(13) Havalimanı işçisi: Asker ve polis bütün dünyada sermayenin arkasında

Kötü çalışma koşullarına isyan ettikleri için tutuklanan İstanbul Havalimanı inşaatında çalışan bir işçi, yaşadığı süreci Evrensel'e anlattı. Gözaltı sırasında jandarma tarafından darbedildiklerini anlatan işçi, “Askerlik denildiği zaman akan sular dururdu bizim aile için. Ama şunu öğrendim, asker ve polis bütün dünyada sermayenin arkasında, milletin değil. 5-6 sene öncesine kadar anne baba, ablalarım hep AKP yanlısıydı. Bunları baskıları arttırdıkça yavaş yavaş neyin ne olduğunu anlamaya başladılar. Sonra onlar da muhalif olmaya başladı. Son 5 yıldır AK Parti’ye tahammülleri yok. Zaten bu olaydan sonra hepten, sadece AK Parti değil, jandarma, polis, hükümet, devlet... Tüm algı değişti” dedi.

"SÜREKLİ ‘HADİ HADİ’ VARDI"
Çalışma koşullarını anlatarak başlıyor işçi: “Orada şöyle bir ortam vardı. Mesala susadın, ekipte su yok. Su içmeye gideceksin. Yaklaşık 500 metre yürüyorsun. O koskoca alanda 500 metre yürümek en az 10-15 dakika. O arada formen ya da mühendis gelirse ne oldu, nereye gittin diye ayrıca fırça yiyorsun. Tuvaletler pislik içerisinde. Sürekli hadi hadi vardı. ‘Hadi yapın, hadi bitirin, hadi biraz daha çabuk, hadi bugün bitirelim, akşama yapalım, akşama bitirelim’ gibi sürekli baskı vardı. Sahada yemek sıkıntısı vardı. Yemek geliyordu ama yetmiyordu. Bir de çok sıra bekliyorduk. Bazen yarım saat, bazen de 45 dakika sırada beklediğimi hatırlıyorum. Kuyruk oluşuyor böyle zikzaklı oluyor, dışarı da uzayıp gidiyor sıra. O derece kalabalık. Beyaz yakalıların yemekhanesi kapalı alanlar, işçilerin dışarıda. Yağmurda çamurda o soğukta oraya gitmek, bir de her gün gitmek ayrı bir dert. Mühendislerin yemekleri daha güzel, temiz. Bir de bizimkilere bakıyorsun, temizi bıraktım yeter ki içeri alsınlar o da yok. Oranın soğuğu da anlatılmaz, öyle böyle değil. Yazın soğuk su bulamıyorsun. Mesela işten paydos ettik saat 19:00’da. Üstünü başını değiştiriyorsun havlunu alıp banyoya geçtin su yok. 9-10’a kadar suyun gelmesini bekliyorsun. Kışın da sıcak su yok. tank kapasitesi çok az çünkü. Herkes aynı anda çıktığı için yetmiyor. En iyi ihtimalle 9’a kadar bekliyorsun. Öte yandan haftada en az iki gün mesaiye kalmak zorundasın. Buna rağmen maaş 2 bin 300’ü geçmiyordu. İlk başta iyi maaş veriyorlar diye gittim oraya ama baktım hafta sonları çalışılıyor, akşamları ekstra çalışılıyor, bunlarla birlikte 2 bin 300 lira veriliyor.”

"ÜCRETLER ÖDENSE FAZLA MESAİ ÖDENMİYOR"
Aynı şantiyede 3 işyeri değiştirmiş. İlk olarak MNG isimli taşeron firmada çalışmış. Fazla mesai ücretini düzgün alamayınca oradan çıkıp İGA’ya geçmiş. Burası da fazla mesai ücretlerini 6 ay sonra verince oradan da ayrılmış. “Ben ev aldım, borcum var, faturalarım var. 3 tane kardeşim var, hepsi de okuyor. Hepsinin yükü üzerimde. Onları okutmam, evin borcunu ödemem lazım. Vermeyince işten çıktım” diyor. İşten çıktıktan sonra bir ay boşta kalmış daha sonra tekrar başka bir firmada işe başlamış. İşte başladıktan sonra orada da fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle çıkmış.

"BU SIKINTILARI BEN DE YAŞADIĞIM İÇİN GREVE KATILDIM"
“Çalıştığım eski firmadaki formeni arayıp iş aradığımı söyledim. Aradı gittim. O gün de eylem oldu” diyen işçi sonrasında yaşadıklarını şu şekilde anlattı: “Bu sıkıntıları ben de yaşadım, düzeltilmesini istiyordum. Greve katıldım ben de öğleden sonra. Akşama kadar birlikte hareket ettik işçilerle. Orada öyle bir atmosfer var ki; biri bir şey yapsa, herkes yapacak. Çünkü iç içesiniz. Hele ki işe gidiş saatlerinde hemen hemen bütün işçiler, aynı saatte birbirlerine bakıyorlar. Biri bir şeyler yapsa, yüzlerce kişi hak verse ne olur, büyük bir kalabalık olur. Kendiliğinden bir kişi sıkıntısını dile getirmiştir, yolu kapatmıştır, onu gören onlarca, yüzlerce kişi destek vermiştir, yüzlerce kişiyi gören binlerce kişi de o yüzlerce kişiye destek vermiştir. Ben de oraya geliyordum, yolda öğrendim grev olduğunu. Gelmişken destek olayım dedim. Sonuçta kötü bir şey yapmıyoruz. Sadece düzgün ve verimli çalışmak için bize verilen hakların yerine getirilmesini istiyoruz. Bunları çok gördüler işçilere. İlk başlarda ‘Siz işinizin başına gidin biz yapacağız’ diye geçiştirmeye başladılar. Kabul edilmedi. İGA bu talepleri karşılayabilecek durumda. Türkiye’nin koskoca 5 şirketi. Basit şirketler değil. Ama onlar da bugün bunları kabul edersek yarın başka şeyler de talep edecekler, başka yerlerdeki inşaatlarımıza da yansıyacak kaygısıyla hep geçiştirdiler. Bir de hükümetin kolluk kuvvetlerini arkalarına aldılar. O şekilde bizi bastırdılar, sindirdiler.”

"TUTUKLANACAĞIMIZI HİÇ BEKLEMİYORDUK"
Jandarmanın gece 03:00’te koğuşa geldiğini, kapıları şiddetli bir şekilde çaldığını belirten işçi, “Tutuklanacağımızı hiç beklemiyorduk. Benim yaptığım hiçbir şey yok. Sadece yürüyüşe katıldım. Üzerimde ne varsa alıp gözaltına aldılar. Neden olduğunu soruyorum, konuşmama dahi izin vermiyorlar. Kamp amirliğine götürdüler. Geleni geçeni dövüyorlardı. Ben de şiddetli bir şekilde dayak yedim. Mesela birini gösterip kim olduğunu soruyor. ‘Bilmiyorum, tanımıyorum’ dediğin an ‘Beraber eylem yapıyorsunuz, nasıl tanımıyorsunuz’ deyip tekme tokat vuruyorlardı. Boynunu sıkıyorlar, karnına vuruyorlar, tekmeliyorlar. Sancılı bir süreç yaşadık gözaltında” dedi.

Daha sonra Arnavutköy Karakoluna götürüldüklerini aktaran işçi şöyle devam etti: “Oradan hastaneye gittik. Darp raporu aldık sözde. Kelepçeler çok sıkıydı, ellerimiz morardı. Ama doktora gösteriyoruz, kelepçeyi dahi açtırmadı. Kelepçeyi çıkartır diyorum, gerek yok diyor. 5 metre karelik alanda 20 kişi kalıyorduk. Ne yatabiliyorduk, ne uzanabiliyorduk, ne de oturabiliyorduk. Yani üst üsteydik. İki koğuş vardı, ikisinde de aynı durum vardı. Hayvanları ahıra soktuğunda bile o muameleyi yapmazsın yani. 1 buçuk gün orada kaldık. Daha sonra Sarıyer’e götürüldük. Bir gece de orada kaldıktan sonra mahkemeye çıkarıldık. 12 saat boyunca kelepçeli kaldık. Yemeğimizi, suyumuzu içemiyorduk. Mahkemede de sanki yukarıdan gelen bir karar vardı. Hiçbir sorgu sual yok. ‘Anlat, otur’ sadece. Hiçbir şey sormadı. Direkt cezaevine gönderdiler. Cezaevi sürecinde de herkes yıkıldı. Kendime üzülemedim. Kendini demir parmaklıklara vuran mı, duvara vuran mı, jandarmaya saldıran mı dersin... Sanki her şeyini kaybetmiş durumdaydı insanlar. Her şeyin elinden gidiyor, her şeyden önemlisi özgürlüğün elinden gidiyor. Daha önce böyle bir şey yaşamamıştım. Benim hiç alakam yok eylemle, grevle, siyasetle. İnsanların o tepkileri vermesi zaten ilk defa olduğunu gösteriyor.”

Başta tutuklanmayı büyük bir sorun olarak gördüğünü ancak içeri girip çıktıktan sonra böyle olmadığını öğrendiğini belirten işçi, “Yaşadıklarımıza tecrübe olarak bakıyorum” dedi.

"AİLECE TÜM ALGIMIZ DEĞİŞTİ"
Tutuklamanın ardından işçi olan baba ile ev kadını olan anne oldukça kaygılanmış. Böyle bir şeyi hiç beklemediklerini söyleyen işçi, “Maddi açıdan da büyük zararımız oldu. Yıkım oldu ailem için. Ama sonuna kadar da desteklediler. İnanmadılar bir türlü bana. Bir şey yapabileceğimi düşündüler. Bizi karalamak için söylenen şeyler dedim. Bunlar terörist, dış güçlerin elemanları diyerek bizi suçlu göstermeye çalıştılar. Ama biz de bunun aksini ispatlamak için elimizden gelen mücadeleyi vereceğiz” diye konuştu.

“Askerlik denildiği zaman akan sular dururdu bizim aile için” diyen işçi, bu süre zarfında kendisinin ve ailesinin tüm algısının değiştiğini şu sözlerle anlatıyor: “Bizim için askerlik kutsaldı o zamana kadar. Şimdi bakıyorsun, asker diyorsun, vatan millet diyorsun ama bu zulmü bize yapan bu asker, başımızdakiler. Bir şey yaptım suç işledim desem, eyvallah, gam yemeyeceğim. Başımı eğerim, devlet baba, bizim asker derim. Yine saygı ve sevgimi gösteririm. Ama ortada bir suç yok, bir hata yok. Şok yaşıyorsun. Hiç beklemiyordum ben askerlerden böyle bir şey. Ama şunu öğrendim, asker ve polis bütün dünyada sermayenin arkasında. Sermayenin kolluk kuvveti, milletin değil. Maaşlarını bizim vergilerimizle alıyorlar ama bizim için orada değiller. AK Parti konusunda da ailemin algısı değişti. 5-6 sene öncesine kadar anne baba, ablalarım hep AKP yanlısıydı. Baskılar artıkça yavaş yavaş neyin ne olduğunu anlamaya başladılar. Sonra onlar da muhalif olmaya başladılar. Son 5 yıldır AK Parti’ye tahammülleri yok. Zaten bu olaydan sonra hepten, sadece AK Parti değil, jandarma, polis, hükümet, devlet... Tüm algı değişti.”

"KAZA DEĞİL CİNAYET BUNLAR"
Yaşanan iş cinayetlerine de değinen işçi şunları söyledi: “İnce ince detay vermek yerine şöyle kabaca bir hesap yapayım. Çok önlem alınmıyor. Basit önlemler alınıyor. Kaza değil cinayet bunlar. İzlenen çalışma politikası yüzünden yaşanan şeyler. Demek ki birilerinin ihmalleri ve göz ardı ettiği şeyler var. Bu ihmallerden birini anlatayım siz toplamda olan şeyleri anlayacaksınız: Bir sacı yüksek bir yere koyup, dört köşesine kaynak atmışlar. Altına konsol atmamışlar. Sadece geçiştirmelik yapmışlar. Orada daha sonra iki boyacı geliyor abi kardeş. Oraya çıkıp boya yaparken sacla birlikte aşağı düşüp ölüyorlar. Yüksek bir yerde. Baktığınızda güvenli görünüyor. Çıkıp rahat rahat işlerini yapıyorlar. Şimdi buraya konsol atılsaydı bir şey olmazdı. Ama orayı bitirelim de daha fazla kazanç elde edelim mantığı ile yapıldığı için böyle oluyor. Tamamlamadan başka yere gidiyorlar. Ne kadar çok iş yapar, tutanağa geçirirlerse İGA’dan o kadar çok para alıyorlar çünkü. Bunun için de tüm işleri yarım yamalak yapıyorlar. Bu da iş cinayetlerine neden oluyor. Hükümet bu iş cinayetlerini bitirebilir ama uğraşmıyorlar. Kaç kişi ölmüş hiç umurlarında değil.”

Vedat Yalvaç / Evrensel