen bölgedeki kamyon, yükünü bayrakçı veya hophopçu dedikleri bir işçi arkadaşımızın üzerine boşaltıp gitmiş. İki gün geçtikten sonra eşi gelmiş kocasını sormuş. Ondan bir gün sonra da bedenini molozların arasında bulmuşlar. Başka bir işçi arkadaşımızın ölümünden sonra ise bir yetkili 10 bin lira “kan parası” teklif etmiş.

Peki bu ölümler havalimanına özgü bir sorun mu?

Hayır. Ben kaç tane iş merkezinde, alışveriş merkezinde çalıştım. Çalıştığım her alışveriş merkezinde en az üç işçi arkadaşımızın öldüğünü biliyorum. İnşaat sektörü çok vahşi, çok fazla rant dönüyor. Türkiye‘de iş cinayetlerinin en yüksek olduğu iş kolu. Kazanç sağlamak amacıyla yatırımcıların akın ettiği, hak gasplarının çok sık yaşandığı, işçi şikayetlerinin yoğun olduğu; hukukun ve insanca çalışma koşullarının olmadığı bir sektör. Projelerin metrekareleri arttıkça işçi arkadaşlarımızın sağlığı ve güvenliği önemini yitiriyor. En çok yaralanma, sakat kalma, çalışamama durumunun meydana geldiği sektörlerden ilki madenler, ikincisi de inşaat. Çalışma Bakanlığı’na çok talebimiz oldu, hatta olaylardan önce havalimanında denetim yapılması için bir dilekçe verdik. Fakat cevap gelmedi.

İş güvenliğinin sağlanmasında bu kadar zorluk çekilmesinin sebebi nedir?

Sahaya çıkarken değişik riskler var. Başlarken iş güvenliği eğitimi bir iki gün sürüyor, sonra işçileri sahaya çıkarıyorlar. Eğer ilk şantiyeleriyse, iş kazası riski çok yüksek. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (ISIG) Meclisi raporlarında da görüyoruz, genç arkadaşlarımızın kazaları genelde çalıştıkları ilk şantiyede gerçekleşiyor. İş güvenliği önlemleri kanunda yazılı ama uygulanmıyor. Hem işçi iş güvenliğinin ne olduğunu tam kavrayamadığı için, hem de karşı tarafın iş güvenliğinde açıkları olduğu için büyük riskler oluşuyor. 42 ayda bitmesi için büyük bir hızla yapılan yeni havalimanı inşaatında gayrıresmi olarak yüzlerce iş cinayeti telaffuz ediliyor. Resmi sayılara göreyse onlarca işçi öldü. Bu ülkenin aydını, gazetecisi, savcısı bunu sorgulamayacak mı?

Sendikalar bu ölümleri engellemek için ne yapıyor?

İnşaat sektöründeki sendikalaşma süreci diğer sektörlerdekilere hiç benzemiyor. Bir atölye ya da fabrikadaki gibi değil. İşçilerin yüzde 80’i şantiyenin içerisinde yatar, çünkü oranın yerlisi olmayan arkadaşlardır. Fabrika olsa işçi bölgenin yerlisidir, orada oturuyordur, dayanışması daha büyük olur. Bu durum örgütlenmede zorluklar çıkarıyor. İşçiler arasındaki eğitim düzeyi de çok düşük, bu da bizim için bir dezanvantaj. Feodal ilişkiler hala geçerli. Gruplaşmalar, hemşehri bağları var. Bugün taşeronlaşmanın en büyük olduğu sektör inşaat. 400 tane taşeron şirket çalışıyor havalimanında. Mesela adam taşeron iş yapıyor, hemşehrilerini getiriyor, 20-25 kişi. Bu kişiler hemşehri olarak geldiği için birçok şeye tepki gösteremiyor; arada kalıyorlar. Bu ilişkiler örgütlenmeye çok engel oluyor.

İstanbul‘daki havalimanı gibi projelerde çalışan işçiler nerelerden geliyorlar?

Türkiye’de inşaat sektöründe 3 milyon kişi istihdam ediliyor. Ağırlıklı olarak Doğu’dan, Güneydoğu’dan, Karadeniz‘den ve İç Anadolu‘dan geliyorlar. İstanbul‘un aldığı pay çok yüksek olduğu için İstanbul dışındaki illerde çok fazla iş olanağı yok. Bir de inşaat sektörünün bir özelliği iş bulmanın çok zor olmaması. Herkes inşaatta çalışabilir. Bazıları geliyor altı ay burada çalışıyor, altı ay gidiyor tarlasını ekiyor. Çoğunlukla çok genç insanlar geliyor. Gurbetçilik, hemşehri ve arkadaşlık ağları üzerinden oluyor bunlar.

Eylül 2018‘de İstanbul Havalimanı inşaatında meydana gelen iş bırakma eylemi nasıl gelişti?

O dönem havalimanında toplam 38 bin kişi çalışıyordu. Eyleme yaklaşık 10 bin kişinin katıldığını biliyoruz. Havalimanına giden sendikacı arkadaşlar müthiş bir öfkeyle karşılaştılar; bu öfkeyi biraz olsun dindirmek gerekiyordu. Sendikacı arkadaşlarımız oradaki kitleyi yatıştırdılar, bunun bir yolu olduğunu söylediler. İşçiler arasından temsilciler seçildi. Sonra yönetim bunlara görüşme teklif etti. İki görüşme yapıldı. Talepler dile getirildi. Görüşmede kaymakam, jandarma komutanı, ve proje müdürü de vardı. İşçiler tepeden bakan bir tavır görünce, karşı tarafın sözlerinde durmayacağını düşündü ve görüşmeden ayrıldılar.

İşçilerin taleplerini özetleyebilir misiniz?

17 maddelik bir liste çıkardılar. Servis problemleri, yemek problemleri, sağlık hizmeti açısından binlerce kişinin çalıştığı kamplarda doğru düzgün bir hastane olmaması… Hijyenik ortamın sağlanmaması da büyük bir problemdi, yatakhanelerde tahtakuruları vardı. Arkadaşlarımızın çoğu ısırılmış, vücutları tahriş olmuş. Bunun dışında tabii bazı işçilerin altı aydır ödenmeyen ücretleri var.

Proje sorumluları nasıl bir tepki gösterdi?

Eylemden sonra bazı problemleri kabul ettiler. Masaya oturdular. Dediler ki: Evet doğru, ama siz çıkın işbaşı yapın, biz bu sorunları çözeceğiz. İşçiler ve temsilciler, “O zaman gelin çözeceğinizi kabul ettiğiniz bir protokole imza atın, biz de kalkalım işbaşı yapalım.“ dedi. İmzalamadılar. İşçiler masadan kalktı. Gece saat üçte koğuşlar jandarma tarafından basıldı. Akpınar kampında yaklaşık 1200 kişi havalimanında alıkonuldu, 500‘den fazla işçi karakola götürüldü, 31 işçi tutuklandı.

Havalimanına giden sendikacı arkadaşlar müthiş bir öfkeyle karşılaştılar; bu öfkeyi biraz olsun dindirmek gerekiyordu”

Niye çözülmüyor bu sorunlar?

Burada büyük bir sermaye var, milyarlarca euroluk bir projeden bahsediyoruz. Bu sermaye, işçiyi karşısında görmekten hoşlanmadı. Rakip kabul etti işçiyi. “Ben işçiye bu tavizi verirsem yarın benim karşımda daha çok söz sahibi olur” endişesine kapıldı. Burada işçinin grev hakkı ve talep ettiği şeyler tamamen anayasaya dahildir. Bunlar yapılırken Türkiye Cumhuriyeti‘nin anayasası da çiğnendi. İş kanunu da çiğnendi. Arkadaşlarımıza yapılan gece baskınıyla onları devlet düşmanı olarak göstermek istediler. “İtibarsızlaştırma“, “açılışı engelleme“ gibi alakasız iftiralar atıldı.

Havalimanı projesine yabancı firmaların da yatırımı var. Onlar sorumluluk taşıyor mu?

Dış kaynaklı sermaye şöyle düşünüyor: Biz nasıl olsa burada işimizi görüyoruz, bize çeşitli kolaylıklar sağlıyorlar, onun için biz de bunları görmezden gelelim. Paramızı kazanalım, kârımızı alalım ve gidelim. Yabancı firmaları doğrudan suçlamak için elimizde bir kanıt yok, ama dolaylı olarak bu havalimanı projesinin makinaları, araçları, bantları, asansörleri, yürüyen merdivenleriyle topyekün Alman firmalarının tekelinde olduğunu biliyoruz. Bu insanları çalıştıran, şantiyeyi kuran yatırımcı pozisyonundalar. Havalimanı açıldıktan sonra da servis hizmetlerini devam ettirecekler, oradan sürekli bir kazanç sağlayacaklar. Yani burada sermayenin kardeşliği söz konusu. Halbuki orada birçok ölüm yaşandı. İstediğin kadar yüksek katlı bina, plaza, iş merkezi, alışveriş merkezi yap, hepsinin altında cinayet var. Tüm bu projelerin altına işçi cenazesi var, işçinin ailesi var, yakınları var, bir toplum var, biz varız. Altında eziliyoruz.

İstanbul Havalimanı inşaatında meydana gelen ölümlü kazalar

DHMİ’nin açıkladığı resmi sayılara göre, İstanbul Havalimanı’nın inşaatında 55 işçi öldü. Bu insanlar hakkında verilmiş güvenilir bir bilgi yok.

Ramazan Yüce. İstanbul Havalimanı’nda hafriyat kamyonu şöförü. Şantiye içinde 2 Eylül 2018 tarihinde meydana gelen trafik kazasında toprak altında kaldı.

Kadir Kenger. Maraşlı. 7 Temmuz 2018 tarihinde Sarılar firmasında vinç operatörü olarak çalışırken mobil vinç halatının kopması sonucu 30 ton ağırlığındaki yük altında ezildi.

Yaşar Sevinç. Hataylı. 21 Mayıs 2018 tarihinde şantiyenin kuzeyinde, deniz tarafındaki limanda gerçekleşen kalıp patlaması sonucu öldü.

Abit Aydın. Siirtli. 15 Mayıs 2018 tarihinde şantiyenin terminal binasında E katından D katına düştü.

Lokman Kazdal. Rizeli, iki çocuk babası. 12 Nisan 2018 tarihinde Metal Yapı firmasında şef dapartmanlığında işçi olarak çalışıyordu. Cam blok, vinçle üst kata çekilirken halat kopması sonucu Kazdal’ın üzerine düştü.

Serdar Kibar. 9 Nisan 2018 tarihinde kamyon şöförü olarak çalıştığı şantiyede yukarıdan malzeme indirilirken, dağılan bant rulolarının altında kaldı.

Serkan Yaman. Eyüp’teki belediye döküm sahasında kendi aracıyla başka bir araç arasında sıkıştı. Bayburt firmasında çalışıyordu.

Gökhan Türkben. İstanbul Havalimanı’nda inşaatında MNG Tesisat’a bağlı Solit şirketi işçisiydi. 14.02.2018’de, Terminal-1 binasında 4 metre yükseklikten düştü.

Orhan Bingöl. 22.01.2018’de Terminal inşaatında yaklaşık 8 metredem asansör boşluğuna düştü. Erzurum’un Tekman ilçesinden gelip işe başlayalı iki gün olmuştu. 5 çocuk babasıydı. Ailesine olayı kapatması için 10 bin TL kan parası teklif edildi.

Kemal Koçak. Dersim, Mazgirt’ten çalışmaya geldi. Şantiyeye giren araçların kaydını tutuyordu. Keple çarpması sonucu, 25.12.2017 tarihinde öldü.

Mustafa Köksal. Ordu, Kabataş. Ölüm tarihi: 19.10.2017.
İsmi bilinmiyor. Ölüm tarihi: 08.02.2017. Ölüm nedeni: Yüksekten düşme.
İsmi bilinmiyor. Ölüm tarihi: 29.01.2017. Ölüm nedeni: Yüksekten düşme.

Ali Öztürk. 29.01.2017 tarihinde, şantiyede kalp krizi geçirdi.

Taner Tosun. Kars. 25.01.2017’de, karanlığın etkisi ile önünü göremedi, yüksekten düşerek öldü. 40 gün önce işe başlamıştı.

Harun Kılıç. havalimanında WMK firmasında işçiydi. 24.01.2017 tarihinde 4. kata kurulan iskeleden düşerek öldü.

Ali Alak. 27 Aralık 2016 tarihinde, WMK firmasında çalışırken öldü. Ölüm şekli bilinmiyor.

Şevki Şişik. 17 Kasım 2016 tarihinde meydana gelen kamyon kazasında öldü. Çeta Yapı ve Orkun Grup’a bağlı çalışıyordu.

İsmet Atmaca. Erzurumlu. İGA’nın taşeronu olan bir firmada trafik kontrol elemanı olarak çalışıyordu. 23 Ekim 2016’da öldü.

Kadir Oruç. 15 Ekim 2016 tarihinde kalıpçı olarak çalıştığı terminal binasında 3. kattan düşerek öldü. Emniyet kemeri yoktu.

İbrahim İçyer. 24 Eylül 2016’de İDA İnşaat firması bünyesinde kamyonların geçişine kılavuzluk ederken bir kamyonun altında kalarak öldü.

İsmi bilinmiyor. 22 Eylül 2016’de üstyapı inşaatında çalışırken üzerine kalıp düşmesi sonucu öldü.

Cengiz Aydoğan. 6 Eylül 2016’da üzerine çelik palet düşmesi sonucu öldü.

Ammar Koç. Şantiyede çalışan 23 yaşındaki Ammar Koç, 27 Şubat 2016 tarihinde özel aracıyla beton mikserinin altında kalarak öldü.

Nurettin Özdemir. 23 Ocak 2016’da pist yapım şantiyesinde iki kamyon malzeme boşaltırken, damperi açık kamyonun diğer kamyonun üstüne düşmesi sonucu sürücü kabininde ezilerek öldü.

Turgut Demircan. 12 Mart 2015 tarihinde, kullandığı hafriyat kamyonunun Arnavutköy yolunda devrilmesi sonucu öldü.

Osman Ceylan. 8 Temmuz 2014 günü, kullandığı iş makinesi gölete uçtu. Kazada iş makinesi tamamen sulara gömülürken 41 yaşındaki Ceylan boğularak öldü.

Alınteri

Eyleme katıldığı için cezaevine giren bir usta, iflas eden bir taşeron, kontratı olmasına rağmen otobüse bindirilip şantiyeden yollanan Nepalli bir işçi. Üç insan, üç hikâye.

Baran Kırgın, 27 yaşında. Urfa, Siverekli. İşsiz. 14 Ağustos-14 Eylül 2018 tarihleri arasında havalimanı inşaatında çalıştı. Yükseltilmiş taban ustası olarak 1800 lira maaş alıyordu. Eylül ayında katıldığı eylemin ardından tutuklandı ve 90 gün Silivri cezaevinde kaldı. Aralık ayında tahliye edildi. Mart ayında adli kontrolü kalktı.

“Yıllardır orada çalışan işçi arkadaşlarım vardı. Önceden duyduğumuz tüm vakalarla, çalışmaya başladığımız ilk gün karşılaştık. Tahta kuruları, yemeklerin son kullanma tarihlerinin geçmiş olması, küflenmiş yataklar, servis sırası… Orada çalıştığım sürede dokuz kişinin ölümüne şahit oldum. Resmi kayıt kimse tarafından tutulmamış. Kan parası alarak davadan vazgeçen çok aile var, cinayetlere karşı kamu davası da açılmadı. Bir ayda dokuz kişi öldüyse dört yılda 300 civarında işçi ölümü yaşanmıştır.

İşçiler tüm bu yaşananlara karşı ses çıkarmak için örgütleniyorlardı. Diyalogla çözüm mümkün olmadı. Taşeronlar işi diğer taşeronlara devrediyor, ortada sorumlu yok. Sendikanın da hatası var. Bu inşaat alanında yıllardır sorun vardı, ancak sendika daha erken örgütlenme yapamadı. En nihayetinde 14 Eylül’de sendika ve işçiler, hukuksuzluklara karşı bir eylem başlattılar. Biz de bunu bekliyorduk. Direnişi başlatanlara destek olduk.

Eylemin akşamında koğuşların kapıları koç başlarıyla kırıldı. Daha sonradan iddianamede o kapıları bizim kırdığımız söylenecekti. İGA personeli bani ters kelepçe takarak gözaltına aldı. Kamp alanındaki prefabrik karakolda 6 saat ayakta beklettiler. ‘Sizi FETÖ mü yoksa PKK mi gönderdi?‘ diye hakaret ettiler, ajanlık yaptığımı söylediler.

“Türkiye’nin kalkınmasına engel oluyorsun, teröristsin”

Sonra polis beni karakola götürdü, altı defa sorguya çekti. Bazı arkadaşları darp ettiler. Avukat hakkı da tanınmadı. Kamu malına zarar verme, polise direnme, silah veya başka aletlerle eyleme katılmakla suçlanıyorum. Hakkımda ‘Kişi sol kolunu havaya kaldırarak “Direne direne kazanacağız!” diye slogan attı.‘ yazıyor. Delil, sol kolum. Bir de WhatsApp konuşmalarında yazılanlar. Arkadaşlarla iletişimde olmak için bir WhatsApp grubu kurmuştum: ‘Kararlı kişileri gruba ekleyin. Mutlaka kazanacağız‘ yazmışım. Savcı karşısına çıkmadan tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edildim ve tutuklandım.

Cezaevinde koğuşta kalanların çoğu hükümete yakın haber kanallarını izliyordu. Haberlerde Türkiye’nin kalkınmasına engel olduğumuza dair haberler çıktı. İçeride bunu izleyenler beni tehdit etti. ‘Türkiye’nin kalkınmasına engel oluyorsun, teröristsin’ dediler. Hayati tehlikem vardı. Bardak kırıp, kırık camı yastığımın altına koyarak uyudum. Tutuklanan işçiler arasında 18-19 yaşında işçi çocukları da vardı. İnşaat içinde o kadar çok üretim aksaklığı var ki, burayı söyledikleri tarihte nasıl açacaklar bilemiyorum.”

***

Merve Demirci*, 32 yaşında, İstanbullu, elektrik mühendisi. İşsiz. Bir arkadaşıyla kurduğu şirket ile taşeron olarak havalimanı inşaatının elektrik işlerini yapmaya başladı. Şirketi, inşaatı yürüten İGA’nın taşeron firması EHA’ya bağlı olarak çalışıyordu. 20 aylık çalışmadan sonra, 29 Ekim 2018’de şirketin şantiyedeki işine son verildi.

“Üçüncü havalimanı inşaatında 80 kişilik bir ekiple, taşeronun taşeronu olarak çalışıyorduk. Bir sürü uygulama kanunsuz bir şekilde işliyordu. Örneğin üçüncü havalimanındaki işlerin bittiğini göstermek, bir an önce faaliyete geçirmek için bize elektrik kablolarını üstünkörü bağlattılar. İdareten yapılan bu işler, gelecekte havalimanı yönetiminin başına büyük dert açacak. İlk başlarda taşeronlarla yapılan iş sözleşmelerinde yeme, içme, yatma ve ulaşım gibi maddeler yoktu. Biz karşı çıkınca bu defa ‘Tamam vereceğiz’ dediler. Ancak anlaşmaları feshedilerek şantiyeden çıkarılan şirketlerin önüne yüz binlerce liralık faturalar kondu ve söz verilen bu hizmetlerin bedelleri geri alındı. Bir milyon liraya yakın ödeme yapmak zorunda kalan firma bile oldu. Batan çok sayıda taşeron var.

Bizim şirkete bağlı işçiler arasında hayatını kaybeden olmadı. Ama şantiyede çok işçi öldü. Ölen işçilerin üzeri o kadar hızlı bir şekilde örtülüyor, cenaze öyle hızlı kaldırılıyordu ki… Kimse işçinin öldüğünü göremiyordu bile. Ölen işçilerin fotoğraflarını çekmek dahi yasaktı. İşçi ailelerine “kan parası“ ödenerek pek çok iş cinayetinin üstü örtüldü.

“İGA yetkilileri bize bir liste verdi ve eyleme katılan işçileri işten çıkarmamı istediler”

Firmama bağlı çalışan 80 işçiden birkaçı Eylül 2018‘de havalimanındaki olumsuz şartları protesto etmelerinin ardından tutuklandı. Biz işçilerimizi direniş için serbest bırakmıştık; hatta haklarını aramaları için onlara avukat dahi tuttuk. Ben de o şantiyede yatılı olarak kalıyordum, yani aynı kötü şartlarda ben de yaşamak zorunda kaldım. O nedenle ilk günden beri işçilerin direnişini, şikayetlerini hep haklı buldum ve onları durdurmaya çalışmadım. Direnişten sonra İGA yetkilileri bize bir liste verdi ve eyleme katılan işçileri işten çıkarmamı istediler. Kabul etmedim.

Büyük mağduriyetler yaşadık. 29 Ekim’de bizi şantiyeden çıkardılar. 100 bin lira alacağım vardı. İş yaparken iskele ve manlift gibi malzemeleri üzerimize zimmetlemişlerdi. Bunları geri vermediğimiz için bize tahsilat yapmadıklarını söylüyorlar. Oysa bu malzemelerin hepsi havalimanı şantiyesinde. Alacaklarımı tahsil edemediğim için yaklaşık 150 bin liralık vergi borcum bulunuyor. Şu anda işsizim. Piyasa o kadar kötü ki… Hayatımda ilk defa iş bulamayacağım diye çok endişeleniyorum. Maaşla iş arıyor ama bulamıyorum. Evimin bir odasını kiraya vermek zorunda kaldım. Ben de dahil olmak üzere şantiyeden çıkarılan şirketler dava açmadı. Karşınızda Erdoğan’ın en yakınları olan Cengiz İnşaat ve Limak gibi şirketler var. Kime dava açabiliriz ki?”

***

Murari Sigdel, Nepalli, 33 yaşında. Nisan-Kasım 2018 arası havalimanı projesinde çalıştı.

“Bir yıl önce, Kathmandu’daki Delta işgücü ajansına Türkiye‘den Adem Özkan isimli bir adam geldi. Şantiyede formendi, bizimle görüştü. İGA için çalışıyordu. İskele işçisi olarak çalışmak için 2 yıllık kontrat imzaladım. 600 küsür kişi seçildik ve yola çıktık. Nepal’de imzaladığımız kontratı İstanbul‘a varır varmaz elimizden alıp yerine bir yıllık bir kontrat ve bir kamyon şoförü kartı verdiler. Oysa şantiyede çalıştığım sürede getir götür işleri ve temizlik işleri yaptırdılar bana.

Uçaktan inince bizi kampa götürdüler. Şantiye alanının içindeki kampta kaldık. Her şey gayet temizdi, işletmesi iyiydi. Yemekler iyiydi. Bir odada dört kişi kalıyorduk. Türkler ve Kürtler de vardı. Bu konuda bir şikayetim yok. Sabah 7‘de iş başı yapıyorduk. Akşam 18.30‘a kadar duvarın içindeki harcı çıkarıyor, küçük taşları temizliyorduk. Altı ay böyle geçti. Başta aylık 615 Dolar civarında para alıyorduk. İki ay sonra 650 Dolar oldu. Günde 12 saat için.

“Eve dönmem için bilet paramı bile ödemeden, kontratımı yok sayarak kovdular”

Pasaportumuz altı ay boyunca onlardaydı. Ayda iki gün iznimiz vardı; bu günlerde gezmek için Arnavutköy‘e gitme hakkı veriyorlardı. Eylül ayında kampta ayaklanma olduğunu duyduk. İnsanlar haklarını arıyordu, fakat biz bir şey görmedik. Bizim kampta bir olay çıkmadı. Sonra Kasım ayında bir gün aniden artık bizimle çalışmaya ihtiyaç duymadıklarını söyleyip 300 kişiyi işten attılar. Eve dönmem için bilet paramı bile ödemeden, kontratımı yok sayarak kovdular. 12 kişiyle birlikte otobüse bindirip Taksim‘e gönderdiler.

Otobüsten inince ne yapacağımızı şaşırdık. Eve dönüş paramız yoktu, ailemizi arayıp para istemek zorunda kaldık. Üç gün sonra ülkemize döndük. Çok utanç vericiydi. Adem Özkan‘a ulaşmaya çalıştık, umurunda olmadı. Nepal’deki Delta Ajansı’na neden böyle bir şey olduğunu sorduk. Bizim diyeceklerimizle ilgilenmediler. ‘Bir şey yapmışsınızdır, bir yanlışınız olmuştur ki sizi işten çıkardılar‘ dediler. Mahkemeye de başvuramadım. Yoksul bir aileden geliyorum ve bu benim için bir seçenek degil. Bize yanlış davrandılar, hakkımızı elimizden aldılar. Çok korkunç bir durumdu.“

taz.gazete, Murari Sigdal‘in ismini verdiği Adem Özkan‘a ulaştı. Özkan, Nepal‘e bir kere İGA adına gittiğini söyledi. 12 işçinin kontratlarının sebepsiz yere iptal edildiği ve şantiyeden otobüslere bindirildikleri iddiaları üzerine: “İş bitiminde paralarını aldılar. Eğer kontratları iptal edildiyse nedeni kendileridir; işe çıkmamışlardır, suç işlemişlerdir. Zaten geride kalan 250 kadar Nepalli de yakın zamanda gidecek.“ ifadelerini kullandı.

Alınteri